Nükleer silahsızlanma ve kongreden beklenen

Abone Ol

P-5 +1 Ülkeleri ile İran arasında 14 Temmuz 2015’te imzalanan, ‘Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ (The Joint Comprehensive Plan of Action-JCPOA) çerçevesinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın 17 Eylül 2015’te ABD Kongre’sinde ele alınacak olması şimdiden Başkan Barack Obama  ve muhalif Yahudi lobi kuruluşlarını harekete geçirmiş durumdadır. 

Anlaşma sonrası, aralarında nükleer bilim adamı ve silahların kontrolü uzmanlarının da yer aldığı yirmi dokuz kişi anlaşmaya destek deklarasyonu yayınlamışlardı. Buna ek olarak, Silahların Kontrolü Kuruluşu İcra Direktörü Daryl G.Kimball tarafından kaleme alınan yeni deklarasyona, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu) eski direktörü Hans Blix, CIA eski ünlü ajanı Bayan Valerie Plame, ABD eski İsrail Büyükelçisi Thomas Pikering gibi Ortadoğu politikalarında  görev yapmış etkin isimler imza atarak, bu anlaşmanın Kongre tarafından yasalaşmasının önemini dile getirmişlerdir. ABD’nin önde gelen yirmi altı kıdemli Yahudi liderinin de benzer deklarasyon yayınlamaları dikkat çekici olmuştur.

Bütün bu adımlara rağmen, İsrail Başbakanı Netanyahu’yu destekleyen en etkin Yahudi Lobi Kuruluşu AIPAC ve Şikago Yahudi Federasyonu gibi on yedi Yahudi kuruluşunun tasarının Kongre tarafından yasallaşmaması için büyük çaba içerisinde oldukları bilinmektedir. Bunun sonucu olarak, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Ed. Royce tarafından İran ile varılan anlaşmanın uygulanmasının önlenmesi amacıyla bir tasarı hazırlaması ister istemez Başkan Obama’yı yeni arayışlara sokmuştur. Başkan Obama, Royce tarafından hazırlanan tasarının anlaşmanın altını dinamitlemeye yönelik olduğunu ve bunun yasallaşması halinde veto hakkını kullanacağını kesin bir dille ifade etmesi bu konudaki kararlığını ortaya koymaktadır.

ABD Başkanı Obama ile İsrail Başbakanı Netanyahu’yu karşı karşıya getiren tasarı, bir bakıma İsrail’in güvenliğine yönelik olası tehditlere karşı, bundan böyle ABD’nin uygulamaya koyacağı önlemleri de gün yüzüne çıkarmaya yönelik olacaktır. ABD, asıl İsrail’in güvenliği için Türkiye’de konuşlandırdığı Patriot Savunma Füzeleri’ni geri götürme kararını alırken, İsrail’in savunma sistemini en güvenli şekle getirmek için bu ülkedeki füze savunma sistemlerini geliştirmeyi, İran’ın, Lübnan’daki Hizbullah’a ve Yemen’deki Husiler’e ve Suriye’deki Beşşar Esed’e yönelik destek ve silah sevkıyatını da önlemeyi öngörmektedir.

Başkan Barack Obama, 17 Eylül’de Kongre tarafından oylanacak tasarı öncesi kongre üyelerine gönderdiği mektupta, salt İsrail güvenliğini taahhüt altına alacak önlemler paketine değinmesi, şu anda Suriye, Irak ve Yemen’de devam etmekte olan iç karışıklıkların temel nedenini ortaya koyan dolaylı bir itiraf belgesi niteliğindedir.

Nitekim ABD’nin İsrail nezdindeki Büyükelçisi Dan Shapiro, verdiği son demecinde; “Bu kritik aşamada ABD ve İsrail’in birbiriyle tartışmasının hiçbir yararı yoktur. İki ülke olarak bugünü bırakıp, yarından sonrası için neler yapabileceğimizi şimdiden müzakere etmemiz gerekmektedir” şeklindeki ifadesi Ortadoğu’daki ABD anlayışının en bariz göstergesidir.

Burada Türkiye açısından asıl dikkat edilmesi gereken husus şudur; ABD ve diğer NATO ülkeleri, Türkiye’nin güvenliği için Patriot Savunma Füzeleri’nin Suriye sınırında konuşlandırırken, bu uygulamanın Türkiye’nin korunması amacından çok, İran’ı caydırma amacı taşıdığını ifade etmiştik. 14 Temmuz’da İran’la yapılan anlaşmadan sonra bu savunma füzelerinin apar topar geri götürülmesine karar verilmesi düşündürücüdür.ABD Başkanı Barack Obama, Kongre üyelerine gönderdiği mektupta, İsrail’in güvenliği için bölge ülkeleriyle işbirliği içerisinde olacaklarını bir kez daha teyit etmesi, bölgemizde yaşanan vahim gidişata ayna tutar niteliktedir.