Barla şirinliğinde, bu imanın zirvelerinde, "hadisatın tazyikatı"nın ötelerinde zıtların ahengini seyreden "Yeni Said"e göre, her şeyin, hatta en çirkin görünen şeylerin bile bir güzel yanı vardır.
Kainatta her şey ya bizzat güzeldir, ya da oluş evresinin ilk anları çirkindir de, neticesi güzeldir. Bazı olaylar var ki, görünürde çirkindir, müşevveştir, insanı allak bullak eder; kafasını karıştırır, dengesini bozar. Fakat o görüntünün ardında çok harika düzenlemeler yer alır. Kış soğuktur, üşütür, ama ondan çok canlı bir bahar doğar.
Sürgündeki Hikmet
Üstad Bediüzzaman‘ın hayatı sürgünlerle doludur. Ta Abdülhamid Han‘dan Celâl Bayar‘a uzanan o uzun ve dolambaçlı labirent içinde oradan oraya sürülmüş durmuştur hep.
Sürgünler Üstad‘ın aktivitesini arttırmış ve her gittiği yerde yeni bir hizmet başlatmasına vesile olmuştur.
Üstad, gittiği her yeri kütüphaneli bir okul haline getiren insandır. Ve kendisi zaten ayaklı bir kütüphane ve yürüyen bir okuldur.
Böyle bir kütüphaneyi ve böyle bir okulu oradan oraya sürerler elbet... Câhiller de sürer, "dânâ"lar da... İşte hikmet burada...
Yani aslında hiç kimse, Allah‘ın "ol" dediği şeyi yapmaktan başka birşey yapamaz. Çünkü, herhangi bir şeyi o dilemezse, biz dileyemeyiz bile...
- Bir menfadan (sürgünden, sürgün yerinden) diğerine gönderildim. Isparta‘da yine hizmet başına geçtim! der.
Bu bir mesaj vermiyor mu size?
Girdiği hapishaneleri "Medrese-i Yusufiyye" olarak nitelemesi ve oraları gönlünde kalan "Medresetü-z Zehra" haline getirmesi, yirminci yüzyılın en büyük olaylarından biri bence...
Ne Cennet ucuz, ne Cehennem lüzumsuz
Üstad Bediüzzaman, bir gün bir akşam üstü, İstanbul‘da, Sirkeci civarında dolaşırken, bir Rum, bir Ermeni veya bir Yahudi yaklaşmış yanına. Üstad, her zamanki o orijinal kılığı içinde çok dikkat çekiyor tabii. Ayak üstü hal hatır ve iki satır lâftan sonra şunu soruyor adam:
- Üstad, merak ettiğim bir şey var! Bizim mabedlerimiz azizlerimizin heykel ve tasvirleriyle süslüdür. Sizin mabedlerinizde buna yer olmadığı gibi, sadece mabed içinde değil, mabed dışında da pek cevaz vermiyor insan tasvirlerine İslâmiyet! Sebebi ve hikmeti ne bunun sizce?
Şunu söylüyor adama Üstad:
- Mösyö, insan Allah‘ın sikkesidir! Padişah ve kralların sikkelerinin taklidi (kaçak para basma) doğru mudur?
- Değildir!
- Suçtur değil mi?
- Elbette elbette, hem de nasıl.
- Eeee... Kralların sikkelerinin taklidi suç olur da, Allah‘ın sikkesinin taklidi suç olmaz mı hiç? Allah‘ın sikkesini taklide cevaz yok!
Bayılıyor adamlar bu cevaba:
- Bravo Üstad, bravo bravo!.. Harika! Espirtüalitesi yerinde bir cevap bu işte!