O Cekettir Güzel Eder Adamı

Abone Ol

Elbise deyip geçmemek lazım. Elbise insana karakter, heybet, vakar, iffet, azamet veren bir unsurdur. İslâm’da setr-i avret kadınlarda ayrı, erkeklerde ayrıdır. Erkeklerde göbekle diz kapağı arası “setr-i avret”tir. Yani bu kısımların örtülmesi farzdır. Kadınlarda ise namaz esnasında, başörtüsü ve elbise ile vücudun tamamı örtülecektir. Nâmahremlere bu kıyafet de gösterilmeyecek, evinden dışarı çıktığında çarşaf giyecek, yani elbisesi dahil bütün zineti örtülecektir. Bu, farz olan kıyafettir.

Hanımlar, kocasının yanında en güzel kıyafeti giyecektir. Başlı başına güzellik ve cazibe unsuru olan elbise, yani kıyafet bir “teşhir” unsuru olarak kullanılamaz. O güzel kıyafeti kocası ve mahremleri görecektir. Ne yazık ki günümüzde tam tersi mevzubahistir.

Elbise, erkekler için de bir güzellik, vakar, izzet vasıtası ve ilmin dışa vurmuş şeklidir. Bir Bayburt türküsünde şöyle denilmektedir: “De get Bayburt, de get Bayburt benim sende nem kaldı / Hasan Kal’asında anam ceketim kaldı / O cekettir güzel eder adamı…” Türkü böyle devam edip gidiyor. Ceketten ayrı gömlek de söyleniyor.

Atalarımızın giydiği kıyafetlere bakınız; baştan ayağa bir vakar, bir azamet, bir izzet, bir celâdet var. Şehrim olan Gaziantep’teki kıyafetleri yakından bilirim. Kurtuluş Savaşı’ndaki o kahramanların giydiği kıyafeti târif etmeye çalışayım: Başta yerli yapım bir takke benzeri külah. Sarık şeklinde sarılmış bir poşu. Gömlek, yelek, cübbe şeklinde bir aba, belde bir kuşak. Ayakta şalvar. Ayakta yemeni (üç çeşit deriden mamul sağlıklı bir ayakkabı. Tabanı manda derisi. İçi koyun ve keçi derisi. Taban derileri arasına kil konulmuş. O da stresi önlüyor.)  Anadolu’nun her bölgesinin erkek kıyafetleri farklı. Ancak aslî unsurları bir. Hepsinden yiğitlik fışkırıyor. 

Osmanlı Devleti idaresinde, devlet idarecilerinin, askerlerin, ilmiye sınıfının, halkın kıyafetleri farklı. Ancak hepsinde bir asalet ve heybet var. Savaşçılarının kıyafetleri daha değişik. Zırh var, miğfer var.

İslam tarihine baktığımızda erkeklerin kıyafetlerinde tamamlayıcı unsur olarak sarığı görmekteyiz. Ancak sade vatandaşlarla, ulemâ sınıfının, vüzera sınıfının, diğer idarecilerin, askerlerin sarıkları farklı. Ancak hepsinde de Peygamber Efendimizin (asm) sarık sarma şekline dikkat edilmiş. (Peygamber Efendimiz (asm) dört türlü sarık sarmış. Bunlardan en bâriz olanı, bugün Suudi Arabistan’da imamların ve halkın bir kısmının takkenin üzerine koydukları tülbentimsi şekil. Selçuklu ve Osmanlı tarihini aksettiren dizi filmlerde de görüldüğü üzere sarığın bir ucunun sarkıtılarak boyna dolandığı şekil. Halkın ekseriyetinin kullandığı sarığın bir ucunun omuzun ortasından sarkıtıldığı şekil ve sarığın iki ucunun sarkıtıldığı şekil. Günümüzde bizde, Mısır’da, Lübnan’da, Ürdün’de ve bazı İslam ülkelerinde kullanılan sarığın ucunun sarkıtılmayıp kalıp gibi başa oturtulan şekil, Lut Aleyhisselamın kavminin kullandığı şekildir.)

Osmanlı Devlet idarecilerine baktığımızda, son derece sade kıyafetleri tercih edenleri de görmekteyiz. Yavuz Sultan Selim gibi. Bir defasında Venedik elçisi geleceği zaman vezirler ve diğer devlet idarecileri Padişah’a Venediklilerin gösterişli kıyafetler giydiklerini, ona göre giyinmek gerektiğini söyleyince Padişah, gereğini yapacağını söylemiş. Görüşme günü bakmışlar ki Padişah her zamanki sade kıyafeti içerisinde. Görüşme bitince Yavuz, devlet adamlarına, “Gidip elçiye sorun bakalım, bizi nasıl bulmuş?” demiş. Onlar da sormuşlar. Elçi, şu cevabı vermiş: “Padişah’a hiç bakamadım ki. Güneş ışığı tahtın eşiğine koyduğu kılıca aksediyor, onun parıltısı da gözümü alıyordu. Padişah’a doğru bakamıyordum.” Bu cevap karşısında Padişah şöyle demiş: “İşte böyle. Bizim kılıcımız kestiği müddetçe küffarın gözü bizi görmez olur.” İşte bir de işin bu yönü var…

Sözün özü, bizim kendimize has çok güzel kıyafetlerimiz vardı. “Vardı” diyoruz, zira o kıyafetler kayboldu. Onun yerine bin dört yüz yıldır dövüştüklerimizin kıyafetleri “moda” oldu. Elbisenin, kıyafetin insana bir değer kattığı bir vakıa. Lütfen Topkapı Sarayı’na gidin, kıyafetler bölümünü gezin. Bir o kıyafetlere bakın, bir de üzerinizdekilere… (Bir dizi filmde Nizamülmülk rolünü oynayanın sarıklı haline, bir de sarıksız kabak kafa haline bakın, aradaki farkı görürsünüz.) Hangisi insana artı değer katar, izzetli ve vakarlı bir duruş sergiletir, elinizi vicdanınıza koyup söyleyin…