Neyi kaybettiğini unutma!

Abone Ol

Müslümanlar, modern dünyada bir özne, bir aktör olmak

istiyorsa, İslam coğrafyasına hakim olan dini düşünceyi yeniden gözden

geçirmelidir. Bu sayede, Batı düşüncesini ideal olarak görmek ve dini düşünceye

bunları monte etmeye çalışmak gibi sorunlu yaklaşımlardan kurtularak, yeni bir

iklim için hazırlık yapmanın tek çözüm olacağını yeniden müşahade edebilirler.

“Bir toplum özünde olanı değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu

değiştirmez” ayetiyle, değişimin köklü olabilmesi için toplumun ikna edilmesi

gerektiğini idrak edenler, iddiası ve hedefleriyle çelişmeyen yöntemler üretmek

ve ahlakı yaygınlaştırmaya çabalayan bir çalışma disiplini geliştirmek için

hayati bir mücadele içine girmek zorundadır.

Bu mücadele, “bir an önce sonuca varmak” gibi bir düşünceyle

acele edip zorlayıcı ve işbirlikçi yöntemlere başvurmanın gerekmediğini yeniden

ortaya koymak için de gereklidir. Hak ile batılın mücadelesinin sonu, elbette

Hakk’ın hakimiyeti ve galibiyeti ile neticelenecektir. Ancak bu galibiyet öyle

kolay kazanılacak bir sonuç değildir. Karşımızdaki bütün bir dünyadır ve onunla

baş edebilmek için ondan daha liyakatli, donanımlı, kabiliyetli ve çalışkan

olmak zorundayız. Kendimizi, aidiyetlerimizi, kaynaklarımızı, tarihsel

tecrübemizi iyi tanımak zorundayız.

Küresel saadet hedefi olmayanlar zamanla, “bükemediğim

bileği öperim” anlayışını, zilleti, yenilgiyi ve kaybetmeyi içine sindirmiş,

hatta benimsemiş ve içselleştirmiş olur. Dünyayı fazilet ekseninde değiştirme

amacını terk edip mankurtlaştırılmaya rıza gösterenlerin düştüğü bu “fitne

durum”, bu içselleştirme sayesinde maalesef “fıtrî durum” gibi görünür.

Kimliğimize, inancımıza kadar her şeyi değiştiren ve dönüştüren bu durum, bir

iç çürümenin de habercisidir ve ilmi siyaset gibi bir derdimiz olmadan çözüme

kavuşturulamaz.

İlmi siyaset, günümüz dünyasına yön veren felsefi

cereyanları, siyasi ve sosyal teorileri iyi bilen, dünyayı tanıyan ilim

adamları kadrosuna sahip olmakla mümkündür. Ancak bu sayede yeni nesilleri

ilmî, ahlakî, maddî ve manevî bakımdan donanımlı yetiştirerek küresel saadetten

bahsedebiliriz. Toplumu dinen ve ahlaken yeteri kadar eğittiğinizde,

müesseselerinizi kalpleri Allah korkusuyla ürperen insanların eline emanet

ettiğinizde, çözüm üretecek bir yapıya ancak kavuşulabilir.

Sorunlara çözüm üretirken insanların ihtiyaç ve

problemlerini muhatap almak, insanın, iyiyi de kötüyü de tercih etme imkanıyla

yaratılmış olduğuna gereken önemi vermek gerekiyor. Böylece, ucuz kahramanlık,

hamaset ve acelecilik gibi tuzaklara düşmeden, atılan adımları mutlaka iyi

hesap ederek, sonuçların doğru öngörülmesini sağlayan bir modelle, “ne

yapacağız, nasıl yapacağız, sonuçları ne olacak” sorularını sorarak detaylı bir

düşünme ve projelendirme mantığının geliştirmesi de başarılmış olur. Müslümanları

yeniden tarihin birer aktörü ve öznesi yapacak olan bu mantık, İslam

ülkelerinin önemli bir avantaja sahip olmasını da sağlayacak bir dayanak

hükmündedir.

İnananlar; son kırk yılda, son bin yılın hiçbir kırk yılında

görülmemiş biçimde ciddi bir bilgi, birikim ve bilinç sahibi olmuşlardır. Son

iki yüz yıldan beri kaynaklarına dönüş, aslına dönüş çağrısı karşılık bulmuş ve

bu aziz milletin görüşü anlaşılmaya başlanmış, bütün insanlığın saadeti için

model çalışmalar ortaya konmuştur. Türkiye, İslam ülkeleri açısından örnek

alınacaksa bu yönüyle örnek alınmalıdır. Kırk yılı aşan tecrübesi ve

projelendirerek hareket etme prensibi ile, mücadele algısını sadece “kurallar”

olmaktan çıkarıp, bir ruha ve bir temele kavuşturmayı başaran Milli Görüş’ün,

günün imkanlarını, şartlarını, problem ve ihtiyaçlarını doğru tespit ederek,

inancının evrensel mesajının hayata geçirilmesinde nasıl yeni bir iklim

oluşturduğu fark edilmelidir.

İyi ve olumlu yönleri önyargısız bir şekilde tespit edip,

kötü ve zulme yol açan yönleri doğru bir şekilde teşhis ederek, inananları

doğru müdahale imkanlarına yaklaştıran bu yeni iklim farkına varıldığında,

toplumun gerçekliğine uyan anlaşılır ve uygulanabilir projelerle öncesine göre

daha avantajlı bir konumda olan müslümanların, bu avantajlı konumunu zaferle

taçlandırması an meselesidir. Bu zorunluluğun gerçekleşmesi için; iyi tecrübe

ve uygulamalarının korunarak sürdürülmesine; eksikliklerinin tamamlanmasına;

zulme, adaletsizliğe ve ahlaksızlığa yol açan yanlışlarının düzeltilmesine zemin

hazırlayan bu iklimin kodlarında yer alan adil ve ahlaklı bir düzene ulaşmanın

izlerini takip etmek durumundayız.

Görünen o ki; bizi umutlu kılacak, asırlardan beri sürüp

gelen zilleti ortadan kaldıracak, kötümser ruh hallerini silip süpürecek yeni

bir süreç başlamıştır. Bu süreç Müslümanlara, neyi kaybettiğini hatırlatmakla

kalmamış, neyi kazanacağını da unutmayacak şuuru kazandırmıştır.  Bundan sonrasında ise Müslümanlar, olanlara

sahip çıkarak olacaklara da sahip olacaktır. Çünkü, yeni iklim çalışmayı

kolaylaştırıyor, zaferi müjdeliyor ve insanı yeniden kazandırıyor.