Ne ekim?’’ sormadılar biçtikleri bunlardır

Abone Ol

SU AKAR ‘’DESTİ’’ DOLAR

“Ah alçaklar, ah mürteciler, namussuzlar, hamiyetsizler!..”

1882 doğumlu bir Osmanlı karikatüristi olan Cemil Cem’in en ünlü karikatürünün (yazılı) ilk cümlesindedir bu suçlamalar.

Kendisinde bu sıfatların bulunmadığını (Ancak böyle) ifade ve ilan eden Kahraman’ın, mukayese isteyen cehalet ve cesaretini karikatürleştirirken Cemil Cem, yıkılış günlerindeki Osmanlı aydınlarının fotoğrafını vermiştir bize.

Meclis’te olmamasına rağmen, Cumhur İttifakı içinde sayılan BBP Genel başkanı Sayın Destici’nin sosyal medya ekranlarında bir hükümet icraatını savunurken kurduğu cümleleri okuduğumuzda, bahis konusu karikatürü hatırladık.

Kredi kartı harcamalarından alınacak Savunma Sanayi Destek Vergisi (Ayrıntılar haber sitelerindedir) dolayısıyla konuşmuş Sayın Destici.

“Vermeyen DEM’lidir, Yunandır, Ermenidir” demiş.

Hükümetin sözcüsü değil, ortağı değil, dış kapının mandalı konumunda iken, konuşmak neden Sayın Destici’ye vazife? Sorusu eğer düşerse akıllara, saydıklarına bakmak gerek.

“DEM’lidir” derken içtiği çaydan bahsetmiyor Sayın Destici.

(“Uzattığım el” tanımında, belirgin bir şekilde Sayın Erdoğan’ın eli, kanaatini oluşturarak) El Uzatan, daha doğru ifade ile söylersek, DEM’lilerle tokalaşan Sayın Bahçeli’ye muhalefet yapmak ve elinin gücünü kırmaktır Sayın Destici’nin maksadı?

Sayın Erdoğan’ın da önemli bir adım olarak gördüğü, olumlu ve anlamlı bulduğu Sayın Bahçeli davranışı gündemde iken, Sayın Destici’nin “DEM’lidir” çıkışı vergi tahsildarlarına destek sayılmamalı. Üstelik ilave tanımların Yunan ve Ermeni olması ise, Türkiye ile ne alâka dedirtecek reddiyeler manzumesine yol verir.

Ya ikinci cümlesi Sayın Destici’nin?

“Vermezsen sonun Suriye gibi olur, Irak gibi olur, Filistin gibi olur.”

Adları özellikle verilen o üç devlet, o “son”lara giderken (size göre) sen, partin ve vergisini savunduğun ittifak nerede duruyordu? Gibi bir soruya Sayın Destici’den cevap istemek abesle iştigal olur. Zira olanlar alenidir, meydandadır, tarihin sayfalarındadır.

“Filistin gibi olur” cümlesindeki acı ve zehire dikkat edilsin isteriz.

Bu nasıl bir kabuldür? İçinde hak ediyorlar iftirası saklı.

Baştaki karikatürün kahramanının tavrına ve anlatımına paralel politikacılar üretiminin ne ilkidir, ne de sonudur yazmak mecburiyetinde olduğumuz Cumhur İttifakçı.

KİMİNİN GEMİ DEPOSU KİMİNİN YEMEK PARASI

Bu haftanın ayrıntılarına bir tuş vuruşuyla ulaşılacak resimli haberlerinden biri de Rize vilayetimizden.

Upuzun bir kırmızı kurdelenin arkasına dizilmiş eli makaslı AKP’liler, iktidarlarının boykot listesine kattım dediği (Yabancı) bir markanın yiyecek dükkanının açılışını yapıyorlar. Adlarını yazmayacağımız o ünlü ve makamlı AKP’lilerin iştigal alanları da şaşırtıcı değil. İsteyen listelerine arama sitelerinden ulaşabilir.

*

“Sadece kurdele kestim, yemek yeseydim İsrail’e destek vermiş olurdum.”

Hükümetin boykot listesindeki markalı bir yemekçi dükkanının açılışında makasıyla poz veren AKP’li bir belediye başkanı bu savunmayı yapmış (İyidere – Saffet Mete)

O dükkandan yemek yiyenler toplanıp gelseler o belediye başkanının makamına ve deseler ki: Bize, İsrail’e destek verdirmek için mi açtınız o dükkanı? Bunların gemileri olmadığından, böyle katkı sağlasınlar diye mi düşündünüz?

