Sanki bir savaşın topyekûn her şeyi düzleyip; bütün insanları rahatlatacak ve bu dünyada ağzını açmış soluksuz kan bekleyen silah simsarlarını mutlu edecek, devletlerin-yöneticilerin iç ve dış temizliklerini yapmaları için imkân sağlayacak hâsılı insanlığı kötülerden ve kötülüklerden kurtaracakmış gibi bir bahar havası estiriliyor. Bütün istasyonlarda, bütün karar merkezlerinde ağız birliği etmişçesine korku senaryoları yazılıp, çiziliyor ve seslendiriliyor. Sabahtan akşama kadar stratejik hesaplar, kitaplar yapılıyor. Diplomasi diplomatlara cirit attırıyor. Sözcüler en suratsız halleri ile ciddiyet maskesi altında insanlara sopa gösteriyor. Füzeler Tweet’lere binip gidiyor.
Bir yandan ihtilaflı bölgelere silahlar gömülüyor, koalisyonlar kuruluyor, derme çatma düşmanlar icat ediliyor. Maşalar, paralı katiller, enerji koridorları, güç eksenleri ve dünyanın yörüngesini elinde tutan bir avuç şımarık azınlığın keyfe keder durumları işte hepsi bir ağızdan daha çok daha çok diye fit verip, tempo tutuyor. Adeta futbol müsabakalarında farka giden takım taraftarı gibi bir halleri var. Dünyanın aşırı besili yerlerine bin bir zorlukla ulaşmaya çalışan yarısı karlı dağlarda, yarısı sınırlarda, yarısı denizlerde kaybolan dünyanın garipleri; yersiz yurtsuz bırakılmışları onlara verilen adla, mülteciler, yeni bir tufana tutulurlar mı? Ki o aşırı besili ülkelerin çok gelişmiş(!) yöneticilerinin ve masum halklarının(!) en büyük korkuları mülteciler olmasına rağmen savaş çığırtkanlığını insanlıktan, haktan ve hukuktan dem vurarak ifade ediyorlar.
Adeta kendileri dışındaki insanlara evlerinde besledikleri süs hayvanlarına yaptıkları muameleyi bile çok gören vesayet savaşlarının asli sahipleri olan ülkeler; zulümde büyük, teknikte ileri ancak insanlıkta geri ve nasipsizler. Belki diyeceksiniz, modern ve medeniler belki görece doğru gibi görünse de dünyanın acılarına, insanların sebepsiz ölümlerine bahçedeki çimlerin boy uzunlukları kadar kıymet vermiyorlar. Genellemeler yanlıştır elhak ama yaşanan bütün kıyımları bir tiyatro salonunda oyun izler gibi izlemek de bu tespitin haklılığını açık ediyor. Pazılı çözmek için haberlerde geçen kelimeleri yan yana dizin aslında her şeyin bir kara komediden ibaret olduğunu göreceksiniz ama kanlı, bol ölüm soslu bir komedi hatta trajikomik dedikleri türden.
Hiçbir insani değerin, insanın stratejik konumdan daha önemli olmadığını görüyoruz. Her bir insan için bir kampa düşmekle, ölmek arasında bir yaşamı, sözde daha iyi yönetme iddiasında bulunan büyük devletlerin ağzı gevşek liderlerinin eline kadar düşmüş olması büyük bir kaostur. Yaşanan bu süreç, insanın aklına deli sorular üşüştürüyor. Ancak akıllı cevapları olan bu sorular zihne her çarptığında insanın sağlığına zarar veriyor. Aynı anda benzer iki olay yaşanan bir yerde birisi hiç yok sayılırken diğerinin üstünde kıyamet kopuyor. Krallıkla yönetilen bir ülke aynı inanç bloğunda seçimle yönetilen başka bir ülkeyi diktatörlükle suçluyor. Yeşil hattın en büyük silah alıcıları ve silah pazarının açık piyasası oluşu gibi, en büyük insani dramların da bu hatta yaşanıyor olması bir tesadüf değil ancak izansızlık olabilir. Bu sonuçtan en çok kim memnundur diye bakıyorum, dünyanın arsız çocuğundan başkası memnun değil. Zaten olup biten de onun rahatı ve huzuru için. Peki, nedir bu savaş telaşı geri kalan dünyada? Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMi
“Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya
Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar/Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı?” (Gülten Akın-İlk yaz)
Not: Bu hafta perdelere sığmayan bir sanatçının icrası ile “iki keklik”i dinliyoruz. Erkan Oğur eşlik ediyor sesi ile içimizdeki yolculuğa… Derin bir duyuş, özel bir duruş…
Bize kadar
1- “Kişi az şey bilince, duyduğu her şey ne kadar da ikna edici geliyor” diyor Canetti, olup biteni izlerken aklıma bu söz düşüveriyor.
2- Cemil Meriç, dijital çağdan hemen önce uyarmış: “Kültürün dün de, bugün de, yarın da tek taşıyıcısı vardır: Kitap.”
3- Hz. Ali “Kişinin arkadaşı, ne yolda olduğunun delilidir” der. Özellikle bu zamanda yolu sabitlemek ve rotayı istikamette tutmak için ilaç gibi bir tavsiye…
DAĞARCIK
“İnsanların mezarlıklarda ikamet ettikleri dikkatinizi çekmedi mi? Büyük şehirlerin büyük mezarlıklar olduğu? Küçük şehirlerin küçük mezarlıklar olduğu? Köyler de daha küçük mezarlıklar? Yatağın bir tabut olduğu? Giysilerin kefen olduğu? Bütün varoluşun bir tabuta konulma ve gömülme provası olduğu.” (Thomas Bernhard’dan tadımlık)
TEKKE
“Fikirlerin çatışması geçmişte herhangi bir devirde olduğundan daha açık bir şekilde yansımakta ve tamamen pratik ve muayyen şekiller almış bulunmaktadır. Manzara günden güne yeni yeni teferruat ve tezahüratla tamamlanmakta; kutuplaşma acı veren, hemen hemen elle tutulur bir açıklıkla hızla devam etmektedir. Bugün fikri, hissi ve siyasi bakımlardan birbirinden tamamen ayrı iki dünya vardır.” (Aliya İzzet Begoviç’ten tadımlık)
Bir lahza
“Dış görünüşü önemli olmasaydı; uğur böceğini sevdiğin gibi hamam böceğini de severdin.” (The Dark Knight, Joker’den)