Kendi kaderinizi kendiniz belirlemek istemiyor musunuz? Hep birileri mi size "şöyle yap, şuraya git, bu yasak, bu değil" mi demeli? Kendiniz için düşünmek zor mu geliyor? Birilerinin sizin için düşünüp sizi yönlendirmesi kolayınıza mı gidiyor?
Gelin Cumhuriyet tarihi boyunca itilmiş ve de kakılmış, horlanıp merdiven altına postalanmış birinin gözüyle yaklaşalım referanduma. Kendinizi, köyü boşaltılıp sonra da yakılan bir Kürt kökenli yurttaşımızın yerine koyalım. Başı örtülü diye üniversite kapısından kovulan bir kızın yerine de koyabilirsiniz kendinizi, böylesi bir ruhsal depremi yaşamak istiyorsanız! Dilerseniz eşimin başı kapalı diye ordudan ihraç edilen biri oluverin, üç beş saniye için. Fişlenen, andıçlanan, dışlanan, toplumsal alandan afaroz edilen, ötekileştirilenlerden biri olduğunuzu varsayın.
Tuzu kuru insan değilsiniz siz. Hayır diyeceklerin çoğunun bir eli yağda, bir eli de balda; en azından benim tanıdıklarımın. Tuzu kuru olmayanlarsa, 12 Eylül‘de genel seçim yapılacağını sanacak kadar salak! Vicdanınızın sesine kulak vereceksiniz 12 Eylül 2010 sabahı! O gün oy vermeye giderken, 12 Eylül 1980 sabahıyla başlayan süreci düşünün, Diyarbakır hapishanesinde mola verin, darağaçlarının gölgesinden tiksi nerek geçin... Ama düşünün.
O, bu, şu ya da genel seçimlerde oy vereceğiniz parti istedi diye hayır oyu kullanmayın. Kendi kararınızı, anayasa değişikliklerinin sizin yaşamınızda neleri değiştireceğini, enine boyuna tarttıktan sonra oyunuzu verin.
Aziz Üstel STAR