O bir ana

Abone Ol

Geçtiğimiz gün bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Mutfağın penceresine bir güvercin yuva yapmış ve anne güvercin iki yavruyu ağzında taşıdığı yiyeceklerle besliyormuş. Arkadaşım birkaç kez yavruları alıp pencereden uzaklaştırmaya kalktım, anne vahşi bir kurt gibi üstüme doğru geldi ve yavruları kanatlarının altına aldı dedi.

Yavrusu için hayatını riske atabilecek tek varlık annedir. Anne yavrusunu koruyabilmek için her şeyi göze alır. Zira annelik saf haliyle koruma, kollama ve şefkat duygusu ile bütünleşmiş bir değerdir. Her canlı türünde annelik özelliği vardır. Rabbimiz rahmetini anne üzerinden yavruya ulaştırıp onun hayatta kalmasını sağlıyor.

Anadoluda yaşayan bir kadına, yaşamının merkezine neyi aldığını sorduğunuzda hiç düşünmeden çocuklarım diyecektir. O, zorluklar içinde geçen hayatını çocuklarına adamıştır. Hayat akıp gider, anne çocuklarını okutmuş şehre göndermiştir. Kendisi ise onlardan kalan hatıralarla yaşama tutunur. Çünkü onun adı Anadır. Ana çocuğu için her şeyden vazgeçen ve her zorluğa katlanandır.

Modern anneler, anneliğin getirdiği avantajlardan mahrum kalıyorlar. Onlar bu görevi bakıcıya devredip, sorumluluktan kaçıyorlar. Çocuğunu zaruret karşısında bakıcıya bırakanlara sözüm yok ama anneliği yük olarak gören hanımlar anneliğin getirdiği avantajları tanıma ve yaşama fırsatı bulamıyorlar. Bu gün kadınlarımızın ekserisi emzirmeyi, bebekle vakit geçirmeyi ve anneliği bir yük olarak görüyor. Zira modern kadın bir işi yaparken ne kadar değer elde ettiğine bakmıyor ne kadar para kazanabileceğine bakıyor.

Televizyon programlarının birinci hedefi kitleleri biçimlendirmektir. Bu programlar aracılığıyla Batının yaşam tarzı özendiriliyor ve kadınlarımız istenilen kalıplara sokuluyor. Mesela; dizilere baktığınızda topluma tamamen yabancı bir kadın prototipi görürsünüz. Burada varlıklı bir aile vardır ve evin hanımı çok para kazanmakta, spor yapmakta, partilere katılmakta, ev işlerinde yardımcı kadın almakta ve çocuklarını bakıcıya bırakmaktadır. Kadın güzelliğine çok fazla düşkündür, çocuğuna ayıracağı vakitten çalıp güzellik merkezlerine gitmektedir.

Peki semt pazarlarında, kalan döküntüleri toplayıp evine dönen ve bir kap yemek yapmanın derdine düşen bir kadın için bu görüntüler ne ifade edebilir Gecekonduda yaşayan ve ekranda gördüğü ile kendi hayatı arasında gidip gelen kadın bir süre sonra halinden yakınmaya başlıyor. Çünkü ona göre, ekrandaki kadın bakımlı rahat, dertten tasadan uzak bir hayat yaşarken, kendisi çilenin içinde yoğruluyor.

Diziler aracılığıyla kadının bilinç altına sen her şeyin en iyisine sahip olmalısın anlayışı işleniyor. Hayallerine ulaşamayan kadın ise kendisini yenilgiye uğramış bir yarışçı gibi hissediyor.

Kadının anneliğini elinden alan modern kültür ona türlü türlü şeyler vaad ediyor fakat bunların hiç biri huzur ve mutluluk getiremiyor. Kadın kendine biçilen rolleri yerine getirmeye çalışırken sürekli yarışıyor. Fakat ne kendisiyle ne eviyle ne eşiyle ne de çocuğuyla barışabiliyor.