Toplumları ayakta tutan 3 temel direk vardır: Din, dil,
tarih. Din hayatın merkezindedir. Dil, insanlar ve nesiller arası iletişim
aracıdır. Tarih, bir toplumun hâfızasıdır. Bu üç konuda sağlam bir duruş ortaya
koyan bir millet değerlerini muhafaza eder, sapma ve yabancılaşmaya kapalı hâle
gelir.
Yine Milâdî yılbaşı yaklaştı. Batı dünyasının Hıristiyan
kültüründen beslenen Noel bayramını kutladığı günlerdeyiz. Başka toplumların
kendi bayramlarını kutlamasına bir diyeceğimiz yok. Garip olan bazı
Müslümanların da bu kutlamaya katılması. Milâdî yılbaşı, hızla Hıristiyan
âdetlerini uygulamaya dönüşüyor. Bazı kesimlerde Noel kutlanmaya başlandı. İşi,
Paskalya kutlamaları ve Cadılar bayramı rezaletine kadar götürenler bile var.
Büyük şehirlerdeki çam ışıklandırmaları, bazı iş yerlerinin
Noel havasına girmesi ve bazı AVM’lerin sattıkları ürünler. Bir toplum bu
ölçüde aşağılık kompleksine düşer mi Eğitim müesseselerimiz nasıl “millî”
olmaktan uzaklaşır Diyânet bu gelişmelere nasıl seyirci kalabilir
Almanya’nın Hannover şehrinde doğup büyüyen Yozgat kökenli
Hukukçu Yazar Selma Öztürk, Türkiye ziyareti sırasında gördüğü manzaralar
karşısındaki şaşkınlığını şu sözlerle anlatıyor: “Yılbaşı yaklaştıkça,
Türkiye’deki AVM’lerde müthiş bir yılbaşı tüketimi başlamış. Noel süslemeleri
ve müzikleri. Kendimi bir an Almanya’da sandım.” (Twitter, 9. 12. 2012)
Medya kuruluşları da bu görüntüleri teşvik ediyor. Hatta,
Noel’i dizi film kahramanı yapanlar bile var. Hem de Türkiye’de. “Bu gidiş nereye ”
diye sorgulayan yok.
ÖZENTİ TOPLUMU BOZAR
Geçen senenin yılbaşı gecesinde şaşkınlık uyandıran bir olay
yaşandı. Bazı polis ekipleri, tebdili kıyafet için kırmızı renkli Noel
elbiseleri giydiler. Emniyet’in başlattığı bu uygulama büyük tepki topladı. “Noel’i
meşrulaştırdığı, Batı’ya özentiyi arttırdığı” yorumları yapıldı. Din Bir Der
Genel Başkanı Abdullah Aslan “Noel baba kıyafeti giymek îtikaden yanlıştır.
İslâm dini yabancılara benzemeye ruhsat vermez.” (Millî Gazete, 3.1. 2012)
açıklamasını yaptı.
Türkiye toplumuna pazarlanmak istenen Noel anlayışına karşı
en çarpıcı ve isabetli değerlendirmeyi merhum Arif Nihat Asya yapmıştı. Ümit
tâcirliği amacıyla kullanılan bu hayalî varlığın kültür etkileşimi yoluyla
insanımızı avlamaya çalıştığını, “Noel Baba Neyimiz Olur ” başlıklı yazısıyla
şöyle uyarmıştı: “Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu: O Haçlı
seferlerinden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman savaşta giremediği yerlere,
şimdi beyaz sakalıyla saygılar, sevgiler toplayarak girebiliyor. (…) O adıyla
sanıyla bir misyonerdir ki, şu memlekette ocağına incir dikildikten sonra,
kılığını değiştirmiş… Ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can
alıcı noktamızdan, çocuklarımızdan başlamıştır.
Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz
Fedakârlığının sebebini düşünmediniz mi (…)
Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken
ceplerini yoklamayı unutmayınız. Muhakkak bir şeyinizi aşırmıştır.”
Keşan Müftüsü Süleyman Yeniçeri, bacadan girdiği söylenen
Noel baba için, “Adam olsaydı kapıdan girerdi” ifadesini kullanmıştı da
bazılarının şimşeklerini üzerine çekmişti.
Her ne olursa olsun, Noel bize ait bir değer değil, başka
bir toplumun kültürüne girmiş hayalî bir figürdür.
BAŞKA BİR KAVME BENZEMEK
İslâm gibi hayatın bütününü kuşatan mükemmel bir dine mensup
olan bir millet başka toplumlara özenemez. İslâm üstün bir mevkidedir, ondan
üstün bir din yoktur. Toplumumuzun problemi İslâm’ı yeteri kadar tanımamış
olmasındadır. İslâm’ı tanıyan bir kişi yabancı hayat biçimlerine ihtiyaç
hissetmez.
İslâm dini, başka toplumların velâyeti altına girmeyi,
onların hayat tarzına uymayı yasaklamıştır: “Ey îman edenler! Yahûdileri ve
Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar, birbirinin dostudurlar (birbirinin
tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz
Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (Maide, 51)
Allah Rasülü (s. a. v) de şöyle buyurur: “Kim bir kavme
benzerse, o da onlardandır.” (Sünen-i Ebu Davut)
Dünya ve âhiret saadetinin yollarını gösteren İslâm dinine
mensup olmanın ne büyük nimet olduğunu bilmeliyiz. O, Allah’ın son hak dinidir.
Kıymeti bilinmeyen nimet elden çıkar: “Şükrederseniz, size olan nimetimi
artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”
(İbrahim, 7)
Kul için en büyük nimet Müslüman olmaktır. Bu nimetin
kıymetini bilmeyenlerin elinden alınacağı haber verilmektedir: “Ey îman
edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah sizin yerinize bir toplum
getirir; Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı
alçak gönüllü, kafirlere karşı zorlu ve onurludurlar. Onlar, Allah yolunda
cihat eder ve kınayıcının kınamasından çekinmezler. Bu, Allah’ın ihsanıdır, onu
dilediğine verir. Allah’ın lütuf ve ilmi geniştir.” (Maide, 54)Müslümanların
ölçüsü Kitap ve Sünnet’tir. Bu iki temel kaynak dışındaki inanç ve hayat
biçimleri sapma ve yabancılaşmadır: “Ey îman edenler! Allah’a itaat edin,
Peygamberi’ne itaat edin de amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed, 33)