Maaile Dergisi, Milli Gazete’nin kadın ve aile eki.
Bangladeş Cemaat-i İslami Partisi liderlerinden Şehit Muhammed Kamaruzzaman’ın eşi Nurunnahar ile Maaile Dergisi’nden Elif Örs röportaj yapmış.
Nasıl bir eş ve baba olduğunun en yakın şahidi olan Nurunnahar, şehidin portresini öylesine güzel çizmiş ki: “Mücahit bir savaşçı ve cesur adamdı. Bir sözü vardır; “Mücahit adam hiçbir zaman korkmaz.’’ Kamaruzzaman, kalem ile savaş eden bir mücahitti. Kim Allah yolunda cihat ederse onun cesur ve büyük kalpli olması lazım. Şehit Kamaruzzaman böyle idi. Kendisi çok kibar ve nazik bir insan idi. Herkesle kucaklaşan bir insan idi. Kendisi çok sabırlı idi. Durum ne kadar zor olsa bile hiç ümitsiz olmazdı. Çocuklara karşı da çok merhametli idi. Mesela kendisi çok çalışırdı. Yazılar yazardı, çok sayıda eserleri de var. Bu yazıları yazarken, çocuklar odaya girip yaramazlık yapardı ama hiç çocukları azarlamazdı. İslami hareketin bir lideri olduğu için evde pek olmazdı. Fakat ne zaman fırsat bulursa bizimle yemek yerdi, aynı masada bizimle sohbet ederdi. Evde pek çok zaman olmadığı halde çocukları hiç ihmal etmezdi. Kendi görevlerine karşı çok ciddi idi. Görevini yerine getirmek için canla başla çalışır, gayret ederdi. Bana karşı çok kibardı, beni çok severdi ve bana karşı tüm görevlerini yerine getirmeye son derece hassasiyet gösterirdi”.
Nurunnahar, şehidin güzel anılarını, anlamlı hayatını anlata anlata bitiremez:
“Eşim ile o kadar çok anılarım var ki, bunu yaza yaza bitiremeyiz. Ailesine her zaman şunu söylerdi; ‘’Hiçbir zaman ümitsiz olmayın, hüzünlenmeyin, Allah’a tevekkül edin”. Ben küçük bir ameliyat için hastanedeydim. Uzun süre hastanede yattım. Hastanede kaldığım müddetçe hiç hastaneden ayrılmadı. Tüm işlerini hastanenin odasından halletti. Ofisin elemanları da onunla görüşmek için hastaneye gelirdi. Yemeklerini de hastanenin kantininden yedi. Bu kadar büyük bir yazar ve siyasetçi. O hastanede yattı ve insanlarla görüştü. Hastanenin yemeklerini yedi ve gelen misafirlerle de aynı yemeği paylaştı. Diğer bir anım da, biz Modhubag’ta kalıyorduk. Bir gün üstü başı dağınık, sokaktaki kötü erkeklere benzeyen biri geldi. Elinde bir kitap vardı. Şehit Kamaruzzaman’ın yazdığı kitap; “Kur’an’ı Anlamanın yolu’’. Kamaruzzaman da o adamı alıp oturma salonunda oturttu. O dağınık adam dedi ki, “Bu kitabı sen yazdın değil mi?” Kamaruzzaman,“evet” dedi. Adam bu defa, “Bu kitapta yazdığın her şey doğru mu? diye sordu. Kamaruzzaman da ona sordu; “Sen bu kitabı okudun mu?” “Hayır okumadım” dedi. Kamaruzzaman, “Okumadan nasıl anlarsın ki!” Bu kez o adam bir itirafta bulundu; “Buradaki kötü abilerim dedi ki “sen bu kitapla git, ona bu soruyu sor.” Ben de geldim, sordum sana!” Kamaruzzaman da onu severek, omuzuna elini koyarak dedi ki, ‘’Çocuğum, önce bu kitabı oku da sonra gel.’’ Ne oldu biliyor musunuz, o kötü adam Cemaat-i İslami’ye katıldı ve hayat tarzını değiştirdi.”
Mevcut rejim, şehidin canını almıştır ama ailesine de zulümden geri durmamaktadır,Nurunnahar da o zulümlere karşı eşi ile kader ortağıdır: “Kendisi İslami hareketin lideri olduğu için bu zalim hükümet onu idam ederek şehit etti. 37 yıllık evlilik hayatımızda çok mutluyduk. Sadece hapisteki yıllar benim için çok zor idi. Hapis hayatı kimse için hiç hoş değildir. Ama Kamaruzzaman bu durumu her zaman bir imtihan olarak karşılardı. Ona kitap verdiğimizde çok mutlu oluyordu. O kitap okurken o kadar dikkatle okurdu ki, yanında kim var, ne dedi, hiç duymazdı ve dikkate almazdı. Hükümetin zulmü bizim üzerimizde tüm gücüyle devam etmektedir. Çok sayıda vatandaş çok zor durumda. Bizim için de daha çok zor. Durum o kadar zorlaştı ki bizim şimdi hicret etmemiz lazım ama nereye gideceğiz? Hükümet bir dava açacak ve bizim tüm varlıklarımıza el koyacaklar.”