İnsanlığın başına tebelleş olan bu kapitalist sisteme kulak verirseniz şunu dediğini işitirsiniz: “Sizler benim kölemsiniz. Ölünceye kadar bana hizmet edeceksiniz. Siz çalışacaksınız, ben yiyeceğim. Size değil bir sene, bir ay bile rahat nefes alma hakkı vermeyeceğim!”
“Yok yahu, ben böyle bir ses işitmiyorum” mu diyorsunuz. O vakit durun, size tane tane izah edeyim. Çamaşır makineniz mi bozuldu, servis çağırırsınız, servis gelir, hiçbir şey yapmasa da servis ücretini alır. Tamam alsın da, şöyle makinayı bir yoklar. Bu makine kaç yıllık? 15-20 yıl oldu. “Ohoo! Bu ölmüş! Bunun parçaları bulunmuyor.” Peki ne yapacağız? “Yapacağınız şey şu, bunu atacaksınız, yenisini alacaksınız.” Diğer beyaz eşyalar için de durum aynı. Yani buzdolabı, bulaşık makinası, elektrikli süpürge, fırın, vs…
Bu konuyu beyaz eşya bayii bir dostuma açtım. Bana dediği şu: “Evet fabrikaya öyle talimat veriliyor. Malzemeler ona göre konuluyor. En fazla ömrü 15-20 sene olacak deniliyor. Ondan sonra da o ürünün yedek parçaları üretilmiyor. Tüketici de mecburen yenisini alıyor.”
Eskiden böyle değildi. Evlendiğimizde bir buzdolabı almıştım, 35 sene kullandım. Hakeza yatak odası takımını, koltuk takımını 35 sene kullandım. Hani derler ya, “taş gibi” işte öyle idi. Yaklaşık 45 sene önce astsubay emeklisi bir marangoza üç parçadan ibaret bir kütüphane yaptırmıştım, hâlâ kullanırım. Ev halkının gözüne çirkin gözükse de, o benim için “arkadaş” gibi. Hem de sapasağlam.
Yakın çevreme bakıyorum, iki-üç defa yatak odası, salon takımı, oturma odası takımı değiştirenler var. Bana göre o değişikliklerin bir kısmı israf, bir kısmı da mecburiyetten, çünkü malzemeler çürük. MDF deniliyor, kısa zamanda laçka oluyor. Koltuk takımı kısa zamanda hurdahaş oluyor. Yani isteseler uzun ömürlü, dayanıklı yapamazlar mı? Yaparlar. Ancak o zaman çark bu şekilde kârlı dönmez.
Sırf ev eşyasında değil. Cep telefonlarında böyle, arabalarda böyle, giyim eşyalarında böyle, ayakkabılarda böyle…
Yahu sayın hem de çok sayın kapitalist beyler! Yeter artık! Elinizi yakamızdan çekin. Biraz rahat nefes alalım. Ölünceye kadar bütün hayatımız taksit ödemekle, borç ödemekle mi geçecek?
Bu kapitalist patronların da ahlakı sonraları iyice bozuldu. Daha önceleri böyle değildi. Mesela Amerikan arabaları, beyaz eşyaları 50-60 sene dayanıklı olurdu. Yıllar önce İ.Ü. Orman Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Burhan Aytuğ’la bir röportaj yapmıştım. (Söğüt’te Osman Gazi’nin beşik ağacını görmüş, bunu kendisine bildirmiş, bu değerli ilim adamı da malzemelerini ve ekibini alarak gidip o ağaçtan parçalar alıp incelemiş ve o ağacın gerçekten de Osman Gazi devrine ait olduğunu söylemişti.) Röportajın ardından, “dur seni otobüs durağına bırakayım” dedi. Arabasına bindik. Yaklaşık 50 yaşında bir araba idi. Taş gibi idi.
Bundan 18 sene önce beş yaşında bir araba almıştım. Araba alırken dikkat ettiğim üç husus vardı: 1) Sağlam olması 2) Müslüman kanı dökmemiş bir ülkenin ürünü olması –zira her gün yüz yüze bakacaktık. Kurtuluş Savaşı’nda ülkemizi işgal edenlerin arabası olsa, her sabah bir tekme atmak mecburiyetinde kalacaktım- 3) Satan adam, zaruretten dolayı satmış olmayacaktı. Zira ağlayanın malı gülene hayretmezdi. Bizim araba bir kuyumcunun hanımına aitmiş. Satıp yerine 4x4 bir araba alacakmış. Neyse bu kadar titiz davrandık. Sözde sağlam bir marka, ancak bazı parçalarını bulamıyoruz. Ustalar, tornacıda ve diğer atölyelerde uydurup yerine takıyorlar. Yine buna şükür. Piyasada pek çok araba modeli var. Üretimden kaldırılmış. Ancak yedek parçaları bulunamıyor. Şahsen şuurlu tüketicilere tavsiyem, “yedek parça yok!” denilen markaları almasınlar. Arkadaş, madem fabrika kuruyorsunuz, bir bölüm de üretimden kalksa bile o ürünün yedek parçalarını üretmeye devam etsin. “Şu yedek parça yok!” sözünü duymak istemiyorum. Ömrümüz sizin ürünlerinizin taksitini ödemekle mi geçecek?..