Sezai Karakoç denilince akla hemen onun MonnaRosa şiiri gelir. Bu çoğu çevre tarafından eleştiri alır. Sezai Karakoç’u aşka hapsetmenin ona haksızlık olacağı söylenir. Bu elbette doğrudur. Fakat niçin böyle yani o kadar şiirin arasında neden MonnaRosa parlayıp durmakta? Bildiğiniz gibi MonnaRosa “tek gül” demektir. Bunun eşsiz cazibesi üzerinde biraz düşününce kendini hemen ele veriyor. Tek gül yani tek bir sevgili. İnsan hayatına sadece bir sevgi ile devam edebiliyor mu? Kaç kişi ilk sevdanın sonrasında kendisini kapatmıştır sevgiye? Nice insan var ki kalpleri başkalarına ait hayat arkadaşları başka.
Burada bir ikinci mana da var aslında. İhanetin gerçek sevgide asla mümkün olamayacağı. Sezai Karakoç’un yazdığı sevda uzaktan sevmektir üstelik. Ne bir yaşanmışlık ne bir temas. Yalnızca mecaz bir aşk görünür. Bu aklıma hemen Fuzuli’nin mecazi Leylasını getirir. Leyla orada bir görüntüdür. Karakoç’un sonradan yazdığı şiirlerden de anlaşılır ki MonnaRosa zamanla bir geçiş olmuş onun görüntüsünden yararlanılmıştır.
İnsanlar hayatlarında neyi en çok yitirmişse neyden en çok yoksunsa onu tekrarlarlar. Şiir şölenlerinde, anma günlerinde konuların dönüp dolaşıp MonnaRosa’ya gelmesi tesadüf değildir. Günümüzün en yitmiş konusu esas sevgidir çünkü. Bugün birisine gidip sevginizden bahsetseniz size kolay kolay inanmaz. Ardında bir çıkar bir menfaat arar. Sizi çapraz sorgulardan geçirir. Her şey o kadar maddiyata o kadar görüntüye dönüşmüş ki mecaz olan sevgi artık öksüz kalmıştır.
Aynı gül yani “tek gül” ne ilginç tevafuktur ki Küçük Prens’te de geçmekte. Kısa bir hatırlatma yapacak olursak Küçük Prens gezegeninde ilk defa bir çiçekle karşılaşıyor. Bu çiçeğin bir gül olduğunu ise Dünya’da öğreniyor. Orada karşılaştığı beş bin gül ona büyük bir hayal kırıklığı yaşatıyor. Kendi çiçeğine benzeyen binlerce gülle karşılaşmak gözünde değerini düşürüyor kendi gülünün. Fakat sonradan tanıştığı tilki ona evcilleştirmekten bahsediyor. İşte o zaman Küçük Prens kendi gülünün sıradan bir gül olmadığını anlıyor. O sıradan bir gül değil çünkü onun için fedakarlık gösterdi o. İşte buradan çıkan manayı kendi hayatımıza denklersek hayat arkadaşımız da bizim tek gülümüzdür belki yol üzerinde ona benzeyen ya da ondan daha iyi görünen binlerce gülle karşılaşacağız fakat hiçbiri bizim gülümüzün yerini tutamayacak. Zira bir birimiz için fedakarlık yaptık. O bizim MonnaRosamızdır.
Gerçek sevgi herkese işler ve kişiyi aşar. Sezai Karakoç da bu gerçek sevginin yegâne temsilidir. Rabbim ömrünü bereketli kılsın.