Neden Şaşırıyormuş Gibi Yapıyoruz?

Abone Ol

Son bir haftadır ülke gündemi bu topraklara yakışmayacak meselelerle çalkalanıp duruyor. Atalarımızı bu topraklarda bin yıldır “var eden” temel değerler bir bir ihlal ediliyor. Ahlâk nedir, aile nedir, mahremiyet nedir, insanı insan kılan vasıflar nelerdir… Hayatımızdan bir bir; sistemli planın bir parçası olarak çıkarılıyor. Bizi insan kılan unsurlar, inançlarımız ve gelecek nesillerimiz tarihte görülmedik bir saldırı altında. Burada yapılan şenaatleri isim isim vererek “kötülüğün yaygınlaşmasına” katkı sunmayacağız. Lakin herkesin de dediği gibi bu gidiş, gidiş değil. Bu işten sorumlu olanlar da sadece o kötülükleri yapanlar değil!

Bizi şaşırtan esas mesele ise bu şenaatler olurken bazılarının verdiği tepki. Çoğunlukla hamaset diliyle bir iki twit atınca da üzerlerinden sorumluluğun düşmüş olacağına dair inanışları var.

Birincisi ülke olarak son günlerde yaşadıklarımız birdenbire ortaya bugün çıkmış konular değil. Bin yıllardır bu topraklarda İslam’ın bayraktarlığını yapmış bir milletin üzerine yapılmış planların sonucu. İkincisi bu konular hakkında yıllardır Millî Görüş ve Erbakan Hoca’mızın altını çizerek uyardığı meseleler. Kimse ilk defa görüyoruz, şaşkınlığını yaşamasın.

Erbakan Hoca’mız siyasete ilk girdiği günlerden beri ısrarla altını çizerek anlattığı “Haim Nahum Doktrini”nin adım adım gerçekleştiğine üzülerek şahitlik ediyoruz. Erbakan Hoca’mız sahip olduğu yetenekler ile kendini iktidara taşıyıp dünya makamlarını elde etmek varken, çileli bir hayatı tercih etmiştir. Niçin? Bildiği doğruları, güzellikleri, iyilikleri, faydalı olan şeyleri (ki şu geçici dünya hayatında güzele, iyiye dair ne varsa; insan olmaya dair ne varsa o İslam’a aittir) milletine anlatmak için. Erbakan Hoca’mız ve Millî Görüş, milletimizi günümüzde geldiğimiz noktaya gelmesin diye canla başla çalışmıştır. Erbakan Hoca’mız siyasi alanda “besmelesini” çektiğinde de son nefesini verdiği hastane odasında da Haim Nahum’un doktrinini anlatmış, hatta Saadet Partisinin Genel Başkanı olarak seçildiği son kongrede de kongre salonunu bu maddeleri afiş olarak astırmıştı. Ve milletimizi bu kıskaçtan kurtarmak için çalışılması gerektiğini konusunda da teşkilatların her kademesini teşvik etmişti.

Maalesef ki, geldiğimiz noktada Haim Nahum Doktrini’nin adım adım gerçekleştiğini görüyoruz. Milletimizi aç bırakmayı, işsiz bırakmayı, borca esir etmeyi, dininden uzaklaştırılmayı, bölmeyi, bölünen parçaları birbirine düşürmeyi ve böylece de “yumuşak lokma” haline getirmeyi hedefleyen bu planın uygulandığını görüyoruz. Milletimiz bu noktaya “kendi” içinden seçtiklerinin çıkardığı Avrupa Birliği uyum yasaları, uluslararası metinler eliyle getirildi. Bunu görmemek teşhisi doğru yapmaya engel olur.