*

Hafızalarda her dem tazeliğini korumasına rağmen paylaşım klasiği olmuş FETÖ Bankası açılışında Sayın Gül ve Sayın Erdoğan’lı resim karesini çağrıştıran bu Rize merkezli ve protestocu bir akademisyene dayaklı ve AKP’li sıfatlı insanların o icraatını, AKP’nin bir yetkilisi (Grup Başkanvekili – Leyla Ş. Usta) bakın nasıl yorumluyor: Partilerinin tabelasının kutsallığını vurgulayarak diyor ki: “Bunun (Yani AKP makamlıların boykot listesindeki burger dükkanı açmasının) partiyi bağlayıcı bir anlamı yoktur.”

Doğruları götüren yanlışlığın, hata yapma lüksüne düşkünlüğün, ihmalciliğin partilerinde yaşandığını önceki cümlelerinde itiraf eden AKP’li bayan milletvekili böyle demiş.

*

AKP Sözcüsü Ömer Çelik ise, yetkili arkadaşının bağlama uzmanlığından habersiz havasında, özürleri kabahatlerinden büyük o kurdeleci partilileri için noktayı şöyle koymuş: “Rize’de, boykot kapsamında olan bir işletmenin açılışına katılan belediye başkanlarımız ve teşkilat yöneticilerimiz hakkında disipline sevk kararı alınmıştır.”

(Meclis’te son nefesine kadar mücadele eden ve ‘’Katil İsrail, işbirlikçi AKP’’ dövizini tutanaklara yazdırarak tescillendiren Hasan BİTMEZ’e rahmet dualarımız bitmeyecek.)

KİM ARAMIŞ, KİM BULMUŞ KİMİ BÖYLE KURT OLMUŞ

İlk ve orta öğretim sıralarında ve Türkçe derslerinden birinde açıklaması yapılan ve hatta öğretmenlerin “Konu ile ilgili kompozisyon” yazılmasını istediği Kanuni Sultan Süleyman beyti herkesin ezberindedir.

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

İlk mısrada bir halk yani millet var. O halkın (milletin) itibar ettiği, muteber saydığı bir devlet var.

AKP iktidarının yirmi küsur yılında, tarih bilgisi Karun’a kadar uzanan Sayın Kurtulmuş, bir “Düşünür” olarak bu konunun “Yeni Anayasa’da yeniden ele alınmasını’’ isterken, “Orda kastedilen/ orda denilen, Kanuni zamanında kalmıştır” anlamında bir cümle kullanmış.

“Devletin ülkesi olmaz. Devletin milleti olmaz.”

Dikkat çeken bir cümlesi daha var ünlü Türk büyüklerinden Sayın Kurtulmuş’un.

“Milletin devleti ve ülkelisiyle bölünmez bütünlüğü...”

Yüzyıl kazandırmakla yetinmeyen, yeni kelimeler de kazandırıyor Türkçemize.

“Ülkelisi”.

Millet, Devlet kelimelerinden sonra kullanılmasında niyet nedir, maksat nedir?

Hemşehrisi demek gibi mi? Yoksa muhacir, göçmen, mülteci sıfatlarıyla anılan “Yeni ülkeli” olanlarımızı mı kastediyor Sayın Kurtulmuş?

Partizanlarının besteleyeceği yeni şarkılara “Güfte” veriyor sayalım.

“Sen kimin ülkelisisin?”

ÖZGÜRLÜKÇÜ OLMAYA GELDİK!

AA’nın sitesinde 01 Ekim tarihli haber:

“Yeni Anayasanın kutuplaştırıcı değil uzlaştırıcı, yasakçı değil özgürlükçü olması, farklılıklarda değil ortak noktalarda buluşturması sarsılmaz ilkemizdir.”

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Meclis nutkundan.

Yeni Anayasa özgürlükçü olacak.

Özgür olmak, özgürlükçü olmak.

Eski zaman solcularımızın “Halka inmek” diye tabir ettiği bir toplantıda, Sayın Bilal Erdoğan, karşısına oturtulan genç insanlarımıza, mahallesindeki gazete elemanlarının “Küresel, toplumsal, siyasal” konularda çok önemli şeyler söyledi diye övgüler düzerlerken;

“Türkiye, hiç olmadığı kadar özgür arkadaşlar” demişti.

O gün bir ekonomist olarak konuşan ve fakat tarih bilgisini de bu cümle ile aleme kabul ettiren Sayın Bilal Erdoğan’ın bilimsel iddiasının mürekkebi henüz kurumamışken, özgürlükçü olacak yeni Anayasa beklentisine sokulması insanlarımızın, “Ekstra, ekstra” bir fikir üretimi olsa gerek.

Vakıfların en ucuz zeytinlerinin tahta ambalajlarında böyle yazardı.