Rabbimiz,
bizi ve bizden
önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla
ve kalplerimizde iman etmiş olanlara karşı bir kin
bırakma.
59 Haşir 10
Başbakan Erdoğan, 25 Ocak 2013 tarihinde Kanal 24 teki
bir programda, AB ile ilgili şikâyetlerini dile getirerek Putin e, Alın bizi
Şangay Beşlisine, AB yi unutalım şeklinde bir teklifte bulunduğunu beyan
etmiştir. Başbakanın bu beyanı üzerine, AB ve ŞİO (Şangay İşbirliği Örgütü) ile
ilgili yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Bu konuyu, geçen hafta ele almıştık. Bu
noktada sorulması ve cevaplandırılması gereken bir nokta, Türkiye nin önceliği
bunlardan birisi mi olmalı yoksa İslam ümmetinin birlik ve beraberliğini
sağlayacak işbirliğine mi gidilmeli Bölgesel güç, dünya gücü olmak isteyen bir
Türkiye, ümmetin gücünü yanına almalı, şerre karşı hep birlikte yürümelidir.
Bunun için Rahmetli Erbakan ın kuruluşuna öncülük yaptığı D-8 canlandırılmalı
ve güçlendirilmelidir.
Burada, D-8 ler hareketinin daha iyi anlaşılabilmesi
için, öncelikle bir arka plan değerlendirilmesi yapılacaktır.
Tarihi Arka Plan
İslam kültür ve medeniyeti ile batı kültür ve medeniyeti
arasında ki hesaplaşma, 18. yüzyıldan itibaren İslam dünyasının aleyhine
işlemeye başlamıştır. Askeri alanda alınan mağlubiyetlerin üstesinden
gelebilmek için askeri alanda yığınla yenilik hareketine başlanmış ve zamanla
bu, diğer alanlara kaydırılmıştır. İslam dünyasının devlet olarak en güçlü
temsilcisi olan Osmanlı, batının teşvik ve baskısı ile Tanzimat Fermanı (1839),
Islahat Fermanı (1856) ve Kanuni Esası (1876) ile ıslahat hareketine
girişmiştir.
Hesaplaşma içerisinde bulunduğunuz bir medeniyet
mensuplarının size islahat yaptırtması nihayetinde kimin işine yaramıştır Bunu
kestirmek çok zor olmasa gerekir. Benzer ıslahat hareketleri, Mısır da Mehmet
Ali Paşa, Tunus ta I. Ahmet Paşa ve İran da Kaçar hanedanı tarafından
yapılmıştır. Nitekim bu hareketlerin sonucunda, batının bu ülkeler üzerindeki
etkisi daha da fazla artmıştır. Ancak asıl tahribat, batıda eğitime gönderilen
öğrencilerin Fransız ihtilalından etkilenerek ulusçuluk, ulus devlet fikriyle
ülkelerine dönmesi ve ümmet fikrine karşı çıkması ile meydana gelmiştir.
Yapılan Islahat hareketleri ile gayrı Müslim unsurlara
tanınan ayrıcalıklar, Kilise ve yabancı istihbaratların devreye girmesi ile
gayrı Müslim unsurların daha kolay tahrik edilmeleri sağlanmıştır. Devlet
sisteminin zedelenmesi ile başlayan zülüm ve haksızlıklar, toplumun farklı
kesimlerini tahrike müsait hale getirmiştir. Farklı etnik unsurlar, Ulus
yapılma rüşveti ile isyan teşvik edilmiş; sonra da bunlar gerekçe gösterilerek
dönemin etkin güçleri tarafından Müslüman coğrafya işgal edilmeye başlanmıştır:
Fransa, Cezayir i (1830), Senegal, Gine, Batı Afrika
kıyılarını, Batı ve Orta Sudanı (1845), Tunus, Mali, Çad, Nijer ve Orta
Afrika yı (1881), Cibuti yi (1884) işgal ederek sömürgeleştirmiştir. Ayrıca
Fransa, Asya kıtasında Annam (1801), Tonkin (1882), Kimer ve Kamboçya (1884-5)
işgal etmiştir.
İngiltere, Mısır ı (1882), Sudanı (1896), Uganda yı
(1892), Kenya yı (1895) Fransızlardan alarak sömürgeleştirmiştir. Batı
Afrika da Gambiya, Sierra, Leone, Altın Kıyısı ve Nijerya yı sömürgeleştirerek
Güney Afrika yı tamamen kontrolüne almıştır. Ayrıca İngiltere, Hürmüz (1662),
Madras (1640), Bombay (1661), Kalkuta (1690), Bengal (1757), Cakarta (1761),
Aden (1839), Nepal (1816), Sind (1843), Sih Krallığını (1849) ele geçirip
doğudan batıya kadar Asya nın tüm güneyini işgal etmiştir.
