Nerede o eski dadaş şuuru?

Abone Ol

Sıla-i rahim niyetiyle memleketim olan Dadaş diyarı Erzurum’da 15 gün kaldık. Akraba, eş, dostun yanı sıra toplumun hemen hemen bütün kesimleriyle de görüştük, istişare ettik. Bunlar ilahiyatçılardan engellilere kadar... İnsan hakları ve eşitlik komisyonunun tertip ettiği toplantıya katıldık. Ki bu toplantıya valinin yanı sıra ilin tüm bürokratları da katılmıştı. Orada konuşulanları da dikkate alarak gözlemlerimizi şöyle bir akıl süzgecinden geçirdik.

Eski Erzurumlu şöyle söylerdi:

“Dadaş çelik bir yaydır, onu germeye gelmez!

Kükreyen bir sel olur dağlara da baş eğmez.

Yayla bulutu gibi yükselir hep yavaş yavaş,

Sonra birden köpürür, sel olur, coşar Dadaş...

Doğu’nun sınır taşı, Erzurum’un Dadaş’ı

Efesi var İzmir’in; eğilmez TÜRK’ün başı!”

İşte gerçek dadaş buydu... Bu dadaşı aradım durdum. Ama istisnaları tenzih ediyoruz. O dadaşı bulamadık... Her nedense bir kişiyi adeta ilahlaştırmış, “sadece o doğru söylüyor, diğerlerinin söylediği yalan. O ne dese doğrudur, ondan hesap sorulamaz, layüseldir” zihniyeti ve düşüncesiyle kendini kandıran bir topluluk... Bunların içerisinde ilahiyatçılar da var... Dostumuzdur, kendilerine de saygı duyarız. Ama siyaset, feraset işidir. “Doğruları, yanlışlarından fazla” diyerek susmaları ve hakikati söylememeleri vebaldir. Düşünmüyorlar ki, adaletin faruku olan halife Hz. Ömer’den (r.a) bile hesap sorulmuş. Cennetmekân merhum Erbakan Hocamız, “İlim ahmaklığı gidermez, siyasi şuur lazım” sözünün tezahürünü yaşatanlara dua etmekten başka çaremiz yok.

Bu arada bir davet üzerine Sivas’a gittik. Nezih bir ortamda şuurlu bir dinleyici kitlesine hitap ettik. Daha sonra yerel bir radyoda canlı yayına katıldık. Her iki programdan da haz aldık, memnun kaldık. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun...

İnsanların manevi duygularını sömüren ve hamaseti sermaye edinen Bakan, “Âyetü’l-Kürsi’lerin çocuğu” olduğunu söylüyor, şimdi mi uyanmış? Adına İstanbul Sözleşmesi deyip de Fatih’in mirasında o garabet sözleşmeyi kabul edip imzalarken neredeymiş?

AKP’nin içinde gerçekleri anlayan ve bunu da zaman zaman itiraf edenlerin sayısı da az değil. İşte bunlardan birisi aynen şöyle söylüyor: “Hayırda yarışmak için yola çıkan bir hareketin, Külliye’nin puslu odalarında rüşvette yarıştıkları acı bir sondur yaşadıklarımız.” Evet, bu da bir itiraftır. Bir itiraf da şu Erzurum Milletvekili Hanımefendi yapsa... Bunca sermayeyi nerden ve nasıl elde etmiş? Üç yıllık eşinden neden ayrılıyor? Yetmiş milyon TL tazminatı nasıl istiyor? Bir anlatsın da Erzurum’un dadaşı bir duysun... Kimleri kendisine vekil seçmiş? Milletvekili sayısı neden Erzurum’da 6’ya düşmüş? Bir sorgulasın, araştırsın. Artıları mı daha fazla, eksileri mi o zaman anlasın... Nerede o eski dadaş şuuru? Millî Görüş’ün şahlandığı zamanlara bir bakın, bir de şimdiye... Umarız ki en kısa zamanda gaflet uykusundan uyanır, can gözüyle bakar, iman şuuruyla düşünür, hak, hukuk, adalet terazisinde tartar, hakkın hakimiyetini sağlayacak kararı verir, vesselam...