Notre Dame de Sion Laikmiş! Haberiniz Var mı?

Abone Ol

İstanbul da Fransızca eğitim veren ve büyük çoğunluğunu Türk öğrencilerin oluşturduğu Özel Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi, 27 Kasım 1856 yılında Louise Weyvada tarafından kuruldu. Önceleri Charite Cemiyeti rahibeleri tarafından yönetilen yatılı bir rahibe okulu iken, Lazarist rahiplerinin âmiri Mr. Etienne tarafından eğitimi meslek edinmiş Notre Dame de Sion rahibelerine verilmek istenmiş ve Notre Dame de Sion rahibelerinin kurucusu olan Pere Theodore Retisborne a başvurularak okul Notre Dame de Sion rahibelerine bırakılmış...

Geçen hafta Notre Dame de Sion Özel Fransız Kız Lisesi nin kuruluşunun 150 yılı dolayısıyla bir dizi tanıtım gerçekleştirildi. Radyolar, televizyonlar ve gazeteler yarış halindeydi, eski Notre Dame de Sionlular la görüşebilmek için Bu vesile ile oradan aldıkları feyizle övünen kimleri tanımadık ki

Hürriyet te Şebnem Terzi imzalı yazı şöyle başlıyordu: "Notre Dame de Sion Lisesi, 150 yıldan beri rahibeleri, Fransızca öğretmesi, 10 yıl öncesine kadar sadece kız öğrenci alırken bir devrim yapıp erkek öğrencilere de kapısını açmasıyla, ama en çok disipliniyle meşhur bir okuldur. Aslında Notre Dame de Sion, 19. yüzyıl sonunda kurulmuş Katolik bir dinî birlik.

Ancak rahibelerin kurduğu liseler, bugün dünyanın birçok ülkesine yayılmış durumda. İstanbul daki okul, 150. yılında, dünyanın dokuz ülkesindeki on dokuz Notre Dame de Sion okulu arasında bir ilki gerçekleştirdi.

Okuldan 1990 da mezun olan Saadet Özen, okulun arşivinden, İstanbul a ayak bastıkları 1856 yılından beri günlük tutan rahibelerin yazdıklarından, Dame de Sion okulları arasındaki yazışmalardan, Roma daki arşivde bulunan belgelerden, okulda okumuş, ders vermiş Türkler in anılarından faydalanarak okulun 150 yıllık tarihini kaleme aldı. Rahibelerin günlüklerinde ve mektuplarında İstanbul un ve Türkiye nin tarihine ilişkin önemli tanıklıklar da yer alıyor. "Yüz Elli Yılın Tanığı Notre Dame de Sion" adlı kitap, Yapı Kredi Yayınları tarafından bugün, Dame de Sion un 150. Yıl dönümünde satışa sunulacak."

Televizyonlarda eski mezunlarla yapılan konuşmaları dikkatle izledim. Buranın bir laik okul olduğuna özellikle vurgu yapıyorlardı. Cumhuriyet ten sonra da varlığını sürdüren bu okul hemen laikleştirilmişti, benzerleri gibi Ne yaptılar da birden laikleşiverdiler. Gerekçesi oldukça manidar, "rahibe kıyafeti"ni çıkarıp "laik kıyafet" giymişlerdi.

Başörtülü vatandaşların birçok insanî hakkından mahrum edildiği bir zamanda, hatta başörtülü hanımların beylerinin de aynı düşünceye sahip olma ihtimali olduğu için aynı muameleye tâbi tutulması gerektiği hususunda ahkâm kesenlerin oldukça itibar gördüğü Türkiye de, rahibeler rahibe kıyafetlerini çıkardılar ve laikleştiler.

Güldürmeyin beni! Osmanlı şairi meşhur Kânî nin mâlum fıkrası geldi aklıma: Kânî hıristiyan bir kızı sever. Evlenmek isterler, fakat evlenmelerinde bir engel vardır. O da Kânî nin müslümanlığı. Kız, Kânî den hıristiyan olmasını ister. Kânî nin cevabı şairanedir: "Kırk yıllık Kânî, olur mu Yani "

Yayımlanan kitaptan alıntılar yaparak görelim bakalım, "150 yıllık rahibe okulu Notr Dame de Sion, olmuş mu laik Notr Dame De Sion " Özellikle dikkat edilmesini istiyorum. Verilen örnekler Cumhuriyet öncesine ait değil, aksine 1950 den sonra gerçekleşiyor. Laikleştirildikten bir hayli sonra, yani laikliğin kökleşmeye başladığı dönemler...

Birlikte okuyalım: "Nuriye, okula 1950 de girmişti. 1960 ta mezun olmasına kadar geçen sürede, rahibe M. Solangia nın müthiş bir şekilde değiştiğini görmüştü. İlk başta, başka okullarla voleybol oynanmasına bile izin vermeyen M. Solangia, günün birinde içinde erkek sözcüğünün geçtiği bir haberle geliyordu! Kızlarla erkeklerin yan yana geleceği, hatta dans edeceği bir ortama gönderiyordu kızlarını!

Bu özgürlük rüzgârından cesaret alan Nuriye ile arkadaşı Aynur, M. Solangia ya kafalarındaki fikri açtılar. Yıllık çıkartmak istiyorlardı. Okul tarihinde ilk kez. M. Solangia, beklenmedik bir şekilde "peki" dedi.

