İstanbul‘da, Sultanbeyli‘de bir zaman rindi var. Şehrin en dışında bir yerlerdeki evinde, "gönlündeki tenha"da tek başına yaşıyor. Asıl adı Mustafa Emanet olan bu "Allah adamı", Perişan Hoca diye tanınıyor bilindiği her yerde.
Perişan Hoca için, Üstad Bediüzzaman‘ın "gayb şakirtleri"nden desek yeridir. Ta 1946‘lardan 47‘lerden beri Üstad Bediüzzaman‘ın "nur harekatı"nın isimsiz kahramanlarından birisi kendisi zira.
- Üstad Bediüzzaman nasıl bir insandı Hocam? Herkes bir türlü anlatıyor.
Perişan Hoca:
- Hiç uyuduğunu görmedim ben.. Yatmazdı pek zaten hiç. Bizler gibi uzun kös uzanıp yattığı sanmam ki vaki olsun! Beşer takatinin üstünde bir yaşayışı vardı. İstirahat edeceği zaman şöyle sağ tarafına, oturduğu yerde hafif mayışır, öyle istirahat ederdi.
- Ne zaman ve nerede tanıdınız Üstadı ilk kez siz?
- Kırkaltı!..
- 1946? Peki nerede?
- Hatta kırkbeş!.. Emirdağ!.. Sürgündeydi o zaman orada. Dünyalık diye bir şeye yer yoktu hayatında. Bir pöstekisi vardı altında: Annemden kaldı! derdi. Bir hırkası, cübbesi vardı: Dedemden kaldı! derdi. Bir zıpkası (şalvar benzeri bir giysi) vardı: Babamdan kaldı! derdi. Gözaltındaydı orada. Çok etkilendim o zamanlar Üstad‘ın hem hâlinden, hem kâlinden. Ondan sonra da peşini bir daha bırakamadım artık.
Her doğruyu söylemek doğru değil
Bu çalışmayı derlediğim günlerde, bir gün bir akşam bir nur dostumdan bir telefon geldi. Bir iş için beni Konya‘ya davet ediyor ve:
- Birlikte gidelim! diyordu.
Kırk yılık nur şakirdi Receb Pütgül abiydi arayan:
- Gelemem âbi, dedim, gidemem, meşgulüm!
- Hayırdır, nedir seni bu kadar bağlayan? diye sordu.
- Nur Volkanı!.. dedim.
- Nur Volkanı?
- Aaa, dedim Receb âbi, lütfen, reca ederim, kırk yıldır o volkanın çağlayanları içindesiniz siz.
Afyon Hapishanesi‘ndeyim şu anda, bin dokuzyüz kırksekizlerde Üstad‘ın "dünyada emsali bulunmayan bir tecrid içindeyim.", "cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem dahi lüzumsuz değildir." dediği günlerde. Kasap Tahir‘in zincirlerini tesbih ettiği demlerde...
Ben böyle söyleyince, kırk yıllık nur şakirdi Receb âbi‘nin şevkinin gülleri açıldı tabii:
- Görüyorsun değil mi? Herkesin korkudan kovuğuna çekildiği bir devirde, din, iman, kitap, Kur‘ân davasını tek başına taşımış bir insan, Üstad Bediüzzaman. Tek başına tek!.. Aziz şahsiyeti ve tebliğ metodu bir tanedir, benzeri yok! Bu asrın yegane mücahidi ve en büyük kahraman!.. İmam, müceddid, mehdi!.. Tek mürşit!..
Bu mealde bir şeyler söyledi.
O anda net bir şey söyleyemedim Receb abi‘ye:
- Ha, hi, hu! dedim, geçtim. Fakat sonra, gerek Receb âbi‘nin ve gerekse diğer başka abilerin bu tür şeyleri böyle söylememeleri gerektiğini düşündüm.