Nefîse bint Hasan

Abone Ol

Kardeş kavgasının her çağda vazgeçilemeyen bir çekişme oluşunu yaşayanlardan biridir Nefîse. 762’de Mekke’de doğduğunda, Peygamberimizin torunu Hz. Hasan’ı dedesi olarak bulur. Hasan b. Zeyd’in kızıdır ama ailesinin, dönemin devlet başkanı olan halife ile araları açıktır. Nefîse genç kız olduğunda ise babası, halife tarafından isyan hazırlığı suçlaması ile görevden alınır, hapse atılır. Yetmez mallarına el konulur, Nefîse büyük yoksulluklar çeker. Tarihler evliliğini İmam Cafer Sadık’ın oğlu ile yaptığını kaydeder ancak doğan iki çocuğu da vefat ettiğinden kolları boş kalmıştır.

Irak’taki baskılarla yurdundan ayrılmak zorunda kalan Nefise, Kahire’ye gider. Mısırlılar bu Peygamber torunu hanımefendiyi çok sever, çok bağlanır, çok saygılı davranırlar, kaldığı ev ziyaretçi akınına uğrar. Başka ülkelerden de akın akın onu görmeye gelirler. Tarihçiler bir kerametinden bahseder, bir Yahudi’nin yatalak kızını yürüttüğü için kızın ailesinden doksan kadar Yahudi Müslüman olur. Bu kerametle birlikte artık çevresinde her an bir izdiham olmaktadır. Mısır valisi bu izdihamları önlemek için ziyaret yasağı getirir ve haftada iki gün olarak ziyaretleri sınırlar. Sadece halk değil ilim adamları da başta İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel, Bişr el-Hafi de onu ziyaret etmekte idi. İmam Şafii kendisinden hadis öğrenecek kadar kaliteli ziyaretlerde bulunmuştur. O kadar ki vefat ettiğinde cenazesi evine götürülerek onun da cenaze namazını kılması sağlanmıştır.

Nefise’nin vefatından sonra ziyaretçileri daha da artar; tarihçiler, onun kabri başında yapılan duaların kabul olduğuna, halkın inandığını yazmaktadır. Öyle ki Mısır’da duaların kabul olduğu dört mekândan birinin Nefise’nin türbesi olduğu söylenmektedir. Fakat cahil halk tabakası, saygıyı abartıp aşırıya kaçtığından; âlimler tarafından sık sık şirk tehlikesi ile uyarılmışlardır.

Ne ki Nefise, saygıyı hak edecek bir konumdadır, Peygamber soyundan gelmesinin yanı sıra ilim sahibi bir hanımdır; tefsir, hadis ve tasavvuf alanlarında önemli birikime sahiptir ayrıca çok dindar bir kadındır. Nefise adeta bir azize gibi yaşamış, dünyaya kıymet vermemiş, çok az yemiş, az uyumuş, fakat çok namaz kılıp çok oruç tutmuş, otuz defa hacca gitmiştir. Günlük yaşamında ölüm öğretisinden bir an ayrı kalmamak için evinin içine bir mezar kazdırmış, günün belli bir vaktini bu mezarda ibadet ederek geçirmiştir. Bu sebeple sufi kitaplarında kendilerine özel olarak yer ayrılan Ali evladı arasında sayılmaktadır. Doğu’da ve Batı’da nam salmıştır. Nefise Kahire’de vefat ettiğinde, cenazesi eşi tarafından Medine’ye götürülmek istenmiştir fakat halkın onu bırakmamak arzusu baskın olunca Kahire’de gömülmüştür. Mısır valisi tarafından üzerine bir türbe yaptırılmıştır. Türbe daha sonra yanına eklenen binalarla bir külliyeye dönüştürülmüştür, şu anda türbenin yanında bir cami, kütüphane ve sufi hücreleri bulunmakta, Nefise’nin ruhaniyeti kendisinden asırlar sonra bile çağdaş sufilerin gönlünde hâlâ büyük bir muhabbet oluşturmaktadır. Kahire, bu özel misafirine hâlâ çok saygılı, türbesini altın ve gümüşlerle süsleyerek bu sevgiyi somutlaştırmış, bu güzel insanı kendi topraklarında ağırlamaktan hâlâ çok mutlu. Bu sebeple Kahire’nin en ilgi çeken ziyaret yerlerinden biridir Nefîse bint Hasan Türbesi.

Günümüzle yüzleştiğimizde kardeş kavgasının kapanamayacak yeni yaralar açtığına şahit olmaktayız, ne ki hâlâ umut dağ gibi, Nefîse gibi halkın çok sevdiği simalara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız bulunmakta.

Geniş Bilgi için bkz. TDV İslam Ans. Rıza Savaş, “Nefîse bint Hasan”, C. 32, s. 531532, İst. 2006.