Niçin hayır diyorum?

Abone Ol

Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’sında yapılan 18 maddelik değişiklik 16 Nisan 2017 günü halkoyuna sunulacak. Bu sunulma kararının arkasından bazı partiler değişikliğe “evet”, bazı partiler de “hayır” diyeceklerini açıkladılar. Özellikle “düşünmezsem evet, düşünürsem hayır diyorum” şeklinde açıklama yapan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel KARAMOLLAOĞLU’nun açıklaması tatmin ediciydi.

Ama ben bu değişikliği resmi gazetede görmeden çevreme “hayır” demeyi tavsiye etmeyi uygun bulmadım ve iki avukattan ayrı ayrı aldım ikisinin de aynı olduğunu gördüm ve değişiklik metnini iyice inceledikten sonra bu maddeleri kabul etmenin asla doğru olmayacağı kanaatine vardım.

Şimdi bu değişikliğe “hayır” demeyi gerektiren önemli yanlışları görelim:

Değişikliğin üçüncü maddesinde milletvekili seçilme yaşının 18’e indirildiğini görüyoruz. Bu durum lise son, hatta üçüncü sınıf öğrencileri arasına siyaset sokar ki dört zararı olur bunun. a)- lise öğrencileri ergenlik çağının ateşli devresinde oldukları için adaylık yüzünden kavga bile edebilirler. Yani bu değişiklik lise öğrencileri arasına anarşi sokabilir. b)- Özellikle seçim yılına kendilerinin veya arkadaşlarının seçilip seçilmeme endişe ve merakını sokacağı için öğrencilerin başarısız olmalarına sebep olabilir. c)- Öğrenciler arasında üstün zekâlı (dahi) olanların siyasete kaydırılarak ilerde mucit ve kaşif olabilecek gençlerin siyasette harcanmalarına ve ülkemizin fen ve teknik alanında başarılı elemanlardan yoksun kalmasına sebep olabilir. d)- En kötüsü de tecrübesi olmayan bu gençlerin milletvekili seçilmeleri halinde Meclis’te (özellikle) iktidar tarafından kullanılarak şeref ve haysiyet  kazanmalarına engel olabileceğidir. Askerlikle ilişiği olmama şartı bunların seçilme şansını zaten çok azaltıyor. Ama daha askerlik çağı gelmeden paralı askerlik mevzuatı getirilerek ancak zengin olanlarının milletvekili olmaları söz konusu olur ki zengin fakir düşmanlığına sebep olabilir. Başkaları tarafından askerlik paraları ödendiği takdirde onların oyuncağı haline gelebilirler.

Değişikliğin 6. maddesinde sadece “yazılı soru” sorudan bahsedilerek sözlü soru engellendiği gibi gensoru da kaldırılmış bulunmaktadır. Yani yolsuzluk yapan bakan düşürülemeyecektir. Hâlbuki yolsuzluk yapan bir bakan önceki gibi gensoru ile düşürülebilmelidir.

Aynı maddede “Cumhurbaşkanı Milli Güvenlik Politikalarını belirler” deniliyor ki Meclis, hatta bakanlar saf dışı ediliyor.

Sekizinci maddede “Reis-i cumhur Türk Silahlı Kuvvetlerini kullanılmasına karar verir” ifadesi bulunuyor ki bu savaş ilanı gibi tehlikeli bir konuda Meclis’in ve bakanların saf dışı edilmesi demektir.

Değişikliğin 9. maddesinde “Cumhurbaşkanı hakkında suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tam sayısının salt çoğunluğunun (301 MV) vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebileceği, açılma kararının ise Meclis’in üye tam sayısının beşte üçünün (360 MV.) oyuyla açılabileceği ifade ediliyor ki Meclis’i yenileme (feshetme) yetkisi verilen bir zata karşı bu sayıları bulmak imkânsız gibidir.

Yine aynı maddede “TBMM Üye tam sayısının üçte ikisinin (400 MV.) kararıyla Başkanın Yüce Divana sevk edilebileceği” yazılıyor ise de Meclis’i yenileme yetkisi olan bir kimseye karşı bu sayıyı bulmak mümkün değildir.