Aynı dönemlerde İtalya, Somalı, Eritre ve Libyayı;
Almanya, Kamerun, Togo ve Tanganıkayı almıştır. 17. yüzyılın başından itibaren
Hollandalılar, Güneydoğu Asya yı (Cava, Sumatra) işgal etmişlerdir. Rusya ise
17. yüzyılın başında Asya nın kuzeyine tamamen hakim olup güneye doğru inme
çabasına girişmiştir. Azerbaycan ve Gürcistan(1828), Semerkant ve Buhara(1868),
Hivre ve Fergana (1875) işgal edilmiştir. (1).
Osmanlı Devleti, I. Cihan savaşından 1918 Mondros
mütarekesini yaparak yenik çıkması ile Suriye ve Lübnan Fransız; Irak, Filistin
ve Ürdün İngilizlerin hâkimiyetine girmiştir. Osmanlı devletine karşı
İngilizlerle işbirliği yapan Şerif Hüseyin e İşbirliğinin karşılığı olarak
İngiliz Manda yönetiminin krallığı verilmiştir. Şerif Hüseyin Hicaz Kıralı,
oğlu Faysal Irak Kıralı, diğer oğlu Abdullah Ürdün kıralı yapılarak Arap
yarımadası suni olarak bölünmüştür (1921).
Toprakları işgale
uğramış Osmanlı devletinin küllerinden Türkiye 1923, Mısır 1922, Suriye 1930,
Irak 1932 de bağımsızlıklarını kazanan yeni devletler olmuşlardır.
II. dünya savaşı yeni bir süreci başlatmış, emperyalist
güçler arasında başlayan hesaplaşma, ABD ve Sovyetler birliği şeklinde iki
bloğun oluşması ile sonuçlanınca; işgal altında ki Müslüman coğrafyada
bağımsızlık hareketleri hızlanmıştır. 1970 lı yıllara gelindiğinde 45 civarında
Müslüman ülke, bağımsızlığını kazanmıştır. Endonezya (1949), Malezya (1963),
Bruney Darüsselam (1984), Pakistan (1947), Bengaldeş (1971), Kuveyt (1961),
Birleşik Arap Emirlikleri (1971), Uman (1972), Bahreyn (1972), Katar (1972),
Libya (1951), Tunus (1956), Fas (1956), Cezayir (1962), Somalı (1950), Kamerun
(1960), Mali (1960), Benin (1960), Burkina Faso (1960), Gambia (1965), Sierra
Leone (1961), Gine (1958), Gine-Bissau (1974), Senegal (1960), Moritanya (1960)
ve Gabon (1960) bağımsızlıklarını elde eden devletler olmuşlardır.
Sovyet işgalindeki Müslüman ülkeler ise (Azerbaycan,
Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan) ancak
Sovyetlerin dağılması sonucunda bağımsızlıklarını alabilmişlerdir (2). Bugün
bağımsızlıklarını almış ve halkı Müslüman olan 50 den fazla ülke vardır.
Bağımsız olarak gözüken bu ülkelerin pek çoğunda batı işbirlikçisi yönetimler
işbaşında bulunmakta, İslami ve Müslümanları tehdit ve tehlike olarak
görmektedirler.
İslam coğrafyasında, II. cihan savaşına kadar olan
dönemde ulusçuluk fikri etkin iken; II. Cihan savaşı sonrasında Sovyetlerin ve
Çin in ortaya çıkışı ile birlikte Marksist hareketler etkin olmuştur. Mısır,
Suriye, Irak, Cezayir ve Libya bağımsızlık mücadeleleri sonucunda kurulan
sistemler, Arap milliyetçiliği ile Sosyalizmin ilginç bir karışımıdır.
