Nerede yolsuzluk varsa

Abone Ol

Ellerinde ayakkabı kutuları ile sokaklara düşen CHP’li protestocuların görüntüleri, resimleri üzerine konuşursak, hangi noktadan, hangi noktaya ilerlediklerini belgeleyebiliriz, sanıyorum.

Fakat önce bir sorumuz var: Banka müdürünün evinde aranırken bulunduğu söylenen o ünlü ayakkabı kutularını, özellikle CHP’liler kullansınlar, onlara bir tatmin aracı olsun diye mi servis ettiler Operasyon polislerinin içinde yaşamkoçu mesleğini de yapanlar bulunamayacağını sanıyoruz...

O ayakkabı kutuları olmasa idi, CHP’liler ellerine ne alacaklardı sokaklarda dolaşırlarken ..

İyi ki aramalarda bulunan paralar bez torbalarının içinde değilmiş. Hele bir de renkli olsalardı... Noel babalarının çuval taşıması gibi sırtı çuvallı CHP’liden geçilmezdi sokaklarımız.

Gerçi biz CHP’li diyoruz ama, siz onlarla birlikte olma günlerine ermiş başka başka insanları da düşünebilirsiniz yanlarında. Mesela okyanus üstünde yürüyüp iz bırakmayanları...

CHP’liler yolsuzluk konularında çok hassas olduklarından, yolsuzluklara çok karşı olduklarından, elbette yazımızın da önemli kısmı onlara ait olacaktır. CHP’ye yakın olmak, yatkın olmak bize göre değil. Ne Amerikan elçisiyiz biz, ne de Marmara Denizi’nden büyük su gördük. Milliyetçilik ise ne okumuz oldu, ne de ışığımız.

Nerede yolsuzluk varsa, orada CHP vardır.

Yanlış anlaşılmasın. Burada yolsuzluk vardır, diye bağırmak için vardırlar.

Tarih CHP’lilerin böyle bağırmaları ile doludur. Hatta bazan sadece bağırmakla, sokaklarda ayakkabı kutusu dolaştırmakla kalmazlar. Mesele değil dedikleri ağaçlarda Başbakan sallandırırlar, bakanlar sallandırırlar...

Tıpkı 27 Mayıs’ta olduğu gibi...

O günlerde de başımızda yolsuzluk yapan bir DP iktidarı varmış. Lakin onların yolsuzluğundan, ne Meclis’teki CHP grubunun haberi varmış, ne de örtülü ödenekten aldıkları paralarla altlarına otomobil çeken patronların gazetelerinin, dergilerinin...

Polisler DP’lilerin evlerini bastığında mı haberleri olmuş, CHP’lilerin Ayakkabı kutusu mu bulmuşlar Başbakan’ın çekmecelerinde

Hayır!

İhtilal yapıldığında hemen anlamışlar.

Mutlaka yolsuzluk var ki, ihtilal oldu demişler ve halkı inandırma yürüyüşlerine çıkmışlar. Bugünkü gibi değil, medyaları ile...

Maliye Bakanı bir sigortadan 4 milyon lira çekmiş. Bunu ancak hemen sonra, Haziran 1960’ta anlamışlar, bulmuşlar, görmüşler ve hemen resimlemişler.

Çekilen 4 milyon lira... 1960 değerleri ile düşünün. Kaç tane ayakkabı kutusuna konurdu

Sonuç: Darağacında bir Maliye Bakanı.

Aynı Haziran’ın içinde ele geçirip yayımladıkları bir belgeye göre, ülkenin Başbakan’ının nereyi, kime satacağını da açıklıyor CHP’liler.

(Ardahan Ruslara satılacakmış.)

Niye Ardahan

Rusya’ya sınır olmasından mı Peki, diğer ülkelerle sınır olan şehirlerimize de sıra gelecek mi idi

Ardahan özelleştirilmiş falan olmasın!

Meclis’te o gün CHP’nin Kılıçdaroğlu’su yoktu ama İsmet Paşa’sı vardı. İhtilal olduğunda mı ancak öğrendi bu satış işini. Belgesi “külot” bulunan çekmecelerde mi çıkmıştı

(O günlerde CHP’liler, aramalarda külot bulunması dolayısıyla ellerinde donlarla yürüdüler mi bilmiyoruz.)