Değişikliğin 10. Maddesinde “Cumhurbaşkanının hastalığı ve yurt dışına çıkması gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması halinde cumhurbaşkanı yardımcısı cumhurbaşkanına vekâlet eder ve cumhurbaşkanının tüm yetkilerini kullanır” deniyor ki seçilmemiş bir kimsenin bu yetkileri kullanması rizikoludur.

Aynı maddede Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanır” ifadesi bulunuyor. Bu bakanların ve Cumhurbaşkanı yardımcılarının özel suç işlemesiyle sorumlu tutulamayacağı anlamına gelir ki çok yanlıştır.

Değişikliğin 11. Maddesinde Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır” deniliyor. İlk bakışta bu Cumhurbaşkanının da aleyhine görünüyorsa da Cumhurbaşkanı kendisinin seçilmesi bir şekilde garantiye aldıktan veya kendi görüşünde birini Başkan adaylığına hazırladıktan sonra yapabilir ki siyasette böyle şeylerin olabileceğini düşünüp önlem almamız gerekmektedir.

Değişikliğin 12. Maddesinde “Cumhurbaşkanı ….yurdun tamamı veya bir bölgesinde olağanüstü hal ilan edebilir” ifadesi var ki bu konuda bakanlar saf dışı ediliyor, Cumhurbaşkanı kral gibi oluyor.

Aynı maddenin 7. Paragrafında “Olağan üstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri üç ay içinde TBMM’de görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yürürlükten kalkar” deniliyor ise de üç ayda, hatta bir-iki ayda atı alan Üsküdar’ı geçer.

Değişikliğin 14. Maddesinde “Hâkimler ve Savcılar Kurulu 13 üyeden oluşur. Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır, Adalet Bakanlığı Müsteşarı kurulun tabii üyesidir. Kurulun üç üyesi… Cumhurbaşkanı’nca, üç üyesi Yargıtay üyeleri, bir üyesi Danıştay, üç üyesi TBMM tarafından seçilir” deniliyor ki Meclisin çoğunluğu Partili Cumhurbaşkanı taraftarı olduğu için 9 üyenin Cumhurbaşkanı taraftarı olacağı ve tarafsızlık ilkesinin çiğneneceği açıktır.

Değişikliğin 16. Maddesi 1. Paragrafında  “Cumhurbaşkanı tek başına yapacağı işler ile Yüksek Askeri Şûra’nın kararları yargı denetimi dışındadır” deniliyor ki bu sorumsuzluk Cumhurbaşkanına da Yüksek Askeri Şura üyelerine de verilemez. Sorumsuzluk sadece Allah’ındır.

Aynı maddenin D fıkrasında “ (“2709 sayılı kanunun) 146. Maddesinin birinci fıkrasında yer alan “on yedi” ibaresi “on beş” biçiminde değiştirilmiş” ifadesi vardır ki AYM üye sayasıyla ilgilidir. Zaten 12’sini Cumhurbaşkanı ve onun partisi belirleyeceği için tarafsızlıktan bahsedilemeyecektir.

Bir bardağın içine bir zararlı madde düşerse onu içemeyeceğimize göre bunca mahzurları olan bir bardak suyu asla içemeyiz ve bu Anayasa değişikliğine kabul edemeyiz.  “Haaayır” demeliyiz. Mevcut Cumhurbaşkanı’na güvenebilirsiniz ama devletin en üst kademelerine sızarak Başkan adayı olan acımasız insanlar çıkıp Başkan seçilebilir.

“Hayırcılar şunların safında yer almış olur” iddiaları doğru değildir. Kıbrıs’ta Türklerle Rumların yeniden bir devlet olması anlamına gelen Annan Planı orada referanduma sunulduğunda Rumların çoğunluğu hayır dediği için KKTC vatandaşlarının çoğunluğu evet derken bir kısmı da hayır demişti ama orada Rumlar gibi hayır diyenlerin Kıbrıs Türklerini Rumlarla bir devlet olup eski boğuşmalara düşmekten koruduğu sonradan anlaşılmıştır.