Arap Baharı olarak isimlendirilen sürecin nasıl bir
rotaya oturacağı henüz belli değildir. Birinci bağımsızlık savaşında yapılan
hataların yapılmaması, İslami mücadele veren yapıların bir ve bütün olarak şer
güçlerin karşısına dikilmesi, Uhud savaşında 40 okçunun düştüğü hata gibi bir
hataya düşülmemesi ve sürece ümmetin topyekun olarak dahil edilmesi şartıyla,
süreçten, Allah ın yardımı ile Zaferle çıkılacaktır. Bundan hiç kimsenin
şüphesi olmasın. Bu, Allah ın uğrunda gerektiği gibi cihad eden (22 Hac 78)
müminlere yaptığı bir vaaddir:
Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılâba
uğrayıp-devrileceklerini pek yakında bileceklerdir. (26 Şuara 227)
İslam Ülkeleri Arasında Varlıkları ile Yoklukları Belli
Olmayan Organizasyonlar
Osmanlı içinde Arap ve Türk kavmiyetçiliği şeklinde
gelişen iki akımın, çok farklı etnik yapıya sahip bir devleti, bir arada tutma
şansını ortadan kaldıracağı bir gerçekti. Ne yazık ki batı da okumuş Osmanlı
aydınları, mağlubiyetlerin oluşturduğu anaforda batının sinsi siyasetini
yeterince görememiştir. Batı propagandasının yoğunluğu ve Müslüman aydınların
yeterince etkin olamamaları sonucunda Ümmet fikri, yerini etnik kökene dayalı
bir ulusculuğa bırakmıştır.
Arap, Türk ve Fars kavmiyetçiliği, İslam dünyasının
paramparça olmasına ve sınırları cetvelle çizilmiş, tarihi kökleri olmayan suni
devletlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Müslüman coğrafyanın bu şekilde
paramparça edilmiş olması ile kurulmuş ulus devletler, zayıf doğdukları için
tek başlarına batılı sömürgecilere cevap verme veya direnme şansları
olamamıştır. İslam ı endişe ile değil, ümmetin çıkarlarını korumak için ise hiç
değil; iktidarlarının ve/veya Batının çıkarlarını koruyabilmek için(bazı istisnalar
vardır) dayanışma içine girmeye çalışmışlar yada girmek zorunda
bırakılmışlardır. Bu amaçla tarihi süreç içerisinde bir dizi organizasyon
gerçekleştirilmiştir. Bunlar, aşağıda isim olarak verilmektedir(3,4):
Sadabad Paktı (8 Temmuz 1937): Türkiye, İran, Irak,
arasında imzalanmıştır.
Arap Birliği (22 Mart 1944) Başlangıçta; Mısır, Irak,
Ürdün, Suudi Arabistan, Suriye, Lübnan ve Yemen; Daha sonra Libya (1953), Sudan
(1956), Fas ve Tunus (1958), Kuveyt (1961), Cezayir(1962), Güney Yemen(1967),
Bahreyn, Umman, Katar, Birleşik Arap emirlikleri(1971), Moritanya (1973),Somalı
(1974), Filistin Kurtuluş Teşkilatı (1976), Cibuti (1977).
Arap Birliği bünyesinde ise aşağıdaki yapılar
kurulmuştur:
Afrika nın Ekonomik Kalkınması için Arap Bankası (Kasım
1973): Cibuti, Somalı ve Yemen dışındaki Arap birliği ülkeleri.
Arap Ekonomik Birliği Konseyi (1957): Mısır, Irak,
Suriye, Ürdün, Yemen, Kuveyt, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Somalı, Libya,
Moritanya ve Filistin Kurtuluş Teşkilatı.
Ekonomik ve sosyal Gelişme için Arap Fonu (1968): Arap
Birliği tüm ülkeleri.
Arap Para Fonu (2 Şubat 1977): Arap Birliği tüm
ülkeleri.
Körfez İşbirliği Konseyi (27 Mayıs 1981): Bahreyn,
Kuveyt, Uman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri.
Bağdat Paktı (1955-1959): Türkiye, Iran, Irak, Pakistan
ve İngiltere
Merkezi Anlaşma Teşkilatı (CENTO): Türkiye, Iran,
Pakistan ve İngiltere
Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Teşkilatı (21 Haziran
1964-1979): Türkiye, Iran, Pakistan
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (29 ocak 1985): Türkiye,
Iran, Pakistan
Güney Doğu Asya Uluslar Birliği (8 Ağustos 1967):
Malezya, Endonezya, Singapur, Filipinler, Tayland, Brunei Darusselam (7 Ocak
1984)
Afrika birliği Örgütü (22-25 Mayıs 1963): 32 Afrika
ülkesi
İslam Konferansı Teşkilatı (29 Şubat-4 Mart 1972): Tüm
Müslüman ülkeler
D-8 ler (15 Haziran 1997): Türkiye, Pakistan,
Bengaldeş, Mısır, Nijerya, Iran, Endonezya, Malezya.
