Nereden Baktığına Bağlı

Abone Ol

Bugün en temel problem olarak kocaman cümleler kurularak girilen meselelerin tespiti ve onlara getirilen çözüm önerilerinin genellikle bireye içkin olması; meselelerin kavranılmasında ve ele alınışında ta en başından çözümsüzlüğün içerisine girildiğini gösterir. Sanki bireyin çözülmesi, yozlaşması, çürümesi durdurulursa her şey duracakmış gibi hareket ediliyor. Oysa problemlerin en temelinde “sistem” meselesi olduğu aşikârdır ve onun için çözümün de sistem ile ortaya konması gerekir. Bu noktada ayağı yere basmayan sorunlarla yüzleşmemiş ve güncel dünya algısını idrak edememiş her sistem anlatısı da beyhude bir fantezidir.

Bu noktada şunu ifade etmek gerekir ki elbette her problemin bireysel bir yönü vardır. Ve bu sadece sistem eleştirisinin bir boyutuna tekabül eder, bu yüzden de sabahtan akşama kadar kürsülerden, köşelerden, salonlardan hatiplerin canhıraş savundukları ve örnek modellemeler getirdikleri her şey meselenin asli boyutuna hiçbir katkı vermez. Çünkü teşhis yanlış olduğundan çözümde yanlıştır. Eğri cetvelden düz çizgi çıkmayacağı gibi yanlış başlangıçlardan da hedefe ulaşılamaz. Bu, insanın sorumlulukları ve de iradesini göz ardı etmek değildir. Bilakis insanın sorumluluğunu ve iradesini göz ardı etmeden bu eleştirileri yerine getirmektir. Bu da eleştirel duruşu geliştirip yaygınlaştırmakla olur.

Günümüzde ortaya çıkan insan-eşya ilişkisini ve onun ortaya çıkarttığı ekonomik-sosyal ilişkileri sorgulamadan hiçbir şekilde yol kat edilemeyeceği hatta insanın giderek daha çok bu şablonlar altında ezileceğini ve gün geçtikçe yoksulların, gariplerin daha şiddetli buhranlarla, sıkıntılarla karşı karşıya kalacağı öngörülebilir bir gidişattır. Çünkü sistemin sarmalı bunu bu şekilde işletiyor. Bu bakımdan da “ekonominin kuralı” diyerek sistemin bir dişlisi olmaktan imtina etmeyenlerin çareleri tükendiğinde “nas” diyerek yine sistemin insanların emeğini, zamanını öğütmesine izin vermektedirler. Bunun en kötü tarafı ise insanları getirdikleri uçurumun kenarından uzaklaştıracak ellerinde hiçbir reçetenin olmayışı ve bundan insanların inançlarına, değerlerine yaslanarak sorumluluklarından kurtulmak istiyorlar. Lakin bu çok kolay bir şey değildir. Bu noktada daha agâh olmak gerekir.

Bu noktada yeni uydurma bir tabir ortaya çıkıyor o da sistemin acıtan taraflarını yumuşatma görevi üstleniyor. Bu görev aynı zamanda birtakım odaklarca kendiliğinden göreve soyunulmayı beraberinde getiriyor. Bu noktada bu göreve talip olanların ortak özellikleri gaz almak ve çarkı çevirmekten ibarettir. Dini-darlıklarının hayata etkisi menfaatlerinin boyutu ile alakalıdır. Ondan dolayı sistemin sadece bireysel ahlâk boyutu ile ilgilenmek ya da kişinin ferdi sorumlulukları etrafında dolanmak gidişata bir değişiklik kazandırmıyor. Ortaya çıkan ürün bellidir. Mazlum ve mağdur üretmeyen getirdiği sistem ile maddi-manevi olarak başka bir iklime geçmişlerdir. Sağladığı sosyal-ekonomik refah ve herkese hakkını veren “adaleti” tesis ederek dünyaya huzurun, barışın nasıl geleceğini göstermiş bir yol haritası vardır. Ancak yukarıdaki örneğin tam aksine birtakım fanatiklerin ortaya koydukları kimi işleriyle yolu tıkayarak hatta insanları korkutup yolun daha karanlık olmasına, izlerin kaybolmasına hizmet etmektedirler.

Maddi imkânlar, ekonomik ve politik güçler kazanarak elde ettiklerini korumak için her şeyi mubah görenlerin yozlaşmadan, çözülmeden ya da gidişattan şikâyet etme lüksleri yoktur. Bu durumu değiştirmek ve sistemin ürettiği arızaları bile kutsarcasına canhıraş savunanların gelecek perspektifleri sadece kendi göz hizaları kadardır. Bu bakımdan da oturup durumdan şikâyet etmek çözüm yollarından uzaklaşmanın bir tezahürüdür. Ancak bugün ‘zorunluluk’lar diyerek arkasına sığınılan ne varsa yerle bir olmuştur. Hiçbir değer taşımayan, her şeye büyük bir açgözlülükle saldıranların çözüme uzaklıkları her zamankinden daha çoktur. Bu bakımdan herkesin bilmesi gerekir ki ‘gelecek’ kimsenin tekelinde değildir. Gerçekten dünyanın değişeceğine inananların daha çok eleştirel bir kavrayışa sahip olmaları gidişatın yönünü kıracaktır. Onun için her hâl ve şartta şeklin ‘itibar’ getirmediği bir yerde ufku karartmamak gerekir, bu yüzden de yol tahribatçılarına dikkat etmek gerekiyor. Hoşça bakın zatınıza…