Geçenlerde gazetenin yayın toplantısında, herkesin ‘üstad’ dediği, Milli Gazete’nin neredeyse 40 yıllık hafızasına sahip Abdulkadir Türker abi elime bir kitap tutuşturdu..
Daha doğrusu kitapçık…
1966 yılında, Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) adına basılan, Basın Yayın Müdürü, Başkan İhsan Kızıltoprak imzasını taşıyan kitapçık, ‘Türkiye’de Gençlik Buhranı’ adını taşıyor.
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, Doç. Dr. Faruk K. Timurtaş, Prof. Dr. Ayhan Songar, Erol Güngör’ün yazıları var, kitapta…
Bir yazı çok dikkatimi çekti..
TRT eski Genel Müdürlerinden, iktidar partisi AKP’nin kurucularından ve eski milletvekillerinden, İTO Başkanı Murat Yalçıntaş’ın babası Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş tarafından kaleme alınan yazı…
“Türkiye’de Yabancı Okulların Bünyeleri Başlı Başına Bir Konudur.” başlığını taşıyor.
Önce yazıdan birkaç paragrafı buraya almak istiyorum;
“Türk gençliğinin milli kültür ve milli ahlaka bağlı bir disiplin içinde yetişip yetişmediği sorusuna cevap arandığı zaman karşımıza aydınlatılması icap eden diğer birçok meseleler çıkmaktadır. Türk gençliğine orta ve lise öğretimi seviyesinde tahsil imkânı sağlayan okullar, bir tasnif tarzına göre, Türk Maarif Teşkilatının idare ve kontrolünde olanlarla, Milli Eğitim Bakanlığı’nın idaresi altında olmayıp kontrolüne tabi olanlar diye ikiye ayrılabilir. Bu sonuncular yabancı millet ve teşekküllere ait olan Orta Okul ve Liselerdir ki, tabiatıyla temsil ettikleri milletlerin kültür değerleri ve hayat tarzını müdafaa etmek durumundadırlar. Türkiye’deki yabancı tahsil müesseseleri bunların bünyeleri, yetiştirdiği talebelere vermek istedikleri istikamet ve kültür hamulesi, onlarda yerleştirmeyi gaye edindikleri zihniyet ve ahlak yapısı ve bunlara ait diğer önemli meseleler başlı başına bir konu teşkil etmektedir ki bu kısa cevapta bunu ele almaya imkan yoktur.
***
Ortaokul ve liselerde öğrencilerin milli kültür ve ahlaki değerlere bağlı olarak yetişmesinde her öğretmenin şahsının örnek teşkil etmesi yanında, bilhassa Tarih, Edebiyat ve Din dersleri önemli bir role sahiptir. Din derslerinin çoğu zaman nasıl bir ihmalle ele alındığı
bilinmektedir. Birçok ortaokullarda bu maksatla tayin edilmiş öğretmenler bile mevcut değildir. Tarih ve Edebiyat dersleri ise en azından okul dışı yardımcı imkânlardan mahrum bulunmaktadır. Mesela gerçek manasıyla bir Türk Milli Müzesi yoktur. Tarihi abidelerimizin çoğu halen lüzumlu şekilde değerlendirilip genç nesillere tanıtılmamaktadır. Türk Dili kısırlaştırıcı özenti, bilgisizlik ve kasıtlı hareketlere hedef olmaktadır.
Neşir organları, filmler, tiyatrolar ve hatta devlet radyosu gibi ister istemez telkin ve propaganda fonksiyonlarına sahip olan vasıtalar sık sık kısır ve hatalı bir dünya görüşünün aleti haline gelmektedir. Hayâsız şehvet hikayeleri, sahneleri ticari ve diğer maksatlarla sanat perdesi altında sunulan gençliğin, kültürün hangi nev’ine olursa olsun ve ahlaki değerlere bağlı olarak yetiştirilmesi elbette çok güç olacaktır. Bir toplumda, muhtelif telkin merkezleri, para, şehvet ve şöhreti bir gaye haline getirmeye mütemadiyen çalışırlarsa, orada diğer içtimai guruplar gibi bilhassa gençliğin zekice ve yaratıcı bir yaşayışa sahip olması fevkalade zorlaşır.
Böyle bir çevre içerisinde, canlı, entelektüel, edebi, kültürlü, sportif, içe ve dışa dönük olma arasında muvazeneyi kurmuş idealist bir gençlik yetiştirmek dev gayretlere bağlıdır. Orta Okul ve lise müfredat programlarında yapılacak değişikliklerin önemli bir faydası olacağı şüphesizdir.
Yüksek tahsil müesseselerine büyük ihtimamla değil ve fakat büyük ihmallerle yetişmiş bir gençlik gelmektedir. Bunların kültürlü, milli şuur, ideal ve manevi değerlere bağlı, bilgili ve yapıcı bir ruh yapısına sahip olmalarıyla, bu mesele ancak bir bütün olarak ele alındığı zaman kabildir.”
***
Yazı bu…
Yazıdan çıkan dersler;
*Yıllarca önce Milli Eğitim sistemimizde olan eksikler, rahatsızlıklar, gayri milli unsurlar bugün de aynen devam etmektedir.
*Yıllarca önce (1966) bunları yazan Nevzat Yalçıntaş, eğitim sistemimizin bugün geldiği nokta hakkında acaba neler düşünmektedir
Tam da yazıyı bitirmişken telefonum çaldı;
Telefondaki ses hayli şaşırttı beni:
-Sen, Nevzat Yalçıntaş’ın en yakınlarının, yabancı bir okulda okuduklarından haberdar mıydın, acaba
-Hayır, dedim.
Ama içime de bir kurt düşmedi değil…
Yalçıntaş’ı ilk gördüğüm yerde soracağım…
Çok sevdiğim 5 cümle…
- Takva, kulun rabbiyle arasındaki sevgiyi yıpratma korkusudur. O yakacak diye değil, sevmeyecek diye korkmaktır. Çünkü yanmanın en büyüğü, onun sevmemesidir. Eğer Allah severse bütün kullarına sevdirir. Allah’ın sevdiği ve sevdirdiği olmak duasıyla…
Milligazete.com.tr’den…
- Özellikle İHH son iki senedir hükümeti kayıtsız şartsız destekliyordu. AKP’nin yaptığı her işte bir hayır arıyordu. Neden bu yasaya tepki göstermiyorlar İktidarda Saadet Partisi olsaydı ve bu yasayı Meclisten geçirseydi başta cemaatçi medya olmak üzere ortalık ayağa kalkardı. Nedense söz konusu AKP olunca kimseden çıt çıkmıyor. Tabi avantalarının kesileceğini bildikleri için sessiz kalıyorlar. Bir gün ABD bu yardım kuruluşlarını terörist ilan ederse çok sevdikleri AKP onları kurtarabilecek mi acaba (ÖMER KAFADAR)
NOT: Bugün 10 Şubat 2013 Pazar. İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Du bakali n’olacak Takipçisiyiz…