AKP’de kötüye gidişin önüne bir türle geçilemiyor.
Kötüye gidişatı durdurabilmek için akıllarına gelen hiçbir formül işe yaramıyor, dertlerine derman olmuyor!
Ne “köklü değişim” fikri kötüye gidişatı durdurmaya yetiyor ne de “A takımını değiştirme” projesi sorunu halletmeye yetiyor.
Kötüye gidişat adeta süreklilik kazanmış gibi görünüyor.
Hangi tedbir alınırsa alınsın eskiden olduğu gibi başarılı günlere dönülemiyor.
AKP’de yaşanan bu sorunu sıkı AKP’li bir dostumuzla ele aldık.
AKP’li dostumuzun bir hayli karamsar olduğunu gördük.
Partinin kötüye gidişini durdurmanın artık mümkün olmadığını iddia ederek şu misali verdi:
Hani hasta artık son demlerini yaşamaya başlar. Ona hiçbir ilaç fayda vermez. Hiçbir yeme içme kısıtlaması işe yaramaz.
Ve doktor hastaya “artık ne yersen ye” der ya şimdi bizim parti aynen o durumda!
Mesela “köklü değişim” deniliyor.
Ne değişirse köklü değişim yapılmış olur?
Köklü değişim bir bakıma bugüne kadar izlenen politikaların reddi ya da iflası anlamına gelmeyecek mi?
Ya da A takımı değişse ne olur değişmese ne olur?
A takımı değişikliği denilen şey partideki gidişattan memnunlar ile gayri memnunların yerini değiştirmekten başka bir anlam ifade etmiyor ki!
Hallerinden memnun olanlarla memnun olmayanların yerlerini değiştirmek aslında hallerinden memnun olmayanların sayısını artırmaktan başka bir işe yaramaz.
İşte şimdi partimiz tam bu hale gelmiş durumda!
Ne yapılırsa yapılsın, hangi önlem alınırsa alsın bu kötüye gidişatın önüne geçmek mümkün değil!
Bu nedenle “ne yersen ye dönemine girdik” diyorum.
Ne isterse yiyebileceği söylenen hastayı hangi akıbet bekliyorsa partimizi de o akıbet bekliyor.
Bugün çeyrek asra yaklaşan bir sürede yapılan vahim hataların faturasını ödemek durumundayız.
AKP’li dostumuza hak vermemek mümkün mü?