ilk maçları oynandı super ligimizin. Her biri ayrı bir futbol otoritesi olan kulüp katibi yazıcılarımızın derdi krallarla, imparatorlarla..
Sirkeci Garı’nda TRT elemanları kameralar eşliğinde bir bayram arifesi yurda giriş yapan “Almancı”larımıza soruyor: Çok para getirdiniz mi?
Hükumetin gözü ordan gelecek parada. Çoğu gurbetçimiz “Eh işte” gibi cevaplar verirken sadece bir kişi “Ne parası? Kazandığım ancak boğazıma yetti!” demişti. Eli mikrofonlu TRT elemanı kenara itiverdi, başkasına yöneldi.
Kral’a hasret futbol katiplerimizin, “Döndü” dediği çocuğu, ben, ne parası diyen gurbetçimizle eşitledim. Geldiği takıma, gitmeden oynadıkları o maçın, hani heykelli futbolcu üretilen o maçın izahını ondan beklemek hakkımı baki kılarak.
Emenike’nin eski takımıyla karşılaştığı o maçta, üçüncü sınıf futbolcu tarafından katledilmesine seyirci kalan katip elemanlar Konyaspor’un en golcü oyuncusunun yine bir üçüncü sınıf futbolcu tarafından imhasına tepkisizliklerinde, kralcılıklarının etkisinin yanında, takımının haklarını savunma zaafiyetli Konyaspor başkanı’nın, senede iki kere ve sadece FB maçları arefesinde konuşmasının da payı vardır.
O hakemler bu hakemler, o futbolcular bu futbolculardır..
Bir “Güllü” soyadlı futbolcumuz vardı. Oynadığı rakiplerinin içinden tek bir kişi çıkmaz, onun tekmesini, faulünü yemediğini söyleyebilecek. Sahi şimdi o nerde?
İlk maçlardan sonra gündem yapılan ve Tudor’un göndermesini, espri yapmıştı basitliğiyle yutanlar bu hafta ondan neden hiç bahsetmediler? Boyu mu arttı? Kafasını kaldırarak bakmak zorunda kaldığı rakiplerine olumsuz tavırlar sergilemesini efelik diye yazanlar, elbette tıp tahsili yapmadıklarından bilmezler, asıl sorunun, kafasının, her öyle pozisyon aldığında kansız kalmasında olduğunu..
Paylaşma özürlü Volkan Şen’de, golleriyle hatırda kalan ve bir golü “yılın golü” seçilen Stoch’u aynı kefeye koyması hormonik “Kocaman”ın, anılacak ve yazılacak tek golünün olmamasının kıskançlığından başka birşey değildir. Seyirciyle bütünleşen Vişnevski’yi ikiz’iyle birlikte olup aynatmadıklarını ben unutmadım. Fenerbahçe’nin o sene Rusya’da tutulan tek Türk takımı olması öyle engellenmişti.
Kulübe oturucusu yapılan bir futbolcudan daha bahsetmezsek olmaz. Tudor’u gönderecek, imparatoru getirecek ilan edilen o futbolcudan da belki ancak yıllar sonra alabileceğim bir cevap beklentim var.
Geldiği takımı tercihi, kulağına fısıldanan bir cümle dolayısıyla olduğu, nerede yazıldı, nerede dillendirildi, hatırlamıyorum.
Lakin aklıma yatmış, mantığıma uymuştu o fısıltı. Temmuz ayının çok sonra gelmesi de beynimi yoran bu tür düşüncelerle yaşamamı kolaylaştırmıştı. Ahirini merakım, aylarla mevsimlerle ilişkilendirilmesin. Rakip ceza sahası önlerinde kral çocuk+hakem ortaklığıyla, çok güzel frikik golü attı diye yazdırdığı günleri neden hazmedeyim. Bizim okuduğumuz mekteplerde, aldığımız eğitim engeldir buna.
O hakemler, bu hakemlerdir. Bıyıklısıyla, kıllısıyla, çakır damgalarıyla..
Ben eczacıyım. Asabiye ilaçlarının, antidepresanların, anksiyete ilaçlarının ne zamanlar RPT edildikleri hakkında kendi inandığım bir yorumum var.
Şimdi aklıma takılan soru şu: O hakemlerimizi, bu hakemlerimizi, (onların haberi olmadan) satış grafikleri yükselticisi olarak kullanan şirketler mi var ülkemde?
Bir Facebook paylaşmamdı bu.
Kime ne anlatır bilmem?