Ne değişti?

Abone Ol

Demokrasi tarihimizde ilk defa, kırmızıçizgilerini koalisyon olma idealiyle birleştiremeyen ve el sıkışma kültürünü beceremeyenlerin yüzünden yeni bir seçim atmosferine girmiş bulunuyoruz. Kaynak yok, kaynak yok diye ortalığı velveleye veren ve muhalefetin vaatlerine burun kıvıranların, seçim beyannamelerinde bir anda tribüne oynamaya başladıklarını, bir önceki dönemdeki söylemlerini seçmen tavlamaya yönelik bir şekle sokuverdiklerine şahit olduk. Ne değişti Dik durmak diye bir kavram vardır… Bu kavramı, sadece demokratik teamülleri yontmaya çalışanlara karşı mücadele olarak algılamayalım. Dik durmak, “Dün altına imza atıklarını, bugün de göğsünü gere gere savunabilmektir.” Bu bir popülizm işi değildir… Günü kurtarabilmek, oy toplamak için seçmen avlamak ve tavlamak hadisesi de değildir. 7 Haziran seçimleri daha dün yapıldı, o gün seçmene vaat ettiklerinizden bugün başka bir boyuta evriliyorsanız, şunda iyileştirme, bunda iyileştirme yapma gereği hissediyorsanız, o zaman devletin kaynaklarını adil şekilde bölüştürme, milletin hakkını teslim etme noktasında bizleri kandırıyorsunuz demektir. Devletin hazinesinin imkânları, 5 ayda nasıl değişti Yok dediğiniz, olmaz dediğiniz şeyler nasıl oluverdi

Ekonomi iflasın eşiğinde geziniyor… Dış politika zaten iflas etmiş… Amerika’nın suflesinde atılan dış politika adımlarında, “Esed’siz Suriye” noktasından, “Esad’lı geçiş” boyutuna geldik. Ne değişti   Dış politika kurgusu, üç aydan üç aya değişen ve “Böyle olmadıysa, şöyle yapalım” diyerek planlanan bir şey mi İşine geldiğinde hümanizma masalları anlatan, insan hakları güzellemeleri yapan ama kapılarına dayanan mültecileri, “Alalım mı, almayalım mı” diye tel örgülerle karşılayıp coplayan Avrupalılar için, onların da sınırlarına dayanan Suriye yangınıyla ilgili ne tür stratejik adım planlıyorsunuz Suriye satrancında her taş, bir başka emperyal gücün elinde bizi de zora sokan hamlelere sahne oluyor. Rusya, ayrı telden, İran ve Çin başka telden çalıyor. Bu arada Rus hava uçakları da Esed’e karşı mücadele eden muhalifleri ve masum insanları bombalıyor. Tabir yerindeyse güney bölgemizdeki hava sahamızı da bir değil, iki değil elek yapmış durumda. Bu arsızlığa Rus hükümeti özür dileyeceğine verdiği diplomatik beyanatlarında adeta bizimle dalga geçiyor. Peki, “Kimyasal silah var” kurgu yalanıyla işgal edilen Irak benzeri bir operasyon Suriye’ye de yapılıp, Esed, 3 günde tasfiye edilemez mi Yapılmaz, çünkü Suriye, Irak gibi petrol zengini bir ülke değil. Üzerine oturulacak ve küresel emperyalizmin temsilcisi petrol şirketlerine bol keseden dağıtılacak petrol kuyuları yok. Ortadoğu’nun karışık olması, güç sahibi ülkelerin işine geliyor, silah tüccarlarının işine geliyor. Bir yandan İslam coğrafyasının birliği ve dirliği yönünde atılacak adımlar engelleniyor, bir yandan da Büyük Ortadoğu Projesi’nin Siyonizm’in ideallerine yönelik Arz-ı Mev’ud hesaplarına hizmet ediliyor. 40 yıldır bağrımıza sokulan PKK terörünün hançerini elinde tutan aşikâr aktörlerden Amerika ise başka bir skandalla bizi zora sokuyor, “YPG’yi terör örgütü olarak tanımıyoruz” diyerek, 7 Haziran’dan beri durmayan gözyaşımızı, yüreklerimize oturan acıyı daha çok büyütecek beyanatlar veriyor. Ortadoğu’nun selameti için adım atması gereken iktidar ise Amerika’nın ağzına bakarak şekillendirdiği dış politikasının iflasını bizimle birlikte izlemekle meşgul.

Allah sonumuzu hayreylesin… 1 Kasım seçimlerinde Milli Görüş’ün damgasını Meclis’e vurup, gözümüzün önünde oynanan bu tiyatroya bir son vermemiz gerekiyor. İktidarcılık oynayan ve bizleri hiçbir şeyden anlamaz, hiçbir şeyi analiz edemez bir zavallı gibi görenleri tasfiye etmeden ne bu ülkenin hazin gerçekleri düzelir, ne de İslam coğrafyasına pompalanan kan, gözyaşı ve zulüm tablosu.