Nobel hülyaları

Abone Ol

Bir televizyon programında (Tayfun Ertan ın CNN deki programı), "Nobel EdebiyatÖdülü"ne adaylığı konusu sorulduğunda Orhan Pamuk, "bu konuda konuşmak istemediği, hatta Nobel adını bile duymak istemediği" mealindeki açıklaması, sanıyorum Pamuk un bilinçaltı topoğrafyasını ortaya koyuyordu.

Açıkça söylemek gerekirse, Yaşar Kemal gibi, OrhanPamuk da ilgi alanımda bulunan roman yazarları değildirler.Fakat bunlarla, onların yazım emeklerini önemsemediğimi söylemek istemiyorum. Kuşkusuz her yazım emek ve çalışması başlı başına saygı duyulması gereken bir çabadır. Ne var ki edebî değerlendirme ve beğeni sadece bu türden bir çabaya da indirgenemez.

Öte yandan, derin bir istek, hatta tutku derecesinde bir istekle Nobel ödülünü düşleyen, tıpkı Yaşar Kemal gibi, Orhan Pamuk a ödül verilmiş olsa(ydı), buna sevinmek gerekirdi, diye düşünüyorum.Ama bunun onların roman sanatını değerli kılacağına da, kendi payıma ihtimal vermiyorum.

OrhanPamuk un Nobel Edebiyat Ödülünü düşlemesini, bir insanın özlemi olarak makul karşılıyorum. Bunun, bir sanatçının tavrı olarak mümkün olduğunu ancak gerçek sanatçının niteliği babından sayılamayacağını söyleyebiliriz. Çünkü sanatı, varoluşunun anlamı bilmiş bir sanatçının sanatı, yani eseri dışında bulunan bir şeyin beklentisi içinde olması sözkonusu edilemez. Takdir, ödül, alkış sanatın özüne ilişkin unsurlar değildir, olsa olsa birer yan tezahürlerdir. Çünkü sanat zaten var kılınmakla sonsuzluğa atılmış bir imzadır.Yalın, sade, çoğunlukla şatafatsız ve nümayişsiz bir imza. Gerçek sanatçı herhalde bu imzanın yerine başka bir şeyi ikame etmeyendir. İkame etmelere yeri geldiğinde yüz vermeyendir. Bu yönüyle sanat kıskançtır, bir türden bencildir.

Nobel ödülü vesilesiyle Pamuk un sergilediği tavırın, yazarın, sanatçının sorumluluğu ve erdemi konusunda ikircikli bir tavır olduğunu düşünüyorum Örnek olarak Pamuk un "bir milyon Ermeni..." şeklinde sarfettği sözlerini, ödülün açıklanmasından sonra reddetmesidir.Söylediği sözler aynıyla kamuoyuna yansıtılmamış olsa bile, düşünce olarak ortaya konulanı red sözkonusudur ve Pamuk un ikilemi de burada ortaya çıkıyor. Düşüncesinin doğruluğu veya yanlışlığı değildir burada irdelenmesi gereken. Kabul edilmese bile, hatta tarihen doğruluğu tartışmalı olsa bile, bir sanatçının imgeleminde sözkonusu olaylar farklı çağrışım uyandırabilir. Sanatçının imgeleminde dile getirilen bilim adamının yargı gücüyle örtüşmeyebilir. Çünkü sanat, bilimin ortaya koyduğuna bakar ama kendini onunla bağımlı hissetmeyebilir. Ortada sanatın ele alıp tartışma gereği duyduğu bir insanî sorun boyutu sözkonusudur, öncelikle sanatın söylemi burada geçerli sayılmalıdır. İşte Orhan Pamuk un, bizce farkında olmadığını, sanatın sorununu sanat dışı yollardan, özellikle medyatik ve reklamın imkanlarıyla güncelleştirmeye çalıştığı bir tutum içinde olduğunu gözlemliyoruz.

Nitekim Demir Özlü, bir söyleşisinde Pamuk un medya balonuna iğneyi batırıverdi (Milliyet Pazar, 7 Ekim): Orhan Pamuk aday bile değildi.Dahası "Orhan Pamuk, Umberto Eco yu taklit edip postmodernist oldu, neden ödül versinler " gözlemi, Pamuk un sanatçı kişiliğini faş eden, belki biraz acımasız, bir gerçek değerlendirmedir.

İnsan olarak Pamuk un, Alman Yayımcılar Birliği Ödülü nü alması, ödül düşlemesini bir süre motive edeceğe benziyor. Bunu "romanı için" bir perdah şeklinde görmesi doğrular mahiyettedir.

Bizce, Orhan Pamuk hem insan, hem bir yazar olarak, kendine karşı dürüst davranıp davranmadığını, bu arada sorgulamalıdır.

Taziye dileği

Muhterem Erbakan Hocamızın Hakk a yürüyen Muhtereme hayat arkadaşının Dar-ı Bekâya hicreti sabırla ve teslimiyetle karşılanacak bir acıdır. "Her can ölümü tadıcıdır", "O ndan geldik, O na dönücüleriz." Gani gani rahmetler dilemekten gayri yapacak bir şey yok. Ne mutlu o canlara ki emaneti ehline yüzakıyla verenlere.

Muhterem Hocamıza başsağlığı, sabır ve metanet diliyoruz.