Neyi kaybetmekten korkarsınız?

Abone Ol

Saygı değer bir büyüğümüz “gelecek korkusu insana, ahirete hazırlık yapması ve faydalı işler peşinde koşması için verilmiştir” der. Korkularımızı dozunda yaşadığımızda, önümüzü görebilir ve yapmamız gereken işleri yarına bırakmayız. Eğer olaya bu tarafından bakabilirsek, korkularımız bizler için birer avantaj olur ve dünyayı bir amaç olarak değil araç olarak görebilmemizi sağlar. Korku bu anlamda insanlık elbisesinin bir aksesuarıdır bu aksesuar yerinde kullanıldığında faydalı olabilir.

Günümüzde bazı korkuların ısrarla pompalandığını ve insanların bir korku çemberine alınarak patolojik sorunlara sürüklendiğini görmekteyiz. Kapitalist zihniyetin karakterinde iki özellik vardır. Bunlardan biri doyumsuzluk diğeri açgözlülüktür. Bu zihniyetler, özellikle medya aracılığıyla insanlara, aç ve açıkta kalma korkusu veriyor ve dünyayı adeta putlaştırarak insanları maddenin bir kölesi haline getiriyor. Korkuların dozu arttıkça insanlar kendilerinden bir şeyler kaybediyorlar. Mesela aç kalma korkusu ile yaşayan kimseler, hayır hasenat yapmaktan, başkalarının iyiliği için çalışmaktan, fedakar davranmaktan, insanların sıkıntılarına çözüm aramaktan kaçınıyor ve biriktirme hastalığına yakalanıyor.

Sosyal ve ekonomik imkanlar bağlamında eşitsizliğin hâkim olması, para ve imtiyaz sahiplerinin baş tacı edilmeleri, yoksulun dışlanması, erdem iyilik, fazilet, dürüstlük adalet gibi kavramların değer görmemesi insanlarımızın bu korkularını daha da arttırarak dünyevileşme hastalığını tetikliyor.

Dünyanın ahirete hazırlanma sürecinde önemli bir yere sahip olduğunu sıklıkla dile getiriyoruz. Ancak müslüman dünya ile ahiret işleri arasında bir denge kurmalı ve dünyanın bir misafirhane olduğunu unutmamalıdır. Ahiret meselelerini gündeminden çıkararak, evimi arabamı nasıl değiştirebilirim, daha fazla para kazanabilmek için neler yapabilirim telaşına düşen insanların, korku ve endişe içinde yaşadıklarını ve bu korkularının hiç bir zaman bitmediğini görürüz. Çünkü onlar sahip oldukları malların bir gün kendilerini terk edeceğini bilirler. O yüzden korku içindedirler.

Tüm zamanı kurtarmak adına yola çıkan insanlar, zamanın hepsini mücadele ile geçiriyor fakat yapması gereken aslı görevlerini ihmal ederek ve mal sevgisine kapılıyorlar. Bir köpeğin akşama kadar kemik peşinde koşması olağandır. Bir karınca küçük bir buğday tanesini alır ve tüm zamanını bu buğday tanesini yuvasına taşımakta geçirir. Çünkü bu hayvanlar buna kurgulanmışlardır. Yiyecek peşinde koşmak ve hayatta kalmak… İnsan ise, ürünleri eker, değerlendirir, yoksulları gözetir ve bu nimetleri kendisine bahşeden Allah’a hamd eder. Çünkü o insandır ve nereden geldiğini, niçin geldiğini, nereye gideceğini bilmektedir. O yüzden Allah’ın rızasını kaybetmenin dışında hiç bir şeyden korkmaz.