Ahmet Manasra
2002 yılında doğdu Ahmet.
2015 yılında yani tam 13 yaşındayken araba sürdüler üstüne. Kanlar içinde yerde yatmasına aldırmadan küfürler hakaretler ettiler Ahmet’e. 15 yaşındaki amcaoğlu Hasan’ı yanı başında vurdular. Oracıkta şehit oldu Hasan.
Olay yerine Yahudi yerleşim yeri diyorlar. Esasında işgal edilmiş topraklar orası. 13 yaşındaki Ahmet’in ve 15 yaşındaki Hasan’ın toprakları. Kendi topraklarında terörist muamelesi gördü iki kuzen. Top oynayacakları, okula gidip gelecekleri sokaklarda biri şehit edildi diğeri darp edildi.
Bıçaklı saldırı yapacağı iddiasıyla tutukladılar Ahmet’i. Türlü işkencelere ve psikolojik tacizlere uğradı. 12 yıl hapis cezası istemiyle yargılandı teröristler tarafından. 9,5 yıl hapis cezasına düşürmelerini lütuf olarak gördüler.
Şimdi 20 yaşında Ahmet fakat gördüğü işkencelerden dolayı aklını kaybetti. Onu boynunu büktükleri, gözlerindeki ışıltıyı çaldıkları fotoğraflarıyla tanıdık. Ellerinde kalem olması gereken yaşta bileklerine taktıkları o soğuk kelepçelerle kazındı hafızamıza. Kahkaha seslerini duymamız gerekirken işkence gördüğü sorgu odasında, “Hatırlamıyorum” diye attığı çığlıklarla doldu kulaklarımız.
O gün kuzeni ile nereye gidiyorlardı ya da nereden dönüyorlardı bilmiyoruz. O sabah uyandıklarında ne hissediyorlardı, o gün ne yapmayı ummuşlardı bilmiyoruz. Ertesi gün için neler planladıklarını bilmiyoruz. Büyüyünce ne olmak istiyorlardı? Doktor, mühendis, mimar…
Kim bilir ne hayalleri vardı? Bilmiyoruz.
Hayal mi dedim? Şehitçilik oyunlarıyla büyüyen çocukların şehadetten başka hayali mi olurdu?
Bu dünya onların oyunlarını bile görmezden geldi. Çocuk hakları aktivistleri onların oyunlarını görmedi, hatırlamıyorum çığlıklarını duymadı, gerçekleştirilememiş hayallerine ağlamadı.
“21. yüzyılda tüm dünyanın gözü önünde zalim teröristler biri 13 diğeri 15 yaşındaki iki kuzenin üstüne araba sürdü. Bu da yetmezmiş gibi 13 yaşındaki çocuğu tutuklayıp akıl almaz işkenceler yaptılar. Bu, çocuk haklarına aykırıdır. Ahmet için özgürlük!” çığlıkları atmadılar.
Çünkü onlar beyaz tenli, mavi gözlü, sarı saçlı çocuklar değildi… Onlar Filistin’in kahraman çocuklarıydı. Gerçek kahramanları konuşamazlardı. Yoksa kurdukları o kötü, o zalim düzen yıkılırdı.
***
Ghada Sabateen
47 yaşındaydı Ghada.
6 çocuk annesiydi. Görme engeli vardı. Bir gözü hiç görmüyor, diğeri çok az görüyordu.
O gün evden iftar alışverişi için çıkmıştı. Nereden bilebilirdi çocuklarını son kez gördüğünü. Eve bir daha dönemeyeceğini nereden bilebilirdi… Fakat o Filistinliydi. Eğer Filistin’de yaşıyorsan evden her çıktığında bir daha dönememe ihtimali olduğunu biliyorsundur. Ve Filistinli bir anneysen her an çocuklarından ayrı kalma ihtimalin olduğunu da biliyorsundur. Ya sen ya evladın şehit düşebilir her an bu topraklarda. Öyle de oldu.
O gün son çıkışıydı evden Ghada’nın. Bir daha dönemeyecek eve. Bir daha sarılamayacak çocuklarına. Çünkü üzerinde bıçak taşıdığı iddiasıyla sokak ortasında vurularak şehit edildi Ghada. Üzerinden ne bıçak ne de kesici bir alet çıkmadı…
Kadın hakları aktivistleri görmedi onun yerde yatan bedenini. Eylemler, basın açıklamaları düzenlemedi onun için. Arkasında bıraktığı altı yetim için ağlamadılar. Ghada’nın öyküsü çekmedi onların dikkatini.
“Eli kanlı erkek terörist tarafından görme engeli olan altı çocuklu Ghada Sabateen sokak ortasında katledildi. Onu aramızdan çalanlardan bunun hesabını soracağız. Bundan sonra hiçbir annenin hiçbir kadının hayatı çalınmamalı” demedi kimse.
Çünkü o beyaz tenli, mavi gözlü, sarı saçlı altı tane yetim bırakmamıştı arkasında. Ghada, kahraman olacak çocukların kahraman annesiydi. Onlar gerçek kahramanları konuşamazlardı. Yoksa kurdukları o kötü, o zalim düzen yıkılırdı.
***
Burası Filistin.
Burada her gün yüzlerce çocuk, yüzlerce kadın, yüzlerce insan savaş, gözyaşı ve zulümle yaşıyor.
Ne çocuk hakları aktivistleri ne kadın hakları aktivistleri ne de insan hakları aktivistleri onların hikâyelerini görmüyor, duymuyor, konuşmuyor.
Hiçbir senarist, yönetmen, yapımcı onların hikâyelerini filme çekmek ve yaşanan zulmü tüm dünyaya duyurmak için yarışmıyor.
Haber kanallarında birkaç dakika yer vermeye dahi gerek duymuyorlar.
Ne yazık ki Müslümanlar da bir tweet kadar gördüler Ahmet’i ve Ghada’yı.
140 karakterle sadece Ahmet’e ve Ghada’ya ağlayabildiler. 140 karakter ancak bu kadarına yetiyordu.
Çünkü karakterlerini normalleşme masalarında bırakmışlardı…
Selam olsun onurunu normalleşme masalarında bırakmayan karakterli mücahit ve mücahidelere!
Selam olsun ümmetin onurunu koruyan yiğitlere!