Ümmetçe yaklaşık 150 yıldır ağlamaktayız. Öncesi de var da haydi 1877’den başlatalım. ’93 Harbi, Balkan Harbi, 1. Dünya Savaşı ve sonrası… BOP’çuların yaptıkları… Ağlıyoruz ha ağlıyoruz. Müslümanların yurtları viran ediliyor. Yüz milyonlar zâhiren hür, gerçekte esâret-i mutlak altında yaşıyor. Peki hiç başımızı iki elimizin arasına alıp da düşündük mü: Neden bu haldeyiz?.. Geliniz bütün müşkil meselelerimizin hallinin ve bütün muğlak soruların cevabının yer aldığı mukaddes kitabımıza, Kur’ânımıza bakalım:
Bakara Sûresi’nin 85. âyetini dikkatlice okuyalım ve üzerinde düşünelim. Bu âyet-i kerimenin sebeb-i nüzûlü Medine’deki Yahudi kabilelerinin yaptıkları ise de, hüküm umûmidir ve kıyamete kadar gelecek insanlara şâmildir. Bu âyette haber verildiği üzere, Medineli Yahudiler Allah’ın Tevrat’ta va’zetmiş olduğu hükümleri kendi kafalarına göre değiştirmekte ve işlerine geldiği şekilde uygulamakta idiler. Meselâ, fakir biri zina etse, onu recm ederler; zengin biri aynı fiili işlese onu bir merkebe bindirir, yüzüne siyah boya çalar, şehirde dolaştırırlardı. Cenab-ı Hak bu şekilde “Allah’ın hükümlerinin bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmeyenlerin cezasının” dünyada da rüsvaylık olduğunu beyan buyurmaktadır. Nitekim Medineli Yahudi kabileleri Allah’ın hükümlerini kendi kafalarına göre değiştirmelerinin cezasını ya hayatlarıyla, ya da sürgünle ödediler. Yani dünyada da rezil ve rüsvay oldular.
Şimdi de Hicr Sûresi’nin 91. âyet-i kerimesine bakalım: Bu âyette “Onlar, Kur’an’ı Parça parça edenlerdir” buyrulmaktadır. Yani Kur’an’ı parçalayanlardan, kısım kısım edenlerden, bir kısmını kabul edip bir kısmını reddedenlerden bahsedilmekte ve bu yaptıklarının hesabının sorulacağı beyan buyrulmaktadır.
Lütfen bu âyet-i kerimeler ışığında düşünelim. Biz ne haldeyiz? Dün ne halde idik, bugün ne haldeyiz? Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi, Allah’ın hükümlerini taksim ettik mi, etmedik mi? Lisan-ı halimizle ve kálimizle “Nü’minûne biba’din ve nekfürûne bi ba’din” diyor muyuz, demiyor muyuz? İman bir bütündür. Kur’an’ın değil bir âyetini, bir hükmünü, bir harfini inkâr eden, iman dairesinden çıkmış olur. Vaziyetimize bakalım: Bin yıl İslâm’ın bayraktarlığını yapmış şanlı ecdâdın torunlarının yaşadığı ülkede neler oluyor: İçki, kumar, faiz, zina, lûtilik ve diğer günahlar alenen işleniyor. Bunların yanı sıra Allah’ın hükümlerinden yüzde biri değil, binde biri dahi uygulanmıyor, uygulanamıyor. Nuh Kavmine, Âd Kavmine, Semûd Kavmine, Lût Kavmine, Medyen ve Eyke Ahâlisine ve diğer helak edilen kavimlere bakıyoruz. Yalnızca bir günah veya birkaç günah yüzünden, inkârcı tavır yüzünden toptan helak olmuşlar. Bizde ise bırakınız zillete düşmeyi, toptan helak edilmeyi hak edecek günah-ı kebâir ve inkâr fiilleri alenen işleniyor. Niçin helâke uğramıyoruz? Âcizâne kanaatime göre, Cenab-ı Hak bizlere mühlet veriyor. Bu ülke İ’la-yı Kelimetullah uğruna çok şehit verdi. Yalnızca şu anki sınırlarımızda şehit düşenleri düşünmeyiniz. Geçmişte bu vatanda yaşayıp da cihada gidenler, üç kıtada şehit düştü. Bunu göz önüne getiriniz. O şehitler ve gâziler ihlaslı bir şekilde duâ etti. İşte Rabbimiz o duâlar hürmetine bizlere tevbe etmemiz ve Allah’ın hükümlerine sımsıkı sarılmamız için mühlet veriyor.
Hicr Sûresinin 94 ve 95. âyet-i Kerimesinde Peygamber Efendimize (asm) hitaben meâlen şöyle buyruluyor: “Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir! / (Seninle) alay edenlere karşı Biz sana yeteriz.” Burada hitap Peygamber Efendimize (asm) ise de, onun şahsında sırr-ı verâset-i nübüvvet makamında oturan bütün ulemâyadır. Ben âlim değilim. Ama Elhamdülillah Müslümanım ve Peygamber Efendimizin (asm) getirdiği dine ve onun ahkâmına bütünüyle iman etmişim. İşte bu inançla bütün kâinata işittirecek şekilde haykırıyorum: Ey Müslümanlar! Zilletten kurtulmak istiyorsak, geliniz, Allah’ın hükümlerine bütünüyle inandığımızı gösterelim. Şu yılbaşı öncesi sergilediğimiz zillet halinden ve benzeri Müslümanlara yakışmayan hallerden kurtulalım.