Nesiniz, kimsiniz?

Abone Ol

Şu dünyanın tuhaf halleri var. Doğrusu insanoğlunun anlaşılmaz yanları var. Bir süredir değişen ve dönüşen insanların düştüğü durumu gözlemleyince, dikkatle izleyince hayıflanıyorum diyeceğim ama hayıflanmamı gerektirmeyecek bir durum olarak da bakıyorum. Günümüz insanlarının kendilerinden bu kadar uzaklaşmaları, kendi kendilerini yadsımalarını ibretle izliyorum.

Her insanın bir kırılma ânı var. Bu, bir insanın nerede ne zaman, ne yapacağını kestiremeyeceğini gösteriyor. Hayat yolundaki yürüyüşte ne denli dikkatli olmamız gerektiğini bugün daha iyi anlıyoruz. Ne idim değil, ne olacağıma bakmak gerek. Adımlarımızı daha dikkatli atmak, titiz davranmak gerekmektedir. Hayat kısa ve çok hızlı. Bu yüzyıl, insanları çarpıtmış durumda. Ve artık insana olan güvenilmezlik duygusunu da pekiştirmekte.

Örneğin Milli Görüş düşüncesi ve duygusu, bu yüzyılda medeniyet düşüncesinin var olma mücadelesidir. Bu mücadele, sıradan, basit bir hareket değildir. Bu hareketin içinde bulunanlar eleştirilebilir, kusurları gözler önüne serilebilir ve hatta yanlışları da olabilir. Ama bir niyet ve bir yaklaşım burada söz konusudur. Kişiler eleştirilerek, bir hareket ve düşüncenin karalanması bağışlanabilinir bir şey değildir. Eleştiri, karalama ve kusur bulma insanoğlunun tarihiyle vardır. Gözün üstünde kaşın vardır yaklaşımı da bir eleştiridir. Bundan da olumsuz bir şey çıkarılabilinir.

Bugün siyasa ve medya arenasında bulunanların hallerini gözlemleyince ne kadar da zavallı ve kişiliksiz bir duruma düşüldüğü görülmektedir. Kişinin ne olmadığını izah etmeye çalışması kadar zor bir durum olmasa gerektir. Ben bu, ya da şu değilim. O zaman adama sorarlar derler ki siz nesiniz, kimsiniz

Kavram kargaşasında rol yapmada mahirleşenler sadece kendilerini yanıltsalar insanın bir diyeceği olmaz. Ama etrafa sıçratılan nescin, sadece kendilerini değil insanları şaşırtmaktan öte bir bataklığa doğru sürüklemekten başka bir işe yaramaz. Bu dünya saltanatı için insan geleceğini mahveder mi İnsanımıza olan güven duygusu yitiyor. Yenilgi duygusu baskınlaşıyor.

Geleneğimizde insanların kusurlarını örtmek bir hünerdir. Geleneğine, düşüncesine sadakat ile bağlı olmak bir yaşama tarzıdır. İnsanların ana doğrultulardan sapmasıyla artık o, yoldan çıkmış denmektedir. Yoldan çıkanın yolu yoktur, yolları çeşit çeşittir. Bu gibi kimselerin bugün tutturduğu bir yolu yarın çok daha rahat değiştirebilirler. Çünkü o bir kere kırılmış ana yoldan çıkmıştır. Dönüşü de güçtür.

Mehmed Âkif mecliste iken ne hikmetse susuyor. Hasan Basri Çantay ile yanyana oturuyorlar. Ali Şükrü Bey kürsüde ateşli konuşmalar yapıyor. Dönüp, Hasan Basri Çantay a sağ elini yumruk yaparak sol elinin içine vuruyor: "Bizler birer şeyatinü l-ahresiz" diyor. Yani biz birer dilsiz şeytanız.

İslâm medeniyet düşüncesinin karşıtlarının ne yaptığı hiç de önemli değildir. İslâm ile mücadele etmek onların görevi. Bundan ötürü de kalkıp zamanı onlara harcamak da bir kayıp. Asıl biz işimizi yapmak ve istikametimizi bozmadan yolumuzu sürdürmek zorundayız. Bu zamanın çok önemli sorunları bulunuyor. İşi yapmadan kavga vermek bir yarar sağlamıyor. Eğer iş yapılır da, bunun karşılığında bir karşıtlık söz konusuysa, onlara bakmadan yola devam edilir.

Bu zamanın siyasi otoritelerine karşı olan tutumlar biliniyor. Geçmiş zamanda Üstat Necip Fazıl gibi çok keskin bir duruş tutumları belirlemede önemliydi. O, İsmet İnönü den başlayarak Süleyman Demirel e kadar olan zamanda kaleminin keskinliğiyle gereken mücadeleyi veriyordu. Ödünsüzdü. Bugün ise böylesine keskin bir otoritenin olmayışı bir zaaf. Ayakların baş kesildiği bu zamanda çıkar duygusuna, şöhrete, makama ve yer e odaklanmış olanlardan bir şey beklediğimiz yoktur. Yoktur da, Üstat ın ifadesiyle sağa sola sıçratılan nescin ortalığı ne denli kokuttuğu ortada.

Adamlar geçmişlerine küfrede ede bir hal oluyorlar. Kendilerinin ne olmadığını anlatmak için bin takla atıyorlar. Gene de karşıya yaranamıyorlar. Ve tabiî doğal olarak insanlar niyetlerini ve ihlâslarını terk edince bin bir musibete düçar oluyorlar. Adam olma meselesi her zaman için geçerli bir kuraldır.

Varsın birileri, hedef şaşırtsın ve oklarıyla insanları oyalasın. Bu, iyilik değil, kötülüktür. Bu ülkeye, bu insanlara ve bu medeniyete. Zaman çok hızlı geçiyor ve tükeniyor. Ne yazık ki bir birikim heba ediliyor.