O kadar âşıklar varken, hakkım var mıydı gelmeye

Abone Ol

Hava sıcak.

Havva’nın ayrılığı kadar yanık Arafat.

Cennetten çıkarıldıktan sonraki gibi bir burukluk.

İlk kadın ve erkek.

İlk aşk.

İlk yuvanın, ilk aşkın, ilk ailenin temeli cennette atılmıştı.

İlk hata da zuhur etmişti.

Rahman’ın yanaşmayın dediği günah işlenmişti.

İnsanoğlunun ebedi kalabileceği cennetten çıkarılma vakti gelmişti.

Ne ki bir bedel ödenecekti.

Ağır bir ayrılık süreci yaşanacaktı.

İki sevgiliden Âdem’in kaderine Hindistan düşmüştü.

Havva için, içindeki ateş kadar yakıcı Arabistan uygun görülmüştü.

Ağlayışları, yalvarışları, affedilmeleri için döktükleri gözyaşları iki yüz sene sürmüştü.

Sonunda tövbeleri kabul edilmişti.

İki aşığın buluşması için Rahman merhamet kapılarını açmıştı.

Üstelik tek damla günahtan iz kalmamacasına her şey silinmiş yeni baştan başlatılmıştı.

“Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.” (Ta’ha)

Hem doğru yola yöneltilmiş,

Hem tövbesi kabul olmuş,

Hem de seçkin kılınmıştı.

Rahman tarafından Kâbe’yi inşa etmekle emrolunmuştu.

Bir yolcuydu artık Âdem.

Hindistan nere, Arabistan nere.

Kuş olup uçmak Havva’sına bir an önce kavuşmak istiyordu.

Havva Kadın, Cidde’de idi, her yanda sevdiği insanı aramakta idi.

Arayışlarını Arafat’a dek sürdürmüştü.

Arafat ovasında Müzdelife de buluştular.

Hz. Havva onu tanıyamadı, uzun yıllar sevdiği adamı çok değiştirmişti.

İmdatlarına Cebrail Aleyhisselam yetişti.

Onları tanıştırdı.

Çılgınlar gibi sevindiler.

El ele Mina’ya doğru gittiler.

Ne kadar özlemişlerdi birbirlerini.

Hasret bitmişti artık.

Yeryüzü bomboştu, sadece dağlar taşlar ayakta idi.

Aile olmuşlar, pek çok çocuğa kavuşmuşlardı.

Dünya insanlığının önderliği bile Âdem’e nasip olmuştu.

Ayrılıkları bitiren yer Arafat.

Milyonlarca insan bu yıl bir kez daha toplandık.

Âdem ile Havva’nın buluşma yerinde.

Arafat, ahıretteki Arasat meydanının bir provası idi.

Sanki ölmüşte, sevdiklerimizi buluşma noktasında aramakta idik.

Âdem ile Havva’yı sevgisinde buluşturan Rahman, bir kez daha rahmetini esirgememiş, kulları için Arafat dağını şefkat ve sevgi rengine boyamıştı.

Allah’a isyan etmek, Rahman’dan uzun seneler ayrı kalmak, yönünü başka kıblelere çevirmek, ayrılığın en büyüğü idi.

Ayrılığın en çetini idi, Rahmanın aşkından uzak düşmek.

İnsanlar şimdi uzun yıllar Allah’dan ayrı kalmışlığa ağlıyorlardı.

İki âşık Âdem ile Havva aslında birbirlerini ararken, Rahman’ın aşkını da aramakta idiler.

Kavuştuklarında, buluştuklarında kendi sevdalarından daha büyük bir aşkın da farkına vardılar.

Allah’ın aşkının.

O gün Rahman’ın misafiri idik Arafat’ta.

Onun sevgisi gönülden gönüle dolaştı.

Gözyaşları sel oldu vakfede.

Arafat’ın sıcağı kadar yakıcı idi yakarışlar.

İnsanlar O’nun merhametine, şefkatine, sevgisine bir kez daha sığındı.

O kadar muhtaçtık ki bu sevgiye.

Bu muhteşem sevgi her yanı kuşatmıştı.

Bir an yoksullar, garipler, âşıklar, fakirler, güçsüzler düştü aklıma.

Acaba o kadar yanıklar, âşıklar, fakirler; Rahman’a kavuşmak için ağlarken.

Bu cehaletimle, bu cürmümle, bu cüretkârlığımla; hakkım var mıydı sana gelmeye ey Rahim olan.

Ey merhametlilerin en merhametlisi.