Niçin Müslüman’ız?

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Temel meselelerden birisi de niçin Müslüman olduğumuzun farkında olmaktır. Kâinatı yoktan var eden, insanı, hayvanı, bitkiyi ve cansız varlıklardan hiçbirisini dışarıda bırakmadan koyduğu nizamın içinde yaratıp yaşatan Allah’a kulluğu kabul eden her insan, Müslüman olmak zorundadır. Çünkü Allah insanı, kul ve halife olarak yaratmıştır. İnsanın Allah’ı ilah ve rab kabul ederek, O’nun kulu olması esas, bu kulluğun gereği olarak, yeryüzünde hakkı tebliğ eden ve hakkı üstün tutan bir medeniyet kurmak için cihat eden bir halife olması ise sıfattır. İnsan 1-3: “İnsanın tarih sahnesinde görünmesinden önceki dönem, insan henüz anılır bir şey değildi. Böyle iken biz insanı, sorumluluklar yükleyerek imtihan etmek, hayra ve şerre karşı tutumunu denemek için, muhtelif kanallardan dökülen sıvılarla karışık bir katre spermin, eşinin yumurtasıyla uyum halinde birleşmesinden yarattık. Sonra onu işiten, gören ve düşünen bir varlık haline getirdik. Gerçek şu ki, biz ona yolu, yöntemi gösterdik. İmana gelerek şükredici ya da Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etme yolunu tercih ederek nankör olması artık kendisine bağlıdır.” Bu ayetler, insanın yaratılış gerçeğini açıklar. Gösterilen yol ve yöntem İslam’dır. Bunun için Allah’ın gösterdiği İslam yoluna bağlılık şükür, başka yollara sapmak ise nankörlük ve küfürdür. İşte bizler, şükredenlerden olmak için Müslüman’ız ve İslam, Allah’ın rızasıdır. Allah’ın İslam’dan başka yollara, dinlere ve düzenlere rızası yoktur.

Zamanı yaratan Allah’tır. Allah; ilimde doğrunun ifadesini, dinde iyi ve güzelin yayılmasını, iktisatta faydalının yapılmasını, iradede ünsiyetin tesisini gerçekleştirmiştir. İşte biz gerek tarihin şahitliği ve gerekse aklımızın yardımıyla İslam düzeninin farkında olduğumuz için Müslüman olanlardanız.

 GÖZÜMÜZÜ AÇIP BAKTIĞIMIZDA

Varlıklar âlemine gözümü açıp baktığımızda görürüz ki, tüm yaratıklar, hayvan, bitki ve cansızlar hep, ilahi bir düzen içinde hareket edip hayatlarına devam ediyorlar. Bundan dolayı, bütün varlıklar, bu düzene teslim olmuş Müslümanlar olarak görülebilir. Bu kâinatta insan ve cinler dışında bu ilahi düzene itiraz eden başka bir varlık da bulunmaz. Onlar, bu ilahi düzenin dışına hiçbir zaman çıkmazlar. Bunun için her varlık, yaratılmış olduğu maksada uygun olarak hareket eder. Biz insanlar ve cinler de yaratılmış olduğumuz gayeye uygun hareket edersek Müslüman olmuş oluruz. Zariyat 56-59: “Ben cinleri ve insanları yalnız beni ilah tanısınlar, candan Müslüman olarak bana teslim olsunlar, saygıyla bana kulluk ve ibadet etsinler, yalnızca benim İslam düzenime bağlansınlar, bana boyun eğsinler diye yarattım. Onlardan rızık, ekmek, aş ve servet istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz her canlının rızkını veren Allah’tır, kuvvetine acizlik gelmeyen tek kuvvet sahibi de yine Allah’tır. Şüphesiz yaratılış gayesi dışında yaşamaya devam eden zalimler, geçmişteki arkadaşları gibi azaptan paylarını alacaklardır. Öyleyse onu acele istemesinler.” Bu ayetler de insan ve cinlerin imtihan edilen varlıklar olarak, görevlerinin İslam’ca düşünmek ve yaşamak olduğunu açıklar. Bilelim ki, bize tahsis edilen zamanın dışına çıkma imkânımız yoktur. Bunun için aklını Kur’an ve sünnet ile çalıştıran her insan, İslam’da karar kılar ve bir adil düzen olarak onu hayata ikame etmenin derdini taşır. Müslüman olmuş Alman bir kadın, Tına Gfanzıl: “Kur’an, Allah’ın adı ile başlıyor, Allah’ın birliğini bildiriyordu. Anarşinin İslam ahlakına sahip olmakla önleneceğine inandım. İçkiyi bıraktım, tesettüre girip namaza başladım” diyor. Çağımızda Müslüman bir anne babadan doğmuş kimi Müslüman kadınlar, tesettürsüzlüğü Müslümanlık sayar hale geldiler. İslam; çağları ardında sürükleyen dindir. Müslüman olanlar, çağlar üstü dini seçmiş olanlardır.

 İSLAM BÜTÜNDÜR

Müslüman’ın inanıp uyguladığı İslam; esas ve prensiplerden, kanun ve kurallardan meydana gelen bütün bir din ve düzendir. İslam; iman, amel ve ahlakıyla, hikmet, sosyoloji, psikoloji, talim ve terbiye, ekonomi, siyaset, yönetim ve cinsellik anlayışıyla bir bütündür. Kur’an ve kâinat kitabının bir kısmını kabul etmek ve bir kısmını kabul etmemek ve uygulamamak İslam’dan çıkmak olur. İslam’ın yarısı, kendisi değildir.

 SÜNNETULLAH

Sünnetüllah; Allah’ın koyduğu nizamdır. Tabiattaki doğal düzenin esaslarını Allah koyduğu gibi, insanların yaşadığı sosyal düzenin kanun ve kurullarını da Allah koyar. Daha çok hayvan bitki ve cansızların uyduğu fen bilimleri denilen kanun ve kurallarla, insana özel olan din ve düzen esaslarını ve insan iradesiyle uygulanan kanun ve kuralları da koyan Allah’tır. İslam âlimleri Kur’an’da geçen “sünnetullah” kelimesine tabiat kanunları anlamını verdikleri gibi sosyal kanunlar da demişlerdir. Sanki insan, hem tabiat, fen bilim, kanun ve kurallarını ve hem de sosyal bilim, kanun ve kurallarını kendi bünyesinde toplamıştır. Allah’ın, sünnetinde, koyduğu düzende bir değişiklik olmaz.

 YAPICILAR VE YIKICILAR

İnsan doğar ve yaşar, anne ve babası onu besler büyütür, yedirir ve giydirir. Onların bir evleri ve aile yuvaları vardır. Giderek büyüyen bu aile mahalle olur, toplum olur, devlet olur. Bütün bu yapılar, İslam ile kıvamında olur. Dünya hayatında var olan hak-batıl mücadelesi gereği toplumda bir yapıcılar ve bir de yıkıcılar bulunur. Yapıcılar; İslam’da karar kılanlardır, onlar İslam’ı emrederler, batıla mani olurlar. Yıkıcılar; Siyonistler ve iş birlikçileridir, onlar İslam’ı yasaklarlar, batılı emrederler. Günümüzde yapıcılar tarafını Millî Görüş temsil etmektedir. Yıkıcılar tarafını ise İsrail, ABD, AB ve iş birlikçi yönetimler temsil etmektedir. İşte biz, yapıcılığı esas aldığımız için Müslümanız. Selam hidayete tabi olanlara…