Yıllardır ekonomik alanda güçsüz bırakılan, hiçbir alan üretime dönük faaliyetlerin yapılmaması ile insanımız ekonomik açıdan dar boğaza sürüklenirken diğer yandan da hem eğitim müfredatları hem de medya eliyle köklerinden koparılmaya, kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışıldı. 2000 sonrası medya sektöründe yabancı sahipliğinin artırılması ve daha önceki dönemlerde de olan Batı’dan gelen her medya içeriğinin toplumumuzun kimlik kodları, toplumsal hassasiyetleri göz ardı edilerek üretilen içerikler insanımızın geldiği noktanın en önemli amillerindendir. İnternetin her eve girmesi ve sosyal medya platformlarının da artması ile işler iyice çıkmaza girdi. Televizyon ekranlarına çıkartılan din adamları(!) da ‘hâlâ abdest alırken şurası kuru kaldı, hocam’ sorularının ötesine geçmemeleri de diğer etkenlerdendir.
Ama yaşanan tablonun en büyük müsebbipleri ise Milli Görüş bu uyarıyı yaparken yarı yolda bırakan ve güç sahiplerini uyarmayan her alandaki önderlerdir (din adamları, tarikat mensupları, akademisyenler, ilim sahipleri). Dün hepsi Antalya’da yaşananlardan dolayı içeriğinin çoğu hamaset içeren cümleler kurdular. Ortaya çıkan tablodan acaba ben ne kadar sorumluyum demeden. Birileri “Medine Dönemi” diyerek AKP iktidarına yol açarken ülkenin sürüklendiği uçurumu gözden kaçırdı, bilerek ya da bilmeyerek. Allah’ın sınırlarını çizdiği meseleler Avrupa Birliği’ne uyum için abdestli, namazlı, eşleri başörtülüler tarafından Meclis’ten çıkarılan yasalarla (zina, domuz etinin kasaplık et statüsüne getirilmesi, aileyi dağıtan yasalar, yabancılara toprak satışı, medya sektöründe yabancı sahipliğinin artırılması vb.) ihlal edilirken bu konulara engel olmayanlar sosyal medyayı ağlama duvarına çevirmiş durumda. Yeni neslin bir afet olduğunu anlatıyorlar.

Erbakan Hoca onca yaşına ve hastalığına rağmen bir partinin genel başkanı olmasının nedenlerini sorgulamayan sağ/muhafazakâr yazarlar, topluma liderlik edenler Erbakan’ın 2007 Seçimleri’nde, “AKP’ye oy vermek, cehenneme bilet almak gibidir” sözünü dikkate almadılar. Erbakan Hoca’mızın ve Saadet Partililerin “toprak ayağımızın altından” kayıyor sözlerine çoğu da gülüp geçti. Şimdi şaşırıyorlar. Ne bekleniyordu? 2007 Seçimleri’nde Erbakan Hoca’mızın ESAM’da verdiği konferanslardan birisi “AKP’nin yaptığı manevi tahribat” üzerine idi. O konferansları herkes dinledi ve herkes şahit oldu. Bu uyarılar yapılırken imam hatip binası açmakla övünmeyi İslam’ı savunma sanmamanın bedelini yeni neslimiz ağır ödüyor. Milletimiz ise hak etmediği bir kötülükler silsilesinden geçiyor. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi. Neyin şaşkınlığını yaşıyoruz?

İnsan inşa etmeden bina inşa etmenin, Kur’an’da yasaklanmasına rağmen çoğunlukla övünmenin bir işe yaramadığını gördük. İslam dininin şekil dini değil, şuur dini olduğunu; büyüklerin, iktidar sahiplerinin, din adamlarının, toplum önderlerinin ağızlarından dine dair sözler çıkarken diğer alanlarda yapıp etmelerinin dinin yasakladığı ne varsa (örneğin ehil olmayan makam vermek) yaptıklarını gören gençlerin ve sıradan insanların samimi bulmadıkları bu duruma farklı cevaplar verdiklerini gözlemliyoruz. Sosyal ağlarda, vaaz kürsülerinde konuşmadan önce İslam’ın ilk emri olan “iyiliği emredip, kötülükten men etme”nin yapılması gerektiği de gün gibi ortada.

Gençlerin yüreğine dokunmadan dünyanın en güzeli, en doğru mesajını bile taşısanız insanlara etki etmediğini yaşıyoruz. Artık bazı söz sahipleri şaşırmayı ve hamasi cümlelere sığınmayı bırakıp tövbe etmemeliler. İyiliğin, güzelliğin, faydalının, doğrunun ve adaletin yeryüzüne yayılması için çalışan Millî Görüş teşkilatlarına gelip teslim olmalılar. Olur ki, Allah bu pişmanlıkları dolayısıyla onları affetsin! Bu milletin inanışından doğan Millî Görüş’e sahip çıksınlar, umulur ki milletçe hep birlikte kurtuluşa ereriz!