Niçin olacak Genç adamı aç ve işsiz bırakırsanız olacağı budur. Başka ne bekliyordunuz Şehirli bir genç adam, işsiz kalınca, niçin kalkıp kapkaççı oluyorsa, köylü bir genç de kalkıp PKK cı oluyor.

Mahkemede, hâkim namzedi olarak staja başladığım esnada, bir hırsız yakalanmıştı. Savunması aynen şöyleydi:

- "Hâkim bey iş bulamadım aç kaldım. Âilem de aç idi. Mecburen hırsızlığa başladım. Yakalanırsam hiç olmazsa devlet beni besler dedim. Yakalanmazsam da, hem kendimi hem âilemi açlıktan kurtarırım dedim.

Günümüzde resmi istatistikler yayınlanıyor. Toplumumuzda bir suç patlaması olduğu görülüyor. Neden böyle oluyor derseniz, halkımızın durumu içler acısı. Yoksulluk içinde olanlarla, açlık sınırı altına düşmüş olanların oranı nüfusumuzun yarısını geçiyor.

Çünkü, devlet bütçemizin yarıya yakın kısmı, rantiyeciye ve IMF ye iç ve dış borç faizi olarak ödeniyor. Kırk elli katrilyon tutan bu ağır yük, yine yoksulluk ve açlık sınırı altında kalmış olan zavallılara vergi olarak yükleniyor...

Peki bu haksızlığın sorumluluğu kime ait Kolayına geldiği için, iç ve dış borç alarak gününü gün etmeye çalışan iktidarlara ait. Oysaki ülkemizin yeraltı yerüstü zenginlikleri, yeni teknik imkânlarla, ranta çevrilse, "Yâni kendi gücümüzle kalkınma politikası kabul edilse," milletimiz, hem muhannete muhtaç olmadan sanayileşecek, yatırım sahaları açılacak, işsizlere iş bulunacak ve hem de bunun sonucu olarak gençlerimiz PKK cı veya kapkaççı olmaktan kurtulacak...

Üstelik Anayasa da sosyal devlet ilkesi var. Ama bu âmir hüküm işletilemiyor. Bu ilke işletilse hak ve adâlet yerini bulacak.

Hazreti Ömer Efendimiz, Halife iken, bir davacı geliyor. Ya Ömer, benim kölem paramı çalıyor diye şikâyette bulunuyor. Köle savunmasında efendim evet çaldım. Ama bu zat beni aç bıraktı, nafakamı karşılayacak kadar bana para vermedi diyor. Hz. Ömer Efendimizin kararı şu:

"Haydi git bir daha hizmetçini aç bırakma, aç bırakırsan yoksa ona vereceğim cezayı sana veririm."

Denilebilir ki, efendim dargelirliler, açlık sınırında olanlar, yine de suç işlemesinler, sabırlı olsunlar, açlığın, işsizliğin baskısına tahammül etsinler. Ahlâki kurallara uysunlar, kanunlara riayet etme direncini göstersinler.

Evet göstersinler ama siz bu % 80 lik kesimi yeterince hangi manevi ve millî ve hangi ahlaki eğitimle yetiştirdiniz ki, onlardan böyle bir, Eyyûb Peygamber sabrı bekliyorsunuz

Bir taraftan İmam hatip liseleri kapatılıyor, Kur ân kurslarına izin verilmiyor. Üstelik, tam tersine ahlak bozucu, şiddet içeren, çıplak kadın vücudu teşhir eden, programlar ekrana getirilerek, genç insanlarımız, "Vur patlasın çal oynasın" bu hayat böyle geçer serazatlığına, ilkesizliğine itiliyor. Bu bilinçsiz uygulamalarla elbette ki evliya değil eşkiya yetişir.

Eğer bu mübarek millet, birinci Cihan harbinin meşakkatlerine düçar kaldıktan sonra, bir de İstiklâl Savaşı na girişerek, her bakımdan hiçbir milletin tahammül edemeyeceği derecede, akıl almaz olağanüstü fedakarlıklara katlandıysa, aç ve susuz kaldıysa, buna rağmen ahlâki ve mânevi değerlerinden asla taviz vermediyse, elbette ki ecdadından tevarüs ettiği, "şehitleri şehid, gazileri gazi yapan, ruh ve iman sayesinde" bu zaferlere erişmiştir.

Bilindiği gibi İstiklal Savaşı döneminde de emperyalistler, ırk ve mezhep ayrımı çıkartarak, vatanımızı bölmeye teşebbüs etmişlerdi. Amma bilhassa Güneydoğu nun Rahmetli Hacı Bedir Ağa gibi, Diyop Ağa gibi sayısız imanlı liderlerinin gayreti sâyesinde umduklarına nail olamamışlardır.

Ama şimdi maalesef, insanımız hem ekonomik bakımdan ve hem de mânevi bakımdan bir boşluk içine itilmiştir.

Ne olacaktır 10 sene kadar önceleri olduğu gibi terör geçici olarak önlenecek fakat bu altyapımız devam ettiği için, emperyalistler tarafından yeniden azdırılarak başımıza problem çıkarılacaktır.

ÇARE NEDİR: Çâre hem ağır sanayi hamlesi başlatmak, kendi güç ve imkânlarımızla kalkınmaya çalışmak, sağlıklı ekonomiye geçerek faizli ekonomiye paydos demektir.

Hem de, bir manevi, milli ve ahlâki eğitim hamlesi başlatarak gençliğimizi, halkımızı her türlü bölücü, dejenere edici, ahlak dışı cereyanlardan kurtararak, mânevi ve fikri bir bağışıklık kazandırmaktır.