Nuri Pakdil ustayı rahat bırakalım

Abone Ol

Bu fakirin ömrü on yıllardır yazarların fikir izlerini

takip etmekle geçti. Okuduğum yazarların kimisinin altını kimisinin ise üstünü

çizdim.

Altını çizdiklerim yüreğimde derin izler bırakanlardı.

Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, Cemil Meriç, Nurettin

Topçu, Mustafa Kutlu, Rasim Özdenören bu isimlerin yerli olanlarından sadece

bir kaçıydı.

Üstünü çizdiklerim ise bir süre okuduktan sonra üstü

kalsın dediklerimdi. Bu isimleri ne yazık ki sayamayacağım, çünkü hem

sayılmayacak kadar çoklar hem de hafızamda kalmayacak denli yoklar.

Altını çizdiğim yazarlar arasında Nuri Pakdil apayrı bir

yere sahipti.

Birincisi, çok az konuşuyordu ve bu yüzden söyledikleri

yüreğe intikal edip akılda kalıyordu. İkincisi, kalabalıklara itibar etmediği

için başı da kalabalık değildi.

Bu yüzden onu aradığımızda kitaplarında buluyorduk.

Sükût suretinde görünüyor ve sessizliğin tülünü

aralayarak ona ulaşıyorduk.

Ses de suret de insana dair sözün büyüsünü alıp

götürüyormuş meğer. Kitaplarda yürüyüşümüze eşlik edip hayatın sarp yokuşlarını

çıkmakta bize refakat eden adamları karşımızda gördüğümüzde güvendiğimiz kitap

dağlarına karlar yağıyor.

Zaman aralığından Pakdil Usta nın çağrısı yankılanıyor

birden: Nerelerdeler kitaplardaki yiğit insanlar İşkencelere direnenler

yiğittirler kuşkusuz, ama suskunluklarıyla bir onur aşılayanlar da yiğittirler

(Biat II- s.203)

Suskunluğuyla bir onur aşılayanlardan biri Sezai Karakoç

ise diğeri Nuri Pakdil dir.

En azından dünden bugüne biz böyle bildik bunu. Üstadın

sessizliğinden çok anlamlar devşirdik.

Ekranlara çıkmadan, meydanlara inmeden de bir insan

yaşadığı çağa karşı tanıklığını dile getirebilir. Hem de yüreğinden hiçbir şeyi

yere düşürmeksizin yapar bunu. Bu sebepten biz onda ay ışığı aydınlığı bir

derviş hüneri görmüştük.

Kelimelerin ve nesnelerin halka açılma furyasına koşarak

katıldığı bir ortamda insanlık denilen cümlenin en seçkin sözcükleri de bundan

nasibini aldı.

Nuri Pakdil Usta da halka arz edildi. Politika ve

edebiyat kimi zaman Nuri Pakdil in koluna birlikte girerek ona devrimci selamı

verdirdiler.

İlgili ilgisiz her programda Pakdil Usta yı görmeye

başladık. Daha önce görmediğimiz kadar gördük, duymadığımız kadar duyduk onu.

Hem artık 7 Güzel Adam filmi sayesinde genç kuşaklar

nezdinde de bir yeri vardı üstadın. Ayak bastığı yerde hiçbir edebiyat

programında rastlamadığımız kitlesel kalabalıklar oluşuyordu. Oysa ona güzellik

katan kalabalıklar değil gece, Kudüs ve yalnızlıktı. Bu piyasaya ayarlı insan

kalabalığından ne Kudüs ü görmek mümkündü ne geceyi ne de onun yanına kimseyi

almayan yalnızlığını.

Suskunluğu bir tahta kıymık gibi tırnaklarının arasında

taşıyıp giderken ve yeryüzünün en melodik dili sükûnettir fikrini ruhumuza

işlerken birden kalabalıklar içerisinde bulduk Nuri Pakdil i.

Ne yalan söyleyeyim, konuşması susması kadar derinlikli

gelmedi bana.

Onu törenlerimize çağırmak, gevezeliklerimize ortak etmek

yerine keşke çağrısına kulak verseydik.

 Onu gürültüye

çekmek yerine biz ona yani sükûnete gidip, klâs duruşa geçseydik.

Öyle zannediyorum ki Nuri Pakdil i benim gibi

konuşmalarıyla değil sükûtuyla hatırlamak isteyecek daha nice insan vardır.

Ömrünü gürültü ve görüntü medeniyetiyle mücadeleye adamış

devrimci bir yüreği görüntü ve gürültünün kucağına doğru çekmek onu anlamamanın

eylem haline gelmiş şekli olsa gerektir. Anlamak insanda anladığı şeyi yaşatıp

yeşertir. Anlamamak ise bir ağacın kökünü kurutup dallarını ve yapraklarını

korumaya almaktır.

Bir şairin susması büyük konuşmaya hazırlık içindir.

Geriye doğru değil, ileriye doğru susar sustuğu vakit. Zor zamanlar için

sessizliğini biriktirir. Hepimizin yerine dua kıvamında yalvarır sessizliğe:

Gözünü sevdiğim sükûnet ! Hayalinle olsan da razıyım;

bırakma insanoğlunu gürültünün yıkımlarında, umarsız.