Nereye gidiyor(sun)uz? Semavi reçetemiz rafta! - 1

Abone Ol

Başta terör ve bölücülük olmak üzere yaşadığımız tüm maddi ve manevi sorunlarımızın çözümü konusunda yönteme ilişkin muhtelif görüşler, fikirler tartışılıp duruyor…

İleri sürülen görüşlerden hangisi doğru, isabetli Hangileri yanlış Konuyu sağlıklı bir şekilde tahlil edebilmek için önce sorunların nedenlerini bilmemiz, bulmamız gerekiyor. Öyle ya… Sebepler âleminde yaşamıyor muyuz Öyleyse hemen konuya girelim. Terör ve bölücülük belalarının nedenleri nelerdir Nelerin sonucudur bunlar

Sonuçların nedenlerini, cevaplarını, çözüm ve çarelerini nerede aramalıyız Hangi pencereden bakacağız ki tespit ve çözümlerimiz doğru olsun “Bana göre” diye başlarsak herkes “benim görüşüm doğru, seninki yanlış” diyecektir. Peki, bunlar zıt olduğuna göre doğrusu hangisi Kim haklı Kim doğru Hak ne Doğru ne Kime göre! Zincirleme olarak bu bizi çıkmaza, çözümsüzlüğe götürür… O halde her şeyin olduğu gibi; doğru-yanlış, iyi-kötü, dost-düşman, yararlı-zararlı, güzel-çirkin, adalet-zulüm… her şeyin bir ölçüsü (mizan) olmak zorunluluğu ortaya çıkıyor ki insanların ihtilafları son bulabilsin, doğruya ulaşılabilsin… Burada iki ölçü söz konusu olur özetle:

Ya Allah(c.c) Teâlâ’nın elçileri aracılığıyla insanlara semadan gönderdiği (vahiy); Ya da buna aykırı olarak insanların kendi akıl ve nefsine uyarak koyacakları ölçü (heva)… Kur’an’a göre dost kim Düşman kim ABD’ye göre kim düşman Kim dost

Konuyu (sorunları) çözmek için, “Müslüman” olduğumuzdan tercihimiz bellidir: hakkında ihtilaf ettiğimiz tüm sorunları Kur’an ve Sünnete götürmeliyiz. Cevapları da, nedenleri de, çözümleri de vahiyde (İslam’da) arayacak ve bulacağız… İşte biz bu konuyu Müslümanca bakarak tahlil etmeye çalışacağız… Biz elbette “Müslüman”(Allah’a teslim) olarak düşünecek, inanacak ve itaat etmeye çalışacağız…

Biliyoruz ki, bir konuda Allah ve Elçisi bir söz söylemişse, o konuda bir Müslümana söz hakkı yoktur, “Duyduk ve itaat ettik!” demek düşer… Çünkü biz Müslümanlardanız, Elhamdülillah!.. İşte vahiyden tespitler:

-“Hepiniz Allah’ın ipine (İslam) sarılın, ayrılmayın.” (Al-i İmran,103)

-“İşte bu benim dosdoğru yolumdur, artık ona uyun. Öteki yollara uymayın...”(En’am,153)

-“Ey müminler! Hep birden İslam’a girin. Şeytanın adımlarına uymayın. O sizin düşmanınızdır.” (Bakara,208)

-“Dinlerini tefrikaya düşürüp, parça parça olanlar var ya… Senin onlarla hiçbir alakan yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır.” (En’am,159)

-“Başınıza gelen musibetler ellerinizle kazandıklarınız (günahlarınız) yüzündendir.”

-“Allah’a ve Resulüne muhalefet edenler zillete düşerler…”

Herkesin kendisini tanımlama hak ve özgürlüğünün kabul gördüğü bir dönemde Müslümanlardan başkasının Allah’ın dini İslam’ı tanımlaması ne kadar doğrudur

Bunun gibi laik devletin, Allah’ın dini olan İslam’ı tanımlaması, bölmesi, sınırlarını çizmesi ne kadar doğrudur Bu hak ve yetki nereden, kimden gelmektedir Kimin haddine !

İşte bizim ülkemizde yürürlükte olan “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun”la dinin çerçevesi çizilmemiş midir

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın faaliyet alanı, devletin belirlediği, sınırlandırdığı alandır. Başka bir ifadeyle İslam’ın muamelat bölümü, ukubat bölümü makaslanmamış mıdır (Ölüm cezasını kaldırarak, cinayetleri önlemek mümkün mü “Bir insanı öldürmek, tüm insanları öldürmek gibi” değil mi ) Evet, maalesef şu anda İslam parça parçadır. Biz de böyle parçalandık; parça parçayız…

-Her tanımlama bir sınırlamadır aynı zamanda… Allah’ın dini İslam’ı tanımlama hak ve yetkisi kimlere verilmiştir ki

Birileri hem İslam’ı, hem de biz Müslümanları yanlış ve haksız bir şekilde tanımlayabiliyorlar! Bizi kategorize edebiliyorlar. Ve hazin ki bu tanımlamaları kabullenerek, benimseyerek bölünmeye, kutuplaşmaya devam ediyoruz…

Bize, bizim medeniyetimize (kimliğimize) ait kelime ve kavramların içlerini boşaltarak yanlış, kafa karıştıracak anlamlar yüklediler. Bunu bile başarabildiler. Basit bir örnek verecek olursak, Kur’an’da geçen ve çok olumlu anlamlar ifade eden bir “Hizbullah” kavramı günümüzde ne kadar olumsuz anlam ifade edebiliyor, algılanabiliyor!...

Batılılar kendi kavramlarını da gerek doğru olarak, gerekse yanlış olarak bize ihraç edebildiler. Bizi gerek kendi ürettikleri, kendilerine ait olan kavramlarla (tüm “izm”ler; laisizm, faşizm, sosyalizm, liberalizm, demokrasi…) gerekse bize ait, içini boşalttıkları kavramlarla vurdular, vuruyorlar… Bir gerçek daha var: Biz kendimizi batılı kavramlarla ifade edemeyiz. Dolayısıyla anlaşamayız, uzlaşamayız. İşte anlaşamıyor ve uzlaşamıyoruz… Çatışmadayız… Kavgadayız…