Nuriye ve Aynur, yıllığa reklam aldılar ama yine de para yetmiyordu. Nuriye nin aklına konser düzenleyip, gelirini de yıllık için kullanmak geldi. M. Solangia ya durum şöyle izah edildi: Küçük bir caz konseri düzenleyeceğiz. Masum bir yalandı bu. Caz değil de, rock n roll olacaktı çünkü. O yıllarda verilen konserler, rahibelerin tüylerini diken diken edecek kadar hızlıydı. Nuriye, Aynur un kovulabileceklerini söylediğini çok iyi hatırlıyor: Erkut Taçkınlar o sene ilâh gibi. Nerden bulduysak getirttik. Bir de Erkin Koray ı çağırdık. Sonra çocuğun biri geldi, sunucusuz olmaz dedi. Erkan Yolaç mış. Konser günü, iki yüz elli bilet sattıysak, en az beş yüz kişi var. Duyan gelmiş. Sezen Cumhur Önal bile var! Rahibeler en önde oturuyorlar ve bir memnunlar ki, inanılır gibi değil. Ayağı ile tempo tutanlar, alkışlayanlar! Üstelik Erkan Yolaç açık saçık bir fıkra anlatmaya başladı. Sörler anlamadı herhalde, yoksa biz okuldan mezun olamazdık. Bu konserle erkekler ilk kez okula girmiş oldu."

Laikleşmenin başka bir örneği 1960 sonrasından: "Dönem kısmen rahatlamış, sokaklarda yine eğlencelere tanık olunabiliyordu. Ama o gün Rahibe M.Marie-Berthe, tam anlamıyla burnundan soluyordu. Çünkü Hilton Oteli nin müdüründen çok sert bir telefon almıştı: Şarkıcı Adamo yu beklemek için kızlar Hilton u işgal etmiş. Otelin müdürü, Öğrencilerinizin gürültüsünden bıktım diyor. Hilton un bahçesine girince gördük bizimkileri. Bizi görür görmez, kayboldular. Adamcağız, Fazla uzağa gitmiş olamazlar, Adamo gelmek üzere dedi. Kızlar koltukların, ağaçların arkasına sinmiş, güya gizli gizli bizi seyrediyorlardı. Neyse, az sonra Adamo geldi. Böylece öğrencilerimizin yerine onu biz görmüş olduk! İki rahibe! Okula dönerken bir gülme tuttu ki..."

Ve şimdi de modernleşmenin, çağ atlamanın doruğa çıktığı bir noktada bulunuyoruz, okumaya devam edelim: "Ve en sonunda karma eğitim dönemi. 1995-1996 ders yılının sonunda (yani 1997 yılı başı, zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarıldığı yıl, İ.A.), Gönül Hanım bütün okula duyurmuştu bir sonraki senenin büyük sürprizini: Önümüzdeki yıl, okul erkek öğrenci de alacak! Yıllardır bu bir efsane olarak konuşuluyordu ama ilk kez resmi ağızdan bir açıklama gelmişti. Gönül Hanım sebebini şöyle anlatıyordu; Herkes merak ediyor; erkekleri niye aldık İyi ki almışız. Kızlarımızın erkeklerle ilk olarak üniversitede karşılaşması hoş olmuyordu bir yerde. Beraber büyümek, karşı tarafı insan olarak tanımak daha iyi. Bunun dışında, kız okuluyuz diye bazı muhafazakâr aileler kızlarını getirmeye başlamıştı (ne büyük tehlike!, İ.A.). Okul açılıp da büyük kızlar erkekleri görünce o kadar şaşırmışlar ki, Aaa! Erkek! diye bağırmışlar. Ablalar çocukların yanaklarından makas alıyorlarmış durmadan. Bu işe en çok, o zamanki kantinci Emin Bey sevinmiş, Erkekler rejim yapmaz diye!"

Şimdi de Attila İlhan a kulak verelim, değerlendirmeyi o yapsın: "Okullar açıldı ya, eş dost konuşuyor: Oo, maşallah, sizin oğlan falan Amerikan okulunu kazanmış, kutlarız! ya sizin kız, feşmekân Alman okuluna girmesini istiyordunuz, başardı ya, oh oh oh, dünyalar sizin olmuştur! ah ham fendiciğim, torununuzun da sizin gibi Fransız okulunu bitirdiğini işittim, aman ne saadet! vs. Hangi aile çevresine girseniz, benzer sözler: Gizlemeye ne gerek var, okullar arası itibar sıralamasında, "ecnebi okullar" baş köşeyi tutuyor. Tanzimat tan beri böyledir bu, çocuğu ecnebi okula yazdırdın mı, yaşadın, gerekli "pâye"yi kazandı demektir. Ülkede çeşitli yöre, yönetim ve kuruluşlarda, bu "seçkin" okulların yetiştirmeleri, önemli rolleri üstlenir dururlar. Bir Allah ın kulu çıkıp da, bunların Jesuite, Lazariste, Benedictine ya da Lutheriste ... tarikat okulları olduğunu hatırlamaz."

Attila İlhan ın burada, eğitimde olup bitenlerle ilgili dikkat çektiği hususların dile getirilmesini, hatta hatırlatılmasını kimse istemiyor. Bu okullar Türk eğitim sisteminin başarısızlığı içinde daha da güçleniyorlar. Fakat söz konusu eğitim millî ve dinî değerlere ait olunca, mâlum kişiler ve kuruluşlar yüksek sesle homurdanmaya başlıyorlar ve halkın paralarıyla kurulan, sadece kişilik ve kimliğine sahip çıkan gençlerin yetiştiği okullar boy hedefi haline getiriliyor.

Attila İlhan devam ediyor ve soruyor: "İlginç bir tanıklık! Diyeceksiniz ki, O, Osmanlı dönemindeydi beyim, Atatürk bu okulların çanına ot tıkadı! Doğru, doğru ya, giderek ot tıkalı çanların yeniden çınlamaya başlamadığından emin misiniz "