Allah insanı yarattı.
İnsana akıl verdi, fikir verdi, göz verdi, izan verdi… Kıyas etme, merak etme dürtüsü verdi.
Yardımlaşın, tanışın, konuşun, tartışın, ama zulmetmeyin, zulme uğramayın… Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de isteyin dedi.
Adaletli olun dedi, adaletle hükmedin dedi.
Canınız, kanınız, malınız birbirinize helal değildir, dedi.
Cahilliye savaşlarını terk edin… Nefsinize tapmayın… Nefsinizin, hükmetme duygunuzun emrine girerseniz, hüsrana uğrarsınız, buyurdu.
Peki, biz ne yaptık?
Allah’ı unuttuk… Emirlerini unuttuk, ikazlarını unuttuk. Kendi ellerimizle yonttuğumuz eşyalara… Kendi aklımızca ortaya koyduğumuz geçici fikirlere ram olduk.
Cehalet döneminin putlarının şeklini, şemalini değiştirdik… İsimlerini, cisimlerini farklılaştırdık, yonttuklarımıza, resmettiklerimize biat ettik.
Tuhaf bir oyunun parçası olduk.
Sonra döndük, bu dünya neden yaşanmaz oldu, neden insanlar birbirlerini öldürüyorlar, zulüm neden kol geziyor, zalimler neden çoğalıp duruyor, demeye başladık.
Olup bitenin bizim eserimiz olduğunu çabucak unutuverdik.
Mekke’de, kendi elleriyle yonttukları puta tapan putperestlerin, akılsızlığı, idraksizliği ne kadar bohem ise, bugün, ürettiklerine yukarı mahallede kutsallık izafe edenler, aynı durumdadırlar.
Ne yapmalı peki?
Bu zulüm deryasında insanca, İslam’ca yaşamak nasıl mümkün olabilir?
Adı Müslüman olan toplulukların, kendine dönüşleri, insani duruş çoğaltmaları nasıl sağlanabilir?
Bu, geri bıraktırılmış ülkelerin toplulukların yeniden kendine dönüşlerine öncülük edecek güç yok mudur?
Bize ne oldu?
Hamasetle dünlere sığınıp, tarihten kendimize övücü, gurur verici tablolar seçerken, gelecek adına, istikbal adına ne tür gayretlerimiz var, söyler misiniz?
Akılcı, imani, realist çizgiler eşliğinde, dünyaya yeni bir açılım, yeni bir medeniyet üflemek olası değil midir?
Türkiye enerjisini, gücünü, rasyonel kullanmaktan uzak bir hal ile yel değirmenleriyle savaşıyor.
Dünyadaki gerçekleri yok saymadan… İnsan kanı emerek şişen emperyal ülkelerin güçlerini bilerek, kendi iman coğrafyamızda, kültür coğrafyamızda, uyanışa, birliğe yol açacak adımlar geliştirebilir.
Bunu yapmak yerine, günlük ve anlık gelgitlerle, ülkenin imajını, enerjisini, kudretini dumura uğratmak, akıl kârı mıdır?
Bu coğrafyada doğan her çocuk, hep barut, kan gözyaşıyla mı büyüyecek?
Bu ne menem iştir? Bu gidişe itiraz etmeliyiz… Bu gidişi durduracak argümanlarımız, araçlarımız… Dahası imanımız var.
Niye akletmeyiz, niye?