1. Bize düşen ilk görev; dinin temel ahlak ve inanç esaslarını anlamak ve bunlara teslim olmaktır. Yani ilk vazifemiz kendimize çeki düzen vererek cömertlik, doğruluk, azim, kanaat, cesaret ve vefa gibi temel ahlaki faziletleri alışkanlık haline getirmektir. Bunun için birilerinden yardım alabiliriz ama eğer yardım edecek ve bize örnek olacak birilerini bulamaz isek; zaten Allah Resulü ve ashabının örnek olduğunu unutmamak gerekir.
2. Şayet bu temel vasıfları kazanmazsak; insanlığın sorunlarının tespitinin bir önemi yoktur. Zira insanlığın sorunları aşağı yukarı bellidir ve bu sorunların çözümü iman yani cesaret ve gayret ister.
3. Bundan sonraki aşama; kendimiz başta olmak üzere insanların temel sorunlarını tespit etmektir. Bu temel sorunları iç ve dış olarak ikiye ayırabiliriz:
• Dış sebepler aslında tektir ve biz buna zulüm diyoruz. Zulüm kendini faiz, savaş, terör yani karmaşa ve bölünmüşlük, açlık, ayrımcılık gibi farklı şekillerde gösterir.
• İç sebepleri ise; rahatımızın kaçmaması yani tembellik ve korkaklık, cimrilik yani insanlar için bir şey yapmaktan kaçınmak ve infak etmemek, gayretsizlik, kararsızlık yani istikametsiz olma, istişare etmeme yani tek başına hareket etme, kendi akraba çevresi ya da cemaati için mücadele etme şeklinde özetleyebiliriz.
4. İman; ilim, samimiyet, teslimiyet, cesaret ve gayreti gerektirir. Bizim davamız “insanları dünya ve ahirette saadete ulaştırmak için gönderilmiş olan” din için gayret etmektir. İslam tarihi boyunca hiçbir peygamberin (Allah şefaatlerine nail eylesin) tebliğ ve davasından şüphe ettiğini söyleyemeyiz. Yani bir peygamber, asla “acaba ben ne yapıyorum, bu yaptığım ne içindir” şüphesine düşmemiştir.
5. Bize örnek olmaları için gönderilmiş ve yine bu maksatla Kur’an-ı Kerim’de kıssaları anlatılmış olan peygamberler, asla yılgınlık göstermemişlerdir. Bir peygamber, gece gündüz davası için çalışmış; “ben anlatıyorum uğraşıyorum ama acaba bunun sonunda ne olacak” sorusunu sormamıştır. Zira hem dünyadaki başarı Allah’a aittir hem de biz, bütün yaptıklarımızın karşılığını ahirette alacağımıza iman ediyoruz. Buna en güzel örnek; ilk vahyin dehşeti ile eve gelip “beni örtün” diyen ama ardından Müddessir suresinin “ayağa kalk ve uyar” emriyle yatağından kalkan ve Hz. Hatice’nin “dinlen ve iyileş niye kalktın” sözlerine; “Cibril geldi ve bana kalk dedi, bundan sonra bana uyumak yakışmaz” diyen Efendimiz SAV’dir.
6. Peki, neyi okuyup neyi anlatacağız? İşte bu sorunun cevabı, 23 yıl devam eden vahiyde ve Peygamberimizin hayatında anlatılmış ve gösterilmiştir. Fakat sureleri iniş suresine göre takip eder ve özellikle de kıssalar üzerinde tefekkür eder isek; öğrenip anlatacak ve uğrunda mücadele edilecek olan şeyleri şöylece özetleyebiliriz:
• Allah’tan başkasından korkma, yalnız O’na güven, yalnız O’ndan bir şey bekle. Yani Allah’a ve kadere iman.
• Bu dünyanın geçici olduğunu unutma ve yalnız Allah’a nasıl hesap veririm diye düşün. Yani ahirete iman.
• Yeryüzünde ilahlık iddia etme. Yani Allah’ın kanunları ile amel et, insanlara zulmetme, makamı ve malı kendinin zannetme. Çalma, yalan söyleme, gıybet etme, kimseyi hor görme yani ayrımcılık yapma, emanete ihanet etme, kıskanma, faiz alma, zekat ver.
• Şahsiyetli adam ol. Açgözlü, bencil, sorumsuz, ciddiyetsiz, korkak ve tembel olma.
• Kimsenin ne dediğine aldırma. Doğrunun ve hakikatin ölçüsü, ailen akraban dostların ve büyüklerin değildir. Hakikatin ölçüsü, kıssalarda anlatılmıştır. Bizim için tek örnek, peygamberlerin hayatıdır.
7. Peki madem kendimizden mesul isek davamızı kime ne diye anlatacağız? Çünkü hem Allah’ın halifesi olarak tüm kainattan mesulüz hem de toplum halinde yaşamaya muhtaç olduğumuz için tek başına kurtuluşa ermemiz mümkün değildir. Tebliğde bulunurken ilk hedefimiz gençler olmalıdır. Efendimiz SAV; “Gençler beni tasdik etti, ihtiyarlar ise tekzip etti” buyurmuşlardır. İşin özeti, bildiğimizle amel etmek, bildiğimizi samimiyetle ve gayretle anlatmak, sağlam ve şahsiyetli gençler yetiştirmektir. Allah Resulü SAV, etrafındaki bir avuç genç ile başladığı davasını, 23 sene sonunda on binlerce orduya komutanlık ederek tamamlamıştır.
8. Bütün bunları yaparken, imandan başka bize en çok gereken şey istikamet yani sabır ve sebattır. Biz şahsiyetli, imanlı ve istikrarlı olur isek; Allah Teâlâ, tüm samimi ve şahsiyetli insanları bizim etrafımızda toplayacaktır. Babasının ölümünden sonra yetim olarak büyüyen Nurettin Zengî, şahsiyeti ve haçlılara karşı mücadelesi ile etrafında tüm mücahitleri toplamış; haçlıları durdurmuş, Şam ve Mısır şiî devletine son vermiş, haçlı kontluklarını ve son olarak da Kudüs’ü fethetmiştir. İstanbul’un fethinde, Fatih Sultan Mehmet Han’a, kendi sadrazamının inanmadığını; Mısır ve İran seferlerinde kendi askerlerinin Yavuz’a isyan ettiğini unutmamak gerekiyor. Bu şahsiyetleri büyük yapan, işte tüm bu olumsuzluklar karşısında basiret ve cesaret ile gayret göstermeleridir.
Merhum Erbakan Hocamız aslında tüm bu aşamaları yedi maddede özetlemiştir: İnanç yani ihlas ve teslimiyet, bilgi yani doğru bilgi, plan yani amaç, program yani yöntem, kadro yani insan yetiştirmek ve öncü kuşak, takip yani ehil kimselere iş vermek ve iş verdiklerimizi takip etmek, intaç yani sonuç almaya ve iş yapmaya yönelik faaliyet göstermek.