Nisanlı oruç, bizi tutarken…

Abone Ol

Bizde erguvanların esenliği.

Japonya’da kiraz çiçeklerinin.

Dünyanın dört bir köşesinde oruçla buluşan nisan.

Baharın binbir rengi ile insan yüreğini kozalayan.

Bu güzellikleri göremeyen körler, oruç ertelensin dedi.

Sanki orucun bizi ertelememesine gücümüz yetermiş gibi.

Bazen depremlerle çığlarla düşerdi sahurlara.

Acı olur, soğuk olur, hastalık olur, ölüm olurdu.

Fakat hastane koğuşlarına bile umut dağıtırdı, iftar saatleri.

Okunan ezanlarla, ameliyathaneye indirilene moral verirdi.

Salgın hastalığın bu kerte çaresiz bıraktığı hiç yaşanmamıştı.

Boğulan, konuşamayan, ateşten kıvranan yakınınıza bir çorba pişirip götüremiyorsunuz.

En yakınınızı bağrınıza basamıyorsunuz.

Elini tutup, son anlarında moral veremiyorsunuz.

Yalnız ölmelere terk ediyorsunuz.

Salgın bizi hayattan ertelemiş.

Biz hâlâ oruç ertelensin diyen eşek arısı vızıltıları duymaktayız.

Salgın can sevdiğinizi almış.

Uzak durmaktasınız.

Cenazesine yaklaşamıyorsunuz, yıkanmasına nezaret edemiyorsunuz, defninde son vazifeleri yapamıyorsunuz.

Ölünüzün yasını tutamıyorsunuz, taziyesine oturamıyorsunuz.

Ne ertelemesi hayat bizi defterinden silmiş, kıyametin kapısına bırakmış hâlâ her şey eskisi gibi olacak düşleri görmekteyiz.

E, az şükürsüzlük yapmadık.

Şımarıkça yoksulların hakkını çöpe attık.

Son zamanlarda küstah bir iftar modası icat edilmişti.

Zenginlerin davet edildiği, görkemli sofralar çıkardı podyuma.

Ya da açık büfe kahvaltılar gibi ahmakça işler ederdik, tonlarca yiyeceği hiç dokunmadan çöpe atardık.

Afrika’nın açlarını düşünmek, küçük beynimizden geçmezdi.

Daha bu iyi günlerimiz.

Bakalım sırada neler var.

Suları, en azılı suçlu gibi israf edişlerimiz, nereden gedik açacak.

Küresel ısınmanın boşalttığı göller, nehirlerin intikamı daha acı olacak.

Bir yudum suyun hasretinin çekileceği de, çok uzak gibi değil.

Ülkelerin birbirini kırdığı, nükleerin, o iflah olmaz açlık silahlanmanın, mazlumları daha fazla ortadan kaldırmaya planlanmış tahrip gücü yüksek füzelerin yıktığı viranelere dolan hastalıklar, kanser, sakatlıklar…

O kasa kasa katlarına yerleştirdiği insanlarla, tabutluğa dönen apartmanların yoğunlaştığı kalabalık ilçelerde artan salgın.

Bahçesiz, ağaçsız, çiçeksiz beton binaların depresyonunda bitmemiş gibi çilesi insanın.

Asit ve radyasyon yağmurları.

İklimleri de vuracak.

Gelin duvaklı ağaçların başlarına radyasyon yağmurları yağacak.

Karadeniz’deki kimi kasaba belediyelerinin, hoparlörlerinden yaptığı anonslar, tehlikeyi duyurmakta;

“Bu yıl dut pekmezi kaynatılmayacak, asit yağmurları var.”

Radyasyon yağmurları, buğdaylara yağdığında, tarlalara, meyve ağaçlarına indiğinde halimiz nice olacak.

A, bunlar mühim değil.

En önemli sorun, oruç ertelensin.

Oysa seni hayat çoktan ertelemiş, engellemiş hatta önüne katmış götürmekte, dünyadan sürüp çıkarmakta.

Sen hâlâ zannetmektesin ki, biz orucu tutmaktayız.

Yanılıyorsun, oruç bizi tutmakta, hayata sabitlemekte, elimizi bırakmamakta, dostluğu ile gönendirmekte, mutluluk ve huzur vermekte.