Sonuç: Darağacında bir başbakan...

Bakan, başbakan derken, geldik mi şimdi Cumhurbaşkanına. O günlerin Cumhurbaşkanı da iktidar partisindendi. Tıpkı bugünkü gibi...

“Ağa Han” diye tanımlanması, bir kefesine parasının konduğu kantarlara çıkması, mecburiyettendir. O günlerde para sayma makinası vardı da bulmadılar mı operasyoncular Hem yüzmilyonları aşan o paraları koymak için bir de ayakkabı kutusu fabrikası olması gerekmez mi

Yolsuzluk konularındaki uzmanlıkları gelişen CHP’lilerin gördüğünüz gibi hayalleri de gelişmiş. Para sayma makinalarının icadını kabul etmişler, iç çamaşırlarından başka bir şeylerin bulunabileceğini de görmüşler.

İnsan, ülkesinde yolsuzluklar konusunda çok hassas bir CHP’nin olmasından ne kadar gurur duyarsa, biz de o kadar gururluyuz diyoruz ve son sözümüzden önce İstanbul vali yardımcılarından birinin, bizzat kendi gazetelerinde yazdıklarından aklımızda kalanları (Bir gün o yazının aslını yayımlamak umuduyla, arzusuyla) aktaralım.

“Hasan Rıza Temelli sık sık ziyaretimize gelirdi. (Halk arasında Kambur Rıza diye bilinen İnönü’nün kardeşi.) Gözüne kestirdiği ne varsa, açık açık söylerdi. Gelirken bir gemi gördüm. Hoşuma gitti. Bir araştırın bakalım. Vergilerini tam ödemiş mi

Sonra ne mi olurdu O gemi vergi borcunun yüksekliğinden ötürü el değiştirirdi.

Mecburen yardımcı olurduk. Çünkü o günler Milli Şef günleri idi.”

O Milli Şef günlerinden, Rıza’lı günlerden CHP’nin bu günlere gelmesi ve operasyonlarda çıkan her yolsuzluğa karşı bağırıp, çağırması ne güzel.

Gel de böyle bir CHP garantili ülkede yaşadığın için sevinme. Mümkün mü

CHP, Cumhuriyet’in kurulduğu günden beri siyaset sahnemizin vazgeçilmezi ve ihtilaller haricinde kalan zamanlarda hep ana muhalefet partimiz

Karşısına çıkan partilerin çoğu yolsuzluk fırtınalarından sonra su aldılar ve siyaset mezarlıklarına gömüldüler.

Yahya’sız anılmayan AP, devamı DYP, yavrusu DTP, biraderi ANAP...

Bu partilerin yaşayan bakiyelerinin şu anda ve el’an aşkla, şevkle CHP için veya CHP içinde toplandıklarını, varlıklarını sürdürmeye çalıştıklarını görünce, insan, bu bir CHP oyunu mudur, demeden edemiyor!

Yolsuzlukların olmamasının teminatı MNP, MSP, RP, FP gibi partilerin siyaset dışı yollarla kapatılmasına hiç itiraz etmemesi CHP’nin, hatta transfer garantisi vermesi kapatıcılara, yolsuzluksuz var olamayacağının bir işareti midir

Günümüze gelirsek...

AKP’nin akıbeti farklı mı olacaktı selefleri o partilerden Hayır!

Çünkü CHP’nin karakteridir, karşısındakine ne kadar yeni(!) olursa olsun, siyasetinin ahir zamanını yaşatmak. Kıyametinin koparılması ise bir yeğene bakar, bir oğula bakar, bir okyanus ötesine bakar, bir kahvaltı yemeğine bakar.

Her yer rüşvet, her yer yolsuzluk diyerek bayram eden CHP’nin yerine, biz olduğumuz için, bizim olduğumuz yerde rüşvet de olmaz, yolsuzluk da olmaz diyecek bir parti olduğunda bu ülkenin Meclis’inde, insanlar birlikteliklerini, kardeşliklerini konuşuyor olurlar.

