Neredesin Ey Müslüman?

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Bir zulüm dünyasında yaşıyoruz. Anadolu’nun inançlı evlatları, çok yönlü savaşın kurbanı olarak İslam’dan koparılıyor, güzel ahlaktan uzaklaştırılıyor, kimliksiz ve davasız hale getiriliyor. Milletimiz, kendisiyle ilgili oynanan yıkım oyunu anlamasın diye, başka lüzumsuz oyunlarla uyutuluyor. Borca dayalı “para” düzeni ile paralanıyor. Nesillerin kimliksizleştirilmesi, inançsızlaştırılması ve buna seyirci kalınarak zulme rıza gösterilmesinden daha büyük kriz olamaz. Müslüman diyen insan, yaratılış gayesini unutmuş; kime, niçin ve nasıl itaat veya isyan etmesi gerektiğini düşünemeyecek hale gelmişse tabii ki, her şey tersyüz olacak, bireysel günahlar fesada, fesat fitneye, fitne toplumun dünya huzurunu ve ahiret saadetini kemirecektir. Bütün bunlar olurken, neredesin ey Müslüman? “La”sı olmayan bir inanca teslim oluyor, Allah’a isyan edenlere ve emperyalizmin faizci düzenine rıza gösteren bir anlayışa İslam diyerek, gerçek İslam’a sırtını dönüyorsun. Egemen güçlerle, onların ilah ve rab anlayışlarıyla uzlaşıyor, Allah’ın hor gördüklerini hoş görmek için bin dereden su getiriyor, tepkisiz, adı Müslüman bir kişilik olarak ortalıkta dolaşıp duruyorsun. Allah’a inanan, ama yerel ve küresel zalimlere itaatten ayrılmayan, Allah’a inanan, ancak emperyalistlerin hile rejimini ve köle düzenini kabul eden ey adı Müslüman, neredesin?

YAYGIN ŞİRK

Şirk, büyük bir zulümdür. Müslüman mahallede pazarlanan bin bir çeşit şirk içinde, çok yaygın olan, itaat ve isyanda telkin edilen şirktir. Müslümanların “sırat-ı müstakim” yolundan şaşırıp yanlış işaretlerle yönlendirildikleri cehennem yolundan dönmeleri için, ellerini makas gibi açıp “durun kalabalıklar, bu yol çıkmaz sokak” diyenler çıkmadıkça ve yoldaki işaretleri doğrusuyla değiştirme cihadına yeterli sayıda insan katılmadıkça, zalime itaat, Allah’a isyan şirkinin uçurumundan yuvarlananlara ağıt yakacak bir kimse bile kalmayacaktır. İtaat ve isyan bir bütündür. Allah’a itaat eden bir kimse; isyan eden inkârcıdan, müşrik ve işbirlikçi münafıktan kaçar. Hem itaat hem isyan birlikte barınamaz. Bazı insanlar, övülürken, “kumarı yok, içkisi yok, kötü alışkanlıkları yok” diye tanıtılır ve iyi insan olduğu vurgulanır. Bu yokların yanında, nelerin var olup olmadığı önemsenmez. Ancak Allah’a itaat olarak tüm emirlere uyup uymadığına bakıldığında onun isyankâr olup olmadığı belli olur. Namaz, oruç, hac içinde, faiz ve yalan dışında bir itaat olmaz. İslam, bir bütündür. Yarısına itaat ve diğer yarısına itaatsizlik de bir isyandır. Bu büyük bir şirk olur. Allah’a itaatle birlikte Allah’ın itaat için izin vermediği, düzen, lider ve kadrolara itaat, birbiriyle bağdaşmaz. Biri varsa, öteki yok olur. Tâğutu reddetmeden Allah’a iman geçerli olmaz. İtaat, imanın test edilmesidir. Allah’ı tek ilah kabul eden kimse, O’na kulluğunu, O’na kayıtsız şartsız itaat etme zorunluluğu duyarak gösterecektir. Allah ve Peygamber, müminleri kurtaracak, onlara hayat verecek şeylere çağırmaktadır. Enfal 24: “Ey iman edenler. Sizi canlandıracak, size hayat verecek, sizi düzeltecek mesajlara çağırdığı zaman, Allah ve elçisinin mesajına uyun…” İtaat bu davete olumlu karşılık vermektir. Allah’a itaati terk eden isyankârlara ve kendine zulüm edenlere dünyada verilen cezalardan biri, kendileri gibilerin onları yönetmesidir. Enam 129: “İşte biz, kötülükte birbirleriyle yardımlaşarak suç ortaklığı yapan zalimlerin bir kısmını, diğer bir kısmına idareci yapar, birbirlerini saptırmaları, azdırmaları ve azaba muhatap etmeleri için onları birbirlerine musallat ederiz.”

