Yatsı namazından çıktık. Namazda karşılaştığımız İstanbul’da üniversitede iken dersle-rime katılanlardan on kadarıyla, denizin kenarında iki masayı birleştirdik ve ay ışığında sohbet ediyoruz.
Marmara Fm’de yaptığım Tefsir Sohbetleri’mden dolayı 2. Asliye Ceza Mahkeme-si’nde yargılandığım ayet ve benim konuşmam üzerine idi.
“Ve lillahi mülküssemavati vel ard” göklerin ve yerlerin mülkiyeti ve otoritesi Allah (C.C.) aittir, diyor Rabbimiz. (Al-i Imran 189).
Onun rızasını kazandığımız takdirde onun vereceği her şeye de sahibiz demektir.
“Vallahü basirun bil ıbad” “O Allah (C.C.) kullarını görmektedir.” Bakara 96. ayetten sonra benim açıklamamı RTÜK suç olarak kabul etmiş.
İşte polis memurunun çözümüne göre suç kabul edilen bölüm:
“Bu Kur’an’da çokça tekrarlanır. Evde işyerinde, dairede, tarlada, kışlada, ka-rakolda, üniversitede nerede olursanız olun; Allah’ın (C.C.) denetimi ve gözetimi al-tında olduğumuzu hatırımızdan çıkarmayalım.
Türkiye’deki yolsuzlukların temelinde böyle bir inancın olmadığı yatmaktadır.
Türkiye’de yolsuzlukla gerçekten mücadele etmek isteyen iyi niyetli insanlar niye başarılı olmazlar?
Her şeyi kanunlarla halledeceklerine inanıyorlar da ondan.
Her şeyi zabıta gücüyle, yani polis gücüyle, asker gücüyle halledeceklerine inanı-yorlar da ondan.”
Dikkat ediniz, o dönemde bu ifadeleri suç kabul edip oylama sonunda bir üyenin itirazı-na karşı, yargılanmasına karar veren RTÜK üyelerinin ve onları seçenlerin kalitesi de bu idi.
25.03.2002 tarihinde başlayan duruşma beş duruşma sonunda, bilirkişinin raporuyla berat kararı alındı.
Ben, deniz kenarında O Allah celle celalühün kudreti karşısında, ağzı açık kalan ay ışı-ğında, aslında ayeti anlattım.
Denizin dalga sesi, meltem rüzgârı ve ay ışığı huzmesi altında sohbet ederken ben, bu dava safhasını aileme, gazeteme, televizyon programındaki arkadaşlarıma bildirmedim.
Beş defa girip çıktığım mahkemeye yalnız tek başıma gidip geldim.
Konuşma yaptığım Marmara Fm radyosu müdürü, Cengiz Demir bey biliyordu” deyin-ce yaşı ellinin üzerinde olduğu görünen, o günlerde önemli bir davaya bakan ve tanımadığım bir bey, “En iyisini yapmışsın. Avukat sayısı arttıkça dürüst hâkimin ceza verme hırsı da ar-tar” deyiverdi.
Biz, masa etrafında hoş bir halde iken bize doğru geldiği bakışlarından belli olan uzun boylu, kallavi sarıklı, uzun cübbeli ve uzun sakallı, görünüşü oturanları yerinden kaldıran biri göründü.
Yanımdakilerin çoğunluğu ayağa kalktılar.
Sıraya girip elini öpmek istediler, o ise elini vermeden yanıma geldi, “Ve yarısını ezber-ledim” dedi.
Fatiha süresini “Maliki yevmiddin”e kadar ezberlemiş.
“Yarın da gerisini dinlerim” dedim ve gitti.
Olayı arkadaşlara anlattım: “Adam, İzmir’de işçi emeklisi olmuş. Emekli olunca kendini boşlukta hissetmiş.
Birkaç ay dolaşmış.
Kahveye girse gün bitmiyor. Hep kahvehanede kalsa, emekli maaşı, çay parasına yetmi-yor.
Yapacağı bir iş de yok.
Yine emekli olan bir arkadaşı onu namaza alıştıracak ama ezberinde bir tek süre yok.
Arkadaşı onu önce beş vakit namazı camide kılmasını, sünnetleri Besmele ile kılmasını söylemiş.
Kıyafetini de o arkadaşı giydirmiş.
Durun, o arkadaşa tenkide yönelmeyin, “Din, sarık cübbeden mi ibaret” demeyin.
Bildiği o kadar.
Herkes bildiği kadarını yerine getirse ülke kurtulur.
İhanetin İslam’a göre günah olduğunu bilmeyen var mı?
Hangi sarhoş, içkinin günah olduğunu bilmez?
Hangi hortumcu, hazineden bir lira çalsa, tüyü bitmedik yetimin hakkını yediğini bil-mez?
…….
Ben de ona Fatiha süresini ve İhlâs/Kul hü süresini A, B, C harfleriyle yazıverdim, bir haftalığına gelen bu adamın, bir haftada ezberlemesini istedim.
Siz, o adamı görünce ayağa kalkan okumuşları da ayıplamayın, işinize bakın.
Beni de, “O kadar üniversite bitirmiş, hele o çok önemli bir davaya bakan hâkim yanın-da bu sohbet, o işçi emeklisi için kesilir mi?” diyerek ayıplamayın ve Abese süresini “Şifa Tefsiri”nden okuyun.
Ulvi Alacakaptan, yıllar önce, “Komünistlikten vazgeçip hayatımı İslam’a göre düzelt-meye başlayınca, Fatih ana caddesinde beni durdurup fetva soranlar var” demişti.
Ne yapalım malzeme bu.