Ne oldu bize?

Abone Ol

Genç kadın iyice yorulmuştu artık. Akşama kadar iş aramış ama bulamamıştı. Eve doğru giderken adımları gitmiyordu adeta. Bakıcısına bıraktığı yavrusunu alacak eve gidecekti. Elinde avucundakiler de bitmek üzereydi. Kapıyı açtığında ne kadar yorulduğunu da fark etmişti.

Oğlunu yatağa bırakarak mutfağa geçip bir şeyler hazırlamaya yeltendi. Ömrü hep sıkıntı ile geçmişti. Çocukluğu geldi aklına nedense. Annesi, babasının ölümü üzerine üç çocuğuna bakabilmek için çırpınmış, sürekli didinmişti. Akrabalar, konu komşu yardımlarıyla büyümüşlerdi. Örf ve adetlerin kuşattığı toplumda yardımseverlik o derece ileriydi ki babalarının yokluğunu nereyse hissetmiyorlardı. Belki her istediğine kavuşamıyordu ama pişen tencereleri yanan sobaları yetiyordu onlara. Dayanışma hâkimdi ilişkilerinde. Yalnızlık hissetmiyor, yaşadıkları çevrede herkes onları koruyor kolluyordu. Bazen paraları biter bakkala utanarak giderdi ama bakkal amcanın güler yüzü “olduğu zaman verirsiniz kızım” cümlesi kendisinin de yüzünü güldürürdü. Küçüktü daha sokakta seksek oynar, ip atlar, halka çevirirdi. Akşam olunca ya evlerine misafir gelir ya da kendileri bir komşuya misafir giderlerdi. Komşu çocuklarının bebekleriyle oynamayı çok severdi. Amcalar, teyzeler onu severler hatta bazıları annesine fark ettirmeden cebine para sıkıştırıverirlerdi istememesine rağmen.

Düşüncelerinden bir an sıyrıldı genç kadın. Süt taşmak üzereydi zira altını kapatıp yavrusunu yedirmeye başladı. Şimdi o eski günlerden sadece hatıralar kalmıştı. Komşuluğun bitmesi bir yana neredeyse aile kavramı bitmek üzereydi. Öyle sonra verirsin diyen bakkal amcalar bile kalmamıştı. Komşular arasında gidip gelmeler bitmiş binaya giren kimdir, nerde oturur bile bilinmez olmuştu.

Hele içten samimi yardımlar iyice azalmış, yardım kuruluşları ve devletin ayırdığı fondan o da çok yetersiz yardım alınabiliyordu. Kocasının ölümüyle çok şey kaybettiğinin yeni yeni farkına varıyordu. Geçinmek hele bebeğine bakabilmek için mücadele ediyordu ama mücadelesi yeterli olamıyordu. Hele iş görüşmelerinde sürekli başka türlü işler istenmesi canına tak ediyordu. Ülke çok kısa zamanda nasıl bir erozyona uğramıştı aklı almıyordu. Ama olan olmuştu önce çekirdek aile sonra bireyselleşme derken toplum akıl almaz bir hızla başkalaştırılmış ve farkına bile varamadan dağılmışlardı.

Sürücü olmak zor dostum çok zor!

Trafikte beklemek tam bir çile doğrusu. Hele bir de araç sürüyorsanız bu zorluk daha da artmakta. Bir yandan trafiğe dikkat edeceksin, bir yandan da sağdan soldan sinyal vermeden önüne girmeye çalışan araçlara bakacaksın. Yayalar ise ayrı bir âlem doğrusu. Olur olmaz zamanda yola dikkatsizce atlayanlar mı dersiniz, üst geçidin altından karşıya geçmeye çalışan mı dersiniz her biri ayrı bir dert.

Ülkemizdeki eğitim seviyesinin kalitesi belli. Sürücü kursları da bu kaliteden nasibini almakta. İşini ciddiye alanlar olduğu gibi sırf para kazanma derdinde olanların varlığı da aşikâr. Ehliyeti aldıktan sonra arabayı ehliyetin sürdüğüne inanan sürücüler dolu yollarda. Dikkatsizce araba sürmeleri hem kendilerini hem de çevresindeki diğer sürücüleri tehlikeye atmakta. Kurallara uygun davranmak neredeyse imkânsız oluyor bazen. Kuralsızlığın kural olduğu bir toplulukta kurallara uymanızın da bir anlamı kalmıyor anlayacağınız.

Devletin EDS, trafik polisleri, cezaları arttırmak vasıtasıyla caydırıcı önlemleri de pek kâr etmemekte. Özellikle alkollü araç sürenler tam manasıyla pimi çekilmiş bomba olmaktalar. Toplum olarak bilinçlenmek zorundayız. Bu ülke hepimizin canımız ise sandığımızdan daha kıymetli.

Minik bir tebessüm

Diploma

Üniversiteden mezun olan kız diplomasını sevinçle babasına gösterir:

- Baba nasıl diplomam Matematik, muhasebe, iktisat, işletme, yönetim, hukuk, siyaset, ekonomi, edebiyat, felsefe hepsi pekiyi. Sınıfın en iyi notları bende.

Baba gülümser ve cevap verir:

- Oh oh. Çok memnun oldum kızım. İnşaAllah yemek pişirmesini, dikiş dikmesini, çocuk bakmasını, çamaşır yıkamasını ve ütü yapmasını iyi bilen bir kocaya düşersin de mutlu olursun!..

 

İlgilisine notlar:

• Vejeteryanların para verip yediği salatayı, biz lahmacunun yanında bedavaya yiyoruz.

• Öğüt ile tecrübe arasındaki en önemli fark; ilkini hatırlamayız, ikincisini hiç unutmayız…

• Gerek yok her sözü, laf ile beyana... Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana... - Hz. Mevlana

• Midenizin boş kalması gözlerinize, beyninizin boş kalması sözlerinize yansır.