Ne oldum delisinden de öte

Abone Ol

Her dönemin kendine has bir sloganı veya mottosu varsa, bu döneminki de pekala “Biraz da Müslümanlar yapsın/etsin/sahip olsun” olabilir. Burada bahsedilen “hak”, maalesef dünyevi iştahlar ve istekler bağlamında olup, muhafazakarların da “her şeyin en iyisine layık olduğu” ve “her türlü lüksü hak ettiği” odaklıdır.

Müslüman olmanın getirdiği birtakım prensipler olduğu, insanı birtakım yönlerden sınırladığı, maalesef güç, iktidar ve paraya erişim arttıkça rafa kalktı. Bundan 5-6 sene önce, MÜSİAD başkanlığı da yapmış bir işadamının sarf ettiği “Bir lokma bir hırka, Müslümanlara yutturulmuş bir zokadır” vecizesi(!), aslında durumu özetleyen bir ifadedir. 

İslam, insanlara ne tamamen dünyayı reddetmeyi, ne de bütünüyle dünyaya bağlanmayı yasaklarken; dünya ile ahiret arasında bir denge tesis etmiştir. Müslüman bir şahıs, dünyevi istekler ve güdülerle hareket ederken, bunlara karşı çok büyük bir arzu ve iştah duyması bu mekanizmayla engellenmiştir.

Yani, güç, iktidar, para, makam vs gibi dünyevi nimetler, insanın gözünü alıp gönlünü olmadık yerlere kaydırabilir. Burada devreye giren inanç, insanı aşırılıktan alıkoyacaktır. Makamı, mevkii, sahip oldukları ne olursa olsun, bir Müslüman’dan beklenen her koşulda haddini bilmesi, hiçbir konuda aşırı gitmemesi ve kul olmanın bilinciyle mütevaziliğini elden bırakmamasıdır.

Müslümanın takınması gereken tavırlardan belki en önde gelenlerinden olan mütevazilik, dünyevi nimetler uğruna paspas ediliyor artık. Bu devrin mottosu diye nitelediğimiz “biraz da muhafazakarlar sahip olsun” anlayışı, tam da bu dünyevi hazlara boyun eğmeye karşılık geliyor. Mütevazi olmak, eldekine kanaat etmek yerine hep daha fazlasını istemek, daha lüksünün, daha şatafatlısının, daha pahalısının, daha gösterişlisinin ve hatta en gösterişlisinin peşinde koçak gibi bir “acullük”, bir “zavallılık”, bir “ne oldum delisi” tavrı, bu devrin garabetini özetliyor.

Bir zamanlar, Bağdat Caddesi’nde ellerinde bir yığın alışveriş torbasıyla fink atan süslü hanımları, son model lüks arabalarıyla gezmeye çıkmış gösteriş tutkunlarını keskin ve kati bir dille eleştirip, “caka satmakla”, zenginliğini başkalarının gözüne sokup “hava atmakla” eleştiren muhafazakar insanlar, benzer eylemleri yapar hale gelmiş durumda. İşin garip yanı, bunu gören birçok kimsenin, makul bir eleştiri yerine hak vermesi, “biraz da bizimkiler binsin”, “biraz da bizimkiler sefa sürsün” yaklaşımına hapsolmaları. Küresel kapitalizmin gerçekleştirmek istediği zihniyet devrimi denilen şey, muhafazakarları fena bozmuş durumda!

Bu toplumsal bir bozulmayı işaret ediyor aslen. Müslüman diye tanımlanan kişiler, aşırı ve gereksiz tüketmeye, israfa, kavram olarak bile İslam’a aykırı olan “lükse”, gösterişe karşı bir tavır geliştirmiyorlar, herhangi bir tepki vermiyorlar artık.

Misal, siyasi iktidarın oluşturduğu yeni zengin sınıfın ikamet adresi olan ve bazılarına göre “İslami burjuvazi”nin (ki öyle bir şey var mı yok mu tartışılır) merkezi olan Başakşehir’i ele alalım. Ekserisi muhafazakar, mütedeyyin insanlardan oluşan bu yeniyetme ilçe, sanıyorum İstanbul içinde lüks araba yoğunluğu açısından en üstlerde yer alır. Ulaşım ve yerleşim açısından sapa bir yerde olmasına rağmen konut fiyatlarının milyon sınırını aştığı bir yer. Altlarında yüzbinlerce liralık arabalar, ciplerle dolaşan muhafazakar hanımlar, onlara yönelik hizmet veren birbirinden pahalı butikler… Güce, iktidara, paraya erişen insanoğlu için lüks, şatafat, gösteriş vs yine kaçınılmaz istikamet olmuş durumda.

Fatma K. Barbarosoğlu’nun yazısında bahsetmesiyle “baş örtme töreni” diye bir gelenek icat edildiğini de öğrendik. Fatma Hanıma bu durumu bir mektupla ileten hanım okuyucusu, bu durumu yadırgadığını anlatırken, insanların birbirilerine caka satma, gösteriş yapma niyetlerinden bahsetmiş. Okuyucu, bu durumu, “Bizim mahallede insanlar sadece almaktan bahsediyor. Son model projelerden ev alanlar hep daha iyi bir proje bulup daha güzel bir evin hayali ile yaşıyor. Evler trilyonlar değerinde. Arabalarını iyisinin de sonu yok. Lüksün sonu yok. Ve hiç bir ev insanları tatmin etmiyor” diye özetlemiş.

Bu toplumsal bir hadisedir ve üzerine acilen ve ciddiyetle düşünmeyi gerektiren bir “acil durum”dur. Güç, iktidar ve paraya sahip olunca peşinden gidecek hiçbir davası kalmamış ve bu eksikliği de dünyevi tatminler peşinde koşarak gidermeye çalışan insanlar üzerine kafa yormak farz olmuştur.

Bu gidişatı “ne oldum delisi” olmakla açıklamak yetersiz kalacaktır belki de.