İnsanlar, din ve düzen olarak İslam’dan koptuğu, Allah’a asi olduğu zaman, onları zalimleri yönetir.

SAADET ASRI

İnsanların insanlara haksız hükmü, zillet doğurur. İnsanların Allah’a itaati ise adalet, huzur ve saadet getirir. Şu bunalımlı zulüm çağını saadet asrını örnek alarak ıslah etmekten, saadeti bu asra taşıyarak adil bir düzen kurmaktan başka bir çözüm yoktur. Bu ise şeytana, müşrik Batı’ya, ırkçı Siyonizm’e isyan ile başlar, din ve düzen olarak İslam’a dönmekle tamamlanmış olur.  Müslüman’ın bu isyanı, gerekli şekilde ve gereken yerlere göstermesi, cihattır. Batılın her çeşidiyle yapılan cihat, batıla isyandır. İslam’ın müsaade etmediği durumlardaki isyan ise fesattır, fitnedir, anarşi ve terördür. Hz. Musa’nın Firavun’a isyanı cihat ve saadet, Firavun’un Allah’a ve Musa’ya isyanı fesat ve bozgunculuktur. Erbakan Hocamızın 1969 yılında Konya’dan başlattığı Millî Görüş hareketi, batıla karşı başlatılmış bir isyandır. Aynı zamanda bu hareket; “İslamsız saadet olmaz” esasını benimsediği için de bir itaat hareketidir.

ZULÜM DÜNYASI YERİNE

Zulüm dünyası yerine yeni bir saadet dünyasını kurmak, din ve düzen olarak İslam’a teslim olmuş, şuurlu Müslümanların görevidir. Peygamberler ve onların izinden giden müminler, kötülüklere ve Allah’a itaatsizlik eden zalimlere itaat etmezler, onlara ve onların zulüm düzenlerine karşı çıkarlar ve yıktıklarını yapmaya çalışırlar. Manevi tahribata, ekonomik yıkıma sebep olan zihniyetlere ve işbirlikçi yönetimlere karşı çıkmamak korkaklıktır, zillettir, işbirlikçiliktir. Tevhit kelimesini kalp ile tasdik dil ile ikrar eden her mümin; “la ilahe” derken, bütün sahte ilâhlara ve zalim düzenlerine isyan sözü ile işe başlar, “illallah, Muhammedün Resulüllah” sözü ile de istikametini belirlemiş olur. Bu sözü söyleyip, kulluk sözleşmesindeki taahhütlerini unutup cihattan çekilen Müslüman neredesin? Allah, müminlere Firavun’un kadını, Asiye hanımı misal veriyor. İman, bedel ödemeyi gerektirir. Hz. Asiye de bu bedeli ödeyenlerdendir. Âsiye gibi, zalim ve tâğutlara isyan edemeyenin ne kadar Müslüman olduğu ortadadır. Bugün başımıza gelenler, zam yağmurları, manevi tahribat, Müslüman’ın din ve düzen olarak İslam’dan kopması, zalimlere ve düzenlerine meyletmesindendir. Selam hidayete tabi olanlara…