Ünlü bir tarihçimizin geçtiğimiz hafta bir konferansını
dinledim. Aldığım notları siz kıymetli okuyucularımla paylaşıyorum. Üstad diyor
ki:
Patrik Gragoryus ihanetinden dolayı Fener
Patrikhanesi nde idam edildiği zaman Türkiye de Rus elçisi olarak General
İknetiyet vardı. Bu adam hatıratında diyor ki:
Osmanlı döneminde Mora Adası nda bir gece baskınında on
bin Müslüman katledildi. Bu katliamı Fener Rum Patriği Gragoryus planladı.
Durum anlaşılınca patrik, patrikhanede idam edildi.
Patrik Gragoryus idam edildiğinde patrikhaneye gittim.
Gragoryus için başsağlığı diledim. Yeni seçilen Vermanos u da tebrik ettim.
Patrik Vermanos bu ziyaretimde bana bir mektup verdi.
Verirken de dedi ki:
* Bu mektubu Gragoryus sizim çarınıza vermek üzere bana
verdi. Size bunu ulaştıramadan onu astılar. Siz bu mektubu çarınıza
ulaştırınız.
Mektubu aldım. Açıp okuduğumda hayretler içinde kaldım.
Hayret verici tavsiyeler vardı.
Mektubunda Gragoryus diyor ki:
* Çar hazretleri! Siz Müslüman Türk Devleti nin
yıkılmasını harp ile olacağını zannediyorsunuz. Bu yanlıştır. Siz bunların
zayıf noktasını bir defa bulup mağlup edebilirsiniz. Düşünürler:
* Askerimiz mi az, asker ilave ederler.
* Silahımız mı azdı, çoğaltırlar.
* Kumandanlarımız mı zayıftı, değiştirirler. Yine
karşınıza çıkarlar.
Siz uzun vadeli çalışmalısınız. Bunların kudretleri
ahlâkları ve imanlarındandır. Bunlar ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum inancını
taşırlar.
Ölüm bunlara vız gelir. Birbirlerine gayet tutkundurlar.
Din kardeşliğini öz kardeşlikten üstün tutarlar. Başlarına gayet
itaatkârdırlar.
Kendilerine emredilen görevin sonunda ölüm olduğunu
bilseler dahi göz kırpmadan giderler.
* Fuhuş bilmezler,
* İçki, kumar, riya bilmezler.
* Bu ahlâk ve imanları sayesinde zafer kazanırlar.
Siz bunları yok etmek istiyorsanız bunların arasına
yalandan iman etmiş ajanlarınızı sokunuz. Bunların bir zaafı vardır. Sonradan
aralarına girene büyük alâka gösterirler. Bu, iyi niyetle mi geldi kötü niyetle
mi geldi diye düşünmezler. Bunların bu zaaflarından istifade ederek aralarına
adamlarınızı sokunuz.
Adamlarınız vasıtasıyla bunları yavaş yavaş rüşvete,
fuhşa ve başlarına itaatsizliğe alıştırınız.
Bunu bir defa becerebilirseniz uzun zamanda meyve verir.
Ama artık onlar çürük ağaca dönerler.
General İkteniyet diyor ki:
Bu ifadeler çok yerinde bir tespittir. Ben Osmanlı
topraklarında bulunduğumda bunun doğruluğunu müşahede ettim.
Şu oyunlara bakın siz. Gâvurdan dost olur mu hiç. Allah
(C.C.) olmaz diyor. İşte olmuyor.
Hâsılı, aramıza giren bu hainler bizi yalana, rüşvete ve
fuhşa sürüklediler. Birbirimize düşürdüler. İmanımızı zayıflatmak suretiyle
zaafa uğrattılar.
1920 de İstanbul un işgalinde İngilizler Harbiye de bir
mektebine İngiliz bayrağı çektiler. O zamanın yazarlarından Ahmet Hikmet Bey
okula Türk bayrağının indirilip İngiliz bayrağı çekilirken oradan geçiyor olaya
bizzat şahit oluyor. O esnada kenarda bir kadın ağlıyormuş. Ağlarken de
diyormuş ki:
* Eyvah din bitti. Osmanlı bitti. Müslümanlık bitti.
Böyle ağlayıp dövünürken Ahmet Hikmet Bey bu kadının
yanına gelmiş. Kadına demiş ki:
* Hemşire sana hiç yakışmıyor. Sen bir Türk anasısın. Bu
millet bitmez. Bu din bitmez. Yarın bir Mehmetçik gelir o İngiliz bayrağını
indirir, yerine Türk bayrağını asarlar. Sen üzülme, demiş.
Kadın hışımla dönmüş:
* Ben bunun için mi ağlıyorum sanıyorsun.
* Ya niçin ağlıyorsun dedim.
* Biraz evvel İngilizler Türk bayrağını indirip İngiliz
bayrağını çekerken itilip kakılarak götürülürken Türk askerleri o benim
söylediklerimi söylüyorlardı. Onların bu zaafına ağlıyorum.
Ahmet Hikmet Bey:
* Bu kadının kıyafetinden anlaşılıyordu ki, Anadolu dan
gelmiş olduğu anlaşılıyordu.
Köylü bir kadının söylediği şu söze bakınız.
Millet imanına sahip olduğu zaman işte böyle idi. Bu
derece imanlı ve ahlâklı bir millet iken bakınız ne hâle getirdiler bizi.