Siyasi iktidar, ekonomideki algıyı yönetmek ve yaklaşan yerel seçim öncesi kamuoyunu kendi istediği propagandaya mahkum etmek amacıyla “ekonomide rasyonel zemine dönülüyor” kozunu oynadı ve ekonomi yönetiminin başına Mehmet Şimşek’i getirdi. Maksat, iç kamuoyundan daha çok dış kamuoyuna ve küresel finans çevrelerine mesaj vermek olsa gerek. Anında “rasyonel zemin” mesajları da verilmeye başlandı. Bugüne kadarki uygulamaların “irrasyonelliği” gündeme geldi ama tabii ki üstüne alınan olmadı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta, “Bazı arkadaşlar, ‘Cumhurbaşkanı faiz politikalarında ciddi bir değişime mi gidiyor’ gibi bir yanılgının içine düşmesin. Ben burada aynıyım. Ama Hazine ve Maliye Bakanımızın şu andaki düşüncesi noktasında, biz tabii kendisine burada atacağı adımları süratle, rahatlıkla Merkez Bankası ile atmasını kabullendik, hayırlı olsun dedik ve bu şekilde de enflasyonu tek haneye düşürmekteki kararlılığımızı da bildirdik” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı “düşük faiz” anlayışının değişmediğini, ancak bunun aksini yapacağı kamuoyuna lanse edilen Mehmet Şimşek’in atacağı adımları da “kabullendiğini” söylüyor yani. Aynı anda, birbiriyle çelişen iki düşünce, anlaması zor bir durum var ortada. Düşük faiz anlayışı sürecekse, bunun anlamı faizlerin düşürülmesi, o olmasa bile “artırılmaması” iken, nasıl oluyor da “faizleri artıracağı” aşikar olan ve “küresel finans piyasalarının dostu” olarak gösterilen yeni ekonomi yönetimiyle anlayış birliğine varılıyor? Buradan o anlam nasıl çıkar?
Muhtemelen olacak olan şey, herkesin de tahmin ettiği gibi yeni ekonomi yönetimine bir süreliğine “serbestsiniz” mesajını verip (doğruluğu veya yanlışlığından bağımsız) Ortodoks politikalara ve kamuoyuna pompalanan algıyla “rasyonel zemine” dönmelerine izin vermek, yani faizin enflasyona yakınsamasına müsaade etmek. Bu politika değişimi kısa ve belki orta vadede geçerli olacak en fazla. Ondan sonra ise yerel seçimlere yakın dönemde faizleri bir miktar indirerek seçim atmosferinde kredi genişlemesine giderek piyasaları paraya boğmak gibi bir durum yüksek ihtimalle yaşanabilir.
Bu noktada “enflasyonun tek haneye indirilmesi” gibi tam da Merkez Bankası’nın asli vazifesi olan “fiyat istikrarını sağlamak” gibi uzun vadeli bir plana geçilmeyeceği rahatlıkla söylenebilir. En azından yerel seçimlere kadar siyasi iktidar, böylesi uzun soluklu ve istikrarlı bir politika setini uygulamaya, bunun ekonomik ve toplumsal maliyetleri gerekçesiyle yanaşmaz gibi. Pansumandan hallice bir kısa vadeli “aksiyon almak” yaşanması kuvvetle muhtemeldir.
Buradaki “kabullendik” ifadesi enteresandır. Ancak bu “kabullenmenin” kaç ay süreceği ve önceki yanlış uygulamaların sorumluluğunu “kabullenme” içermediği de anlaşılmaktadır. “Yanlış yaptık” diye düşünmeyen siyasi iktidarın, yerel seçim sonrası bildiğini okuma faslına geçişi de sürpriz olmaz haliyle.
Aslına bakılırsa Cumhurbaşkanı Erdoğan, “ben burada aynıyım” diyerek uzun soluklu bir politika çizgisine razı olmayacağını işaret ediyor. Zaten AKP’nin bugüne kadarki ekonomi politikası uygulamalarına bakılınca, devamlı surette “seçime odaklı” bir anlayışın ve “büyümeden taviz vermeyelim” şeklinde özetlenebilecek bir popülizmin geçerli olduğu görülüyor.
Burada can alıcı bir detay daha var. AKP’nin faiz konusundaki “hassasiyeti” oranla ilgili. Düşük faiz olsun, herkes kredi çeksin, piyasalarda para dönsün” yaklaşımı olarak özetlenebilecek bir hal bu. “Nas var” deniliyor ama gayri iktisadi kararlarla oluşturulan düşük faiz ortamında paradan para kazananların, rantiyenin, bankaların kar rekorları kırmalarına uygun atmosfer de oluşturuluyor ama!
Önceki bakan Nebati’nin Türk ekonomi yönetimine kazandırdığı “epistemolojik kopuş” misali bir kopuşun birkaç ay sonra yaşanmayacağını kim garanti edebilir şu atmosferde? Heterodoks-Ortodoks karışımı, “ne kuş ne deve” misali, “kerameti kendinden menkul” yeni bir iktisat politikasının(!) ilk adımı, “kabullendik” sözüyle birlikte atılmış oldu sanki.. Yeni bir “hisseli harikalar kumpanyası” bizleri beklemiyordur inşallah!