Durumdan rahatsızlığın çıkıyorsa, önüne sandık geliyor: AKP’ye rağmen de, CHP’ye rağmen de...

“Yavrusunu yiyen”ler

 

İnternet sitelerinin gösterme yarışına girdikleri o görüntüleri Milli Gazete’nin de sitesinde görünce şaşırmadım ve üzülmedim desem yalan olur.

Yayınladığı her haber ve görüntü için ince eleme ve sık dokuma işlemini yapan bir Milli Gazete’de o görüntüler servis edildiği şekliğiyle değil de izahlı, açıklamalı yer almalıydı.

İnternet sorumlumuz zarif gazeteci Adnan Öksüz’e tereddülerimi anlattığımda “ Siz yazın, telafi dolayısıyla biz de yer alalım, “Değmesin Yağlı Boya”da demesini bir nevi teşvik saydık.

Hep politikacıları yazmak olmaz.

Arada bir “Yavrusunu yiyenleri”de konu etmeliyiz, dedik.

Lakin konumuz “Yavrusunu yiyen ayı” değil yine de...

Ayılara yavrusunu yedirenler...

Bazı hayvanların ve burada konumuz ayıların, aç kaldığında yavrusunu yediğini bilen insan veya insan görüntülülerin “kazanç” uğruna yaptıkları katliama seyirci olduk, onların servis ettikleri kanlı görüntüler seyrettiğimizde.

Gittiler o yavrulu ayıyı tespit ettiler.

Makınalarını kurmadan önce, o yavrulu ayının yiyebileceği, avlayabileceği her şeyi yok ettiler. Yavrulu bir ayı aç kalacağı bir yeri yaşamak için seçmeyeceğine göre...Kendini ve yavrusunu doyurmak için kaç gün, görüntü avcılarının çizdiği alanda kıvrandığını bilen var mı o ayının

Bir anne ayının açlığa dayanma gücünün sınırlarını bilen o insanlar, makinalarını görüntü için kurarlarken, ye ye ye diye tezahüratta dahi bulunmuş olabilirler.

Bulunduğu alanı terk etmesine izin verilmeyen ve aç bırakılan bir ayı ne yapacaktı

Görüntü peşindeki o insan kılıklıların beklediğini...

Bir yavrulu kutup ayısının yaşama yerine kadar giden ve elinde teknik imkanlar olan bir ya da birkaç insanoğlunun yanlarında başka neler vardır

İstedikleri neticeyi alana kadar bekleyeceklerini bildiklerinden, yeterinden daha fazla yiyecek içecek, değil mi Zira onlar birbirlerini yemeyeceklerine göre...

Yavru ayı aç, anne ayı aç.. Dönüp duruyorlar, koşturuyorlar, düşüp kalkıyorlar...

Fazedelimki o görüntücüler, o hayvanların yaşama alanına müdahale etmediler, avlarını yok etmediler veya avlanmalarına mani olmadılar ama, o anne ayı ve yavrusu yine de aç kaldılar.

Farzedelimki o gün orada durum böyle idi.

Peki, neden kendi yiyeceklerinden bir parça ile doyurulmadı o hayvancağız

Neden beklendi yavrusunu yemesi

Avsız kalmış bir aç ayı ile nevalesini paylaşan bir insanoğlunun anlatacakları ve görüntüleri para etmeyeceğinden, tezgah sizinde seyrettiğiniz gibi sonuçlansın diye böyle kurulmuştur.

Hatırlayın açlık ve susuzluğun ölümün eşiğine getirdiği büyük zkafalı o zenci çocuğu akbabalar avlamadan önce resimleyen ve ödüller alan o gazeteciyi de...

Dünya hayvanseverleri o görüntü sahiplerinin kaç kişi olduklarını, kaç ton yiyeceklerinin olduğunu, o görüntüleri nerede ve ne yaparak çektiklerini niçin araştırmıyor

Batılı’nın ne olduğunun anlaşılmasını istemediğinden mi Yavrusunu yiyenleri gördüklerinde “acayip” zevklendiklerinden mi

PiYES

 

14 aydır gizli sürdürülen bir soruşturma operasyonunun ardından, ortaya dökülenler üzerine ihtimalleri hayal ettik.

