Ne değildir?

Abone Ol

Ramazan’ın ne olduğunu biliyor, etraflıca sorduğumuz sorularla da zaten her Ramazan öncesi ayrıntılarıyla öğreniyoruz. Fakat pek çoğumuzun sınıfta kaldığı bir Ramazan hakikati var ki bunu ya bilmiyor veya umursamıyoruz. Bu hakikat, Ramazan’ın ne olduğu kadar ne olmadığı durumudur. “Ramazan ne değildir?” dediğimiz zaman karşımıza belki de hepimizce yapılan belli başlı hatalar çıkar...

 

Gerginlik ayı değildir!

İlk başta kabul etmemiz gereken bir şey var ki günün büyük bölümünü aç geçiriyor olmamız bize asabi olma hakkı vermez. Oruçlu olmamız, yiyip içemiyor olmamız, evde veya kamu alanlarında terör estirme hakkı tanımaz bize. Çünkü Ramazan gerginlik ve asabiyet değil, huzur ve sükûnet ayıdır. Orucu ne için tuttuğumuzu, kim için aç ve susuz kaldığımızı bilerek ve tüm iliklerimize kadar hissedip, O’nun yarattıklarına da şefkatli davranma hatta her zaman olduğumuzdan daha sevimli ve hoşgörülü olma ayıdır.

 

İsraf ayı değildir!

Ramazan, tüm aşırılıklarımızdan sıyrıldığımız, belki de ömrümüz boyunca yakalayamadığımız sadelik ile kendimizi Rabbimize sunduğumuz bir aydır. Dolayısı ile Ramazan’da israf içinde olmak, kendi kendimize hazırladığımız sofralarımızda veya verdiğimiz iftar davetlerimizde bir orduyu doyururcasına hazırlanmak, kendimizi mecbur hissederek belki binlerce liraya mal olan ve son yıllarda gitgide artan toplu iftar organizeleri yapmak Ramazan’ın tabiatına uygun değildir.

 

İftar ayı değildir!

Ramazan iftar değil, sahur ayıdır. Efendimiz aleyhissalâtu vesselam ümmetini sahura yöneltip, sahur yemeğinin bereketini ve önemini defaatle dile getirirken iftara aynı teveccühü göstermediğini hatta ashabının çoğu zaman sadece hurma veya zemzemle iftar ettiklerini görürüz. Peki, bizim, 16 saat açlığın üzerine yiyemeyeceğimizi bildiğimiz halde iftar sofralarımızı donatmamız ve yenmeyen her yemeğin, el uzatılmayan her ekmeğin sonunun çöp olması açıklanabilir bir durum mudur?

 

Eğlence ve şenlik ayı değildir!

Ramazan kalbin tamamen sahibine ayrılmasından dolayı coşması, Rabbiyle ve O’na ibadetle huzur bulunması gereken bir aydır. Dolayısıyla Mevla’mızla aramıza giren veya O’nun önüne geçen her türlü zevkten, eğlence, müzik ya da gösterilerden uzak durmak gerekir. Çünkü Ramazan, belediyelerin iftar sonrası etkinliklerine katılıp velev ki İslamî camianın müzisyenleri olsun, konserlerle kendimizden geçeceğimiz, camilerde teravih kılınırken, bizim malayani ve dünyalıkla Ramazan’ın huşusuna gölge düşüreceğimiz bir ay değildir.

 

Sanal ibadet ayı değildir!

Ramazan, dünyalık koşuşturmalarımızdan bir türlü fırsat bulamadığımız ibadetlerimizi yapma, zikir, dua ve Kur’an üçlüsünü dorukta yaşama ve adeta sıkıştırılmış dosya gibi Rabbimize sunma ayıdır. Elimize Kur’an almadan, internet âleminin en ünlü, en titrek sesli kârilerinden okumalar dinlemek, dilimize ve kalbimize dolamadan, kendimiz iş yaparken o da bir kenarda çalsın mantığıyla bilgisayar veya telefonumuzdan zikir sesleri yükseltmek işin kolayına kaçmaktır. Elbette evimizde hep Kur’an ve zikir sesleri yükselmelidir ama bu büyük çoğunlukla kendi sesimizden olmalı, bizi Ramazan’ı sanalda yaşama hatasına düşürmemelidir.

 

Bezginlik ayı değildir!

Ramazan başıyla sonuyla otuz gündür. Zaten nasıl olduğunu anlamadan geçiveren, başlamasıyla bitmesi bir olan, en fazla zorlananlarca bile, “Nasıl geçti anlamadım” diye şaşılan bir süreçtir. O halde coşkuyla karşılayıp coşkuyla uğurlamayı, başında da sonunda da aynı heyecan içinde olmayı gerektirir. Başlarken duyduğumuz güzel duyguların yerini, bir iki hafta sonra bezginliğe bırakması, sahur ve iftar zorunluluğunun bizi sanki aylardır aynı yoğunluğu yaşıyormuş gibi yorması, özellikle de son on gününde yorgun düşüp heba edilmesi Ramazan ayının hakkını verememeye sebep olabilir.

 

Alışveriş ayı değildir!

Bayrama yaklaştıkça hepimizi bayram alışverişi telaşı kaplar ve belki de en mühim son günlerini kendimize, çoluk çocuklarımıza kıyafet alışverişi ile veya bayram için şeker lokum arayışı ile geçiririz. Oysa bayram, Ramazan’ı hakkıyla geçirenin, tatlı sonu hak edenindir. Gerçek bir bayrama kavuşabilmek için Ramazan’dan ödün vermememiz, yapmamız gereken işlerimizi ivedilikle halledip asıl olandan kopmamamız gerekir.

 

Temizlik, hazırlık ayı değildir!

Özellikle biz kadınların vazgeçemediği, çoğu zaman da bir hastalıktır temizlik. Ramazan’da da olsa, açlık susuzluk had safhada da olsa, perdeler temizlenir, camlar silinir, balkonlar yıkanır. Temizlik elbette imandandır ama imanın önüne geçirecek derecede uğraş içinde olmak, üstelik Ramazan’ın sayılı günlerine saatler süren temizlik işleri ve onun verdiği sinir, stres veya yorgunlukla yazık etmek, belki de gecesi Kadir olan gündüzü yorgunluk vesilesi eylemek aslında kendimize yapılacak en büyük kötülüktür.

Şans oyunu değildir!

Tam olarak tarihini asla bilemeyeceğimiz ama bazı işaretleri takip edebileceğimiz bin yıldan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni, takvimde belirlenen bir güne sığdırmaya çalışmak, “Son on gününde arayın” denmesine rağmen diğer günleri bir kenara atmamız belki de hayatımızın fırsatını kaçırmaktır. Bu yüzden yapmamız gereken bütün bir Ramazan’ı ama özellikle de son on gününün her gününü sanki Kadir Gecesi’ymiş gibi geçirmemiz gerekir...

Evet, Ramazan nedir ve ne değildir sorularının cevabını zihnimize kaydedip gereğini yerine getirdiğimiz zaman mağfiret olunmayı umut edebiliriz inşallah...