Geçen günkü yazımızı şu cümlelerle bitirmiştik;
...Almanya ne oldu da bir anda Türkiye ile krize girdi Değişen nedir Bu
hususu sadece iki ülkedeki iç siyaset kaygılarıyla izaha kalkışmak ne kadar
yeterli olur Peki, bu krizin Başbakan Erdoğan ın Washington ziyareti sonrasına
denk gelmesi sizce ne kadar tesadüftür ...
Bugün, bu sorulara ve daha fazlasına cevap vermeye
çalışacağız. Öncelikle, hiç dolandırmadan şu tespiti yapalım; bu son
gelişmeler, Yeni Yalta sürecinde yaşanan Afrasya merkezli güç ve çıkar
mücadelesinin bir parçasıdır. Türkiye yi kulüp te tutmaya yönelik bir irade
ve onun bildik oyunlarından birisi söz konusudur. Gerisi, koskoca bir
teferruat tır.
O zaman sormaya devam edelim; Almanya niçin ve kimin
adına devrede
Hiç kuşkusuz, öncelikle kendi ya da kendilerinin
sandıkları çıkarlar adına. Burada, tarihsel kodlarına dönmenin sancısını
yaşayan iki imparatorluk ülkesi arasındaki bir mücadeleye şahitlik etmekteyiz.
Birisi III. Reich in peşinde, diğeri ise Osmanlı ve Büyük Selçuklu nun mirasına
sahip çıkmanın...
Bir diğer ifadeyle, 1871 de masallar-efsaneler ve Sedan
üzerinden ancak birliğini sağlayabilen geç sömürgeci aktör Almanya ve arka
planındaki koalisyon ile, Alman gücünün zirveye doğru tırmandığı bir dönemde
çöküşü yaşayan ve her an özüne dönerek, tekrardan bir cihan devletine
dönüşebilecek olan Türkiye arasında bir mücadele söz konusu...
Fakat her ikisi de bağımlı ve rüştlerini ispatlama
alanları sınırlı. Dolayısıyla, öncelikle zincirlerinden kurtulmaları lazım.
Zaten, sorun da buradan başlıyor...
Gerçek anlamda bağımsız olabilmeleri için kendi yakın
çevreleri başta olmak üzere tarihsel ve stratejik derinliklerinde etkili
olmaları gerekiyor. Burada, Almanya hiç kuşkusuz bir kaç adım önde. Fakat,
sahip olduğu jeopolitik itibarıyla Türkiye nin mevcut-olası potansiyellerinin
arkasında kalıyor. Türkiye bunları harekete geçirdiği an, Almanya yüzünü
tekrardan yarım kalmış tarihsel bir hesaplaşmaya çevirmek zorunda ki, bu da
Rusya demek!
Dolayısıyla, Almanya nın Doğu ya Doğru (Drang nach
Osten) politikasının geleceği büyük ölçüde Türkiye ye bağlı. Eğer, Türkiye
bölgede inisiyatifini kaybeder ya da AB üzerinden bu ülkenin etki alanına
girerse, o zaman sadece bölgesel anlamda değil, küresel boyutta yeni bir
denklem ortaya çıkar.
Fakat, Almanya nın bunu tek başına yapabilmesi mevcut
şartlar altında pek mümkün değil. Bu operasyonu gerçekleştirirken mevcut-olası
ittifak sistemlerini devreye sokması gerekiyor. Yani, bir taraftan ABD ile
mevcut işbirlikleri üzerinden hareket ederken, diğer taraftan kendisinin merkez
yer aldığı yeni mekanizmaları, ittifak sistemlerini harekete geçirmesi gerek.
Bu da, uzunca bir süredir dile getirdiğimiz Almanya-Rusya-Türkiye üçlüsü
demektir.
Bunun dışında, Türkiye nin Türk-İslam dünyası üzerindeki
etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor. Özellikle de 3,5 milyon civarında bir
Türk nüfusu kendi ülkesinde barındıran, toplamda ise 6 milyon civarında Türk e
ev sahipliği yapan bir Avrupa göz önünde bulundurulduğunda...
Bu sayıya, Müslüman kökenli diğer ülke halklarını da
dahil ettiğimizde Türkiye nin AB ve Almanya açısından nasıl bir güvenlik
sigortası olduğunu ya da gelişmelere bağlı olarak nasıl bir güvenlik sorunu
olarak algılanabileceğini görebiliyoruz.
Türkiye de şu an bu Müslüman kitleyi ve İslam dünyasını
harekete geçirecek bir Halife olmamasına rağmen, bunun geçmişi ve olma
olasılığı bile, başta Almanya olmak üzere tüm Batı dünyasını endişelendiriyor.
Dolayısıyla, Almanya da tıpkı ABD gibi İslam dünyasını
harekete geçirebilecek yegane gücün Türkiye olduğunun farkında. Nitekim, bunu
bizzat I. Dünya Savaşı na giden süreçten ve savaş yıllarından biliyor. Bundan
dolayı da kendi kontrollerinde bir Türkiye-İslam dünyası için gizli bir
mücadele içerisindeler.
Almanya nın kendi ülkesinde bulunan Türk-Müslüman halklar
üzerinde yürüttüğü bir takım çalışmalar ve operasyonların altında da bu husus
yatıyor olsa gerek ki, başta Rusya olmak üzere, tüm dünya Almanya nın bu
konudaki tecrübelerini yakinen biliyor.
Dolayısıyla kim adına sorumuz burada biraz daha netlik
kazanıyor ve karşımıza iki olasılık çıkıyor: Almanya bu operasyonu ya ABD den
aldığı işaretle yapıyor ya da iki ülke arasındaki konjonktürel krizi bir
fırsata çevirmek adına bu oyun da ben de varım diyor ve Türkiye yi elindeki
enstrümanlarla sıkıştırmak suretiyle yeni bir sürece ikna etmeye çalışıyor.
Nitekim, düne kadar ABD faktöründen dolayı Türkiye
üzerinde yeterince tasarruf ya da inisiyatif sahibi olmayan Almanya nın,
Başbakan Erdoğan ın Washington ziyareti sonrası meydana çıkması ve sesini
yükseltmesi bunun bir sonucu gibi görünüyor. Oysa, Almanya büyük bir oyuna
gelmiş durumda, fakat bunun farkında değil!
Nasıl mı Bunu da bir ara yazarız...