Gizli, yani savcılar ve polislerin bildiği ve fakat bilmesi gereken amirlerin bilmediği bir araştırmadan başka ülkelerin buradaki güçlerinin haberi olamaz mı Olmuştur...

Haydi yardımcı olalım, da demişlerdir. Nasıl mı Telefonlar edelim canım. Telefon rehberi elimizin altında, değil mi Evetse ara bakalım takipteki birini...

– Alo, sen misin Bize 5 milyon lira gönder.

– Sen kimsin

– Hani geçen gün 3 milyon göndermiştin ya. İşte ben o’yum.

– Şaka mı yapıyorsunuz...

İşin şaka olmadığını o telefon edilen kişi Taraf’lı gazetelerde telefon görüşmelerini yayımlıyoruz haberleri çıktığında ancak anlayacaktı.

Kurt ulur, Vural vurur

MHP’nin demeç makinası yöneticisi Oktay Vural bey’in son dediklerinden bir cümle, insanın içini acıdan cinsten. Lakin o, ne kadar operasyon, o kadar konuşma, peşinde.

“Bir Bilal uğruna ne güneşler batıyor!”

Bu operasyon günlerini çok beklemiş Oktay Vural bey. Aman demiştir, kaçırmayayım fırsatı. Hem böylece anlaşılır, Mehmet Akif’i okuduğumuz.

Sayın Vural, Bilal’i sevmediğini anlatırken, hilali de oy uğruna veya yavaş yavaş yaklaştıkları CHP’den gelecek alkış uğruna malzeme yaptığını, yapabildiğini göstermiyor mu

Parti amblemlerinde Hilal’in bulunması, böyle kullanmalarına bir gerekçe olabilir mi

MHP’li Devlet Bahçeli’nin meydanlarda attığı iplerin “yavaş”ça getirilmesini fırsat bilen Sayın Kılıçdaroğlu, koltuğunu böylece sağlam kazığa bağlamış oluyor. O kazık mı Operasyonlardan paylarına düştü.

 

Ah HÜRRİYET

Kartel medyasının götürücü gücü (lokomotifi) Hürriyet diyor ki kendini anlatırken: Tıpkı geçmişte olduğu gibi kendisini asla hakim veya savcı yerine koymaz, işini görür.

Utanılan manşetler ne zaman atılmıştı

O geçmiş, sizin geçmiş değil mi

Göreve çağırılan “Silahsız kuvvetler” kimlerden oluşuyordu ve hangi kuvvetler, hangi işleri bitirdikten sonra onlar çağırılıyorlardı.

Silahsız kuvvetlere dahil olmayan, kendini onların içinde görmeyenler ne olacaklardı Silahsız kuvvetler onlara ne yapacaktı

Onu, bunu, silahlı ve silahsız kuvvetleri ikide bir göreve çağıran medya mı bağımsız ve tarafsızdır

Utandırmadan okunacakları günlere ermekte niçin hâlâ güçlük çekiyorlar

Zalimlerin Kalıntıları

Müşrik ve zalimdiler, ezerlerdi mazlumu,

Nuh, olmuştu insanlık için gemi mucidi;

Bilenler çabalıyor kalıntı bulmak için

Acaba o gemiyi barındırır mı Cudi

Kazıklı Firavunlar, ne zulümler ettiler,

Hala kazıklarının kimi çakılı kalmış;

Yeşiller kurudu Ad ve Şeddat’ın zulmünden,

Bu gün İrem yurdunun, kumu çakılı kalmış…

Sapıklık kol gezerdi, zulümler can alırdı,

Yasası yapılmıştı, o gün livatanın da;

Kaskatı cesetleri çıkıyor kül altından,

Yutmuştu zalimleri, lav seli vatanında…

Ne ezalar ettiler, Sevgili Peygambere,

Cahil, müşrik ve zalim!... Anılacak böyle hep;

Cehaletin babası,  Kureyşin yüz karası,

Ebu Cehil ve eli kurusun Ebu Lehep!..

Ekrem Şama