Gündem

Nijer günleri

Nijer günleri

Abone Ol

Yaşam standartları nedeniyle dünyanın en fakir ülkesi olan Nijer‘de yaşam oldukça zor. İnsanlar evlerine su götürebilmek adına kilometrelerce yol kat edebiliyor. Günü tok olarak geçirmek onlar için en büyük kazanç. Sadece 3 ay gibi kısa süreli yağışlar mevcut. Sıcaklık da ortalama 40 derece. Nijer‘in en büyük kazancı Nijer Nehri‘nin ülkelerinden geçiyor olması. Nehir de zaten layıkıyla kullanılamıyor. Her şeye rağmen insanların morali yerinde. Sizi sürekli gülen yüzleriyle karşılıyorlar.

Ne zamandır ülke dışına çıkmak; yeni insanlar, yeni kültürler ve yeni yerler görmek istiyordum. Yeni bir yer keşfetmek, balta girmemiş ormanlarda yürümek, piranalı nehirlerde yüzmek fazlaca cesaret isteyen gezi türlerinden olduğundan yapacağımız ilk gezi tehlikelerden uzak bir yer olmalıydı. Nasibimiz dünyanın en fakir ülkesi Nijer‘eymiş diye yola çıktığımda bir bavulum bir çantam ve üç arkadaşım vardı yanımda. Aklımda ise bin bir tedirginlik içerisinde bıraktığım annem ve kardeşlerim vardı şüphesiz. Siz her ne kadar ‘dikkat ederim‘ deseniz de annenizin ‘ne olur gitme‘ bakışıyla yola çıkmışsınızdır ve onu daha fazla telaşlandırmamak adına dikkatinizi yoğunlaştırmalısınızdır. Bu hislerle yola çıkıp da rahat davranabilmek pek de mümkün değildir. Bu yüzden de hep gıpta etmişimdir Atlas gibi gezi dergilerinde gezip-görüp yazan gezginlere.

Para içinde yüzen bir adam

Çok da zor olmayan uçak yolculuğundan sonra Nijer‘e indiğimizde gecenin dördüydü. Uğranılan 4 otelden de doluyuz cevabı aldıktan sonra kendimizi çok da rahat olmayan otele attığımızda gün sabaha kavuşmak üzereydi. Biraz yorgunluk, biraz yabancılık ve biraz da uyuma isteğiyle yatağa girdiğimden çabucak uyuyuverdim. Sabah uyandığımızda ilk işimiz cebimizde pek de işimize yaramayan ya da orada kullanışlı olmayan dolarlarımızı bozdurmak oldu. Bizi karşılayan ekibin de yardımıyla kendimizi Hollywood filmlerinden bir sahnenin içerisinde bulduk. İzbe bir yer, hafif loş ışıklar, etraf darmadağın, birkaç kırık dökük sandalye ve üzeri değişik ülkelerin paralarıyla dolu bir masa. Masanın başında oturan adam tuhaf tuhaf bizi süzüyor ve bir yandan da masadaki paralarına dokunuyor. Kısa bir konuşmadan sonra biraz tedirgin biraz de ‘neredeyiz biz yahu‘ bakışlarıyla cebimizdeki dolarları esrarengiz adama uzatıyoruz. Adam eline aldığı her parayı para sayma makinesine atıp hızlı bir şekilde lastikleyerek ya bize uzatıyor ya da masasında bir yeri atıveriyor. Paraya önem vermiyormuş gibi dursa da aslında masasının üzerinde duran büyük bir meblağ paranın artık onu sahiplendiği izlenimini bırakıyor bende.

Cemaat sokakta

Paralarımızı bozdurduktan sonra Nijer‘in sokaklarını gezmeye başladığımızda gözüme çarpan ilk detay şüphesiz halkının yüzde 99‘u Müslüman olan bir ülkede insanların namaz kılış şekilleriydi. Sokakta ve çarşıda hemen hemen yüz adımda bir cemaatle kılınan namaza şahit oluyorsunuz. İnsanlar bulabildiği her yerde cemaat yapabiliyor. Lakin namaz kılış şekilleri biraz tuhaf; mesela biz kıyamda pür dikkat secde ettiğimiz yere bakarken onların bakışları secde yapılan yer hariç her yeri dolaşıyor. Sağına, soluna yukarıya aşağıya çok rahat göz dolaştırabiliyorlar. Bir de her sokak başında ya da araçla durduğunuz hemen hemen her yerde bir dilenci mutlaka sizi buluyor. Özellikle de cami önleri çok fazla dilenciye ev sahipliği yapıyor. Buralarda ‘fil hastalığı‘ biraz yaygın sanırım. Dilencilerin birçoğu bu hastalıktan muzdarip. Yalnız kimse sizden para isterken ‘acıyın bana‘ bakışı atmıyor. Parasını istiyor, verseniz de vermeseniz de size bir gülücük bırakıyor. Eğer bir şey uzatırsanız yüzü daha fazla gülüyor. Bir şey vermediğiniz takdirde biraz ısrar ediyor, daha sonra bir başka kişiye yöneliyor.

Elektrik ve su yok

İlk günlerimizi geçirdiğimiz Niamey, Nijer‘in başkenti ve en gelişmiş ili. Bu gelişmişlik de Nijer Nehri‘nin bu şehrin tam ortasından geçiyor olmasından kaynaklanıyor. 4 bin kilometreyi aşan uzunluğuyla Batı Afrika‘daki en büyük nehir olan Nijer Nehri Gine, Mali, Nijer ülkelerinden geçerek Benin - Nijerya sınırının bir kısmını oluşturuyor ve Nijerya topraklarına sokularak Atlas Okyanusu‘nun bir kolu olan Gine Körfezi sularına dökülüyor. Yine de ırmaktan tam teşekkülü faydalanılamıyor. Irmak geniş bir kola sahip olmasına rağmen Niamey‘de çok fazla tarım arazisine rastlayamıyorsunuz. Bu ırmağın üzerine yapılmaya çalışan baraj da senelerdir tamamlanamıyor. Birileri tarafından sürekli engelleniyormuş. O birilerini az çok tahmin etmişsinizdir. Nijer‘in kalkınması adına yapılacak hiçbir hamleye razı gelinmiyor. Köylerinde elektrik yok, insanlar su ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına kilometrelerce yol kat edebiliyor. Mesela akşamdan yola çıkan bir kişi gecenin yarısında su kuyusuna ulaşıyor. Aldığı birkaç bidonla sabah saatlerinde evine dönüyor. Onunu için de bu ülkelerde açılan su kuyuları çok fazla öneme sahip. Zaten açtığınız su kuyularının etrafında yaşamlarını sürdüren çevre sakinleri kendilerine altın madeni bağışlanmışçasına seviniyor.

Kuyuların bazılarından çamur renginde sular çıksa da onlar için fark etmiyor. İçecek de dahil olmak üzere tüm ihtiyaçlarını o sularla giderebiliyorlar. Öğrendiğimiz kadarıyla vücutları bağışıklık kazandığından o sular yöre halkına çok fazla zarar vermiyor.