Yukarıdaki kuruluşlardan İslam Konferansı Teşkilatı ve
D-8 ler hariç diğerleri, genellikle, bölgesel özelliğe haizdir. İslam
konferansı Teşkilatı haricindekiler, ekonomik ve güvenlik ağırlıklıdır. 1996
yılından sonra İslam Konferansı teşkilatı, İslam ı dayanışmayı ve Müslüman
halkların mücadelesini destekleme fikrini ele almıştır. Teşkilatın amaçlarını
belirten ikinci maddenin ilgili bentleri bununla ilgilidir:
1- Üye devletler arasında İslami dayanışmayı
geliştirmek .
3- Irk ayırımı ve
eşitsizliği kaldırmak ve sömürgeciliğin her şeklini kökünden kazımak için
çalışmak,
6- Tüm Müslüman halkların, şeref, bağımsızlık ve ulusal
haklarını koruma açısından, mücadelesini desteklemek. (3)
Ne yazık ki İslam konferansı teşkilatı, Müslüman
coğrafyada ki ihtilaflara müdahale edememiş, çatışmaları durduramamış,
yönetimlerin kendi halklarına yaptığı zulme engel olamamış/olmamıştır.
Etkin Olabilecek Bir Örgüte Olan İhtiyaç
Yukarıda ismi geçen teşkilatların bu zaafını çok iyi
gören Rahmetli Erbakan, etkin olabilecek bir teşkilatın acilen İslam ülkeleri
arasında kurulması gerekliliğine inanmıştı. Bu nedenle, ulusal ve uluslar arası
baskı ortamında, koalisyon hükümetinde, her türlü engellemelere rağmen
D-8 lerin kuruluşuna öncülük etmiştir. Mevcut yapıların temel zaafını göz önüne
alarak D-8 lerin kuruluşunda, D-8 lerin etkinlik prensibi üzerine kurulması
gerektiğine özel vurgu yapmıştır:
Kurmakta olduğumuz D-8 Grubunun en önemli ilkesi
etkinlik olmalıdır. Gerek gelişme yolunda ki ülkelere yürek vermek
bakımından, gerek ileri düzeyde ki sanayi ülkeleri tarafından ciddiye
alınabilmemiz için, etkin bir varlık göstermemiz şarttır. İşte grubumuzun küçük
olması, bir kısmımızın tam bir piyasa ekonomisi şartları içinde hızlı bir
kalkınma performansı göstermesi, bir kısmımızın zengin kaynaklara sahip
bulunmaları, etkin sonuçlar elde etmek için var olması gereken temel şartları
teşkil etmektedir (4)
Sonuç: Zulme Karşı Bir Buçuk Milyar Müslüman ın Gücünü
Harekete Geçirmek
Açıklığa kavuşması gereken en temel soru, bilim ve
teknolojide gerektiği yere gelememiş, ekonomileri güçlü olmayan ve
içerde(ülkeler arasında ve her ülkenin kendi içerisinde) yığınla sorunu olan
Müslüman ülkeler, sanayileşmiş, bilim ve teknolojinin öncülüğünü yapan,
ekonomik yapıları iyi olan G-8 lerle uluslar arası arenada, ne ile ve nasıl
mücadele edebilecektir Uluslar arası politikada, ne ile belirleyici rol alabileceklerdir
Bu sorular, Rahmetli Erbakan a sorulmuştur. Erbakan, 09
Aralık 1996 tarihinde Parlamentoda bütçe üzerine yaptığı konuşmada, bu sorulara
verdiği cevap, emperyalizme, 21. yüzyıl haçlı savaşlarına karşı direnişin ve
aynı zamanda da zaferin ne ile olacağının bir ilkesini ortaya koymuştur:
Efendim, bu gelişmiş ülkelerin karşısına kiminle
çıkacaksınız; Begaldeş le mi, Mısır la mı... 800 milyon insanla çıkıyoruz. 800
milyon insanla...
Bunların karşısına biz hakla çıkıyoruz. Hak... Hak...Hak
Çünkü, bu gün dünyada hakikaten büyük haksızlıklar var. En büyük güç haklı
olmaktır. Bu gün, şu Birleşmiş Milletler Teşkilatında 5 ülkenin veto hakkı var;
bu çelişki değil mi... Bu, elli sene öncenin dünyası; bu dünya böyle yürümez.
Şimdi, bütün dünyanın hepsi haklı bir dünya istiyor; herkes elli yıl sonra
dünyayı yeniden kurmak istiyor. Bu, herkesin temennisidir.
Bakın, bu D-8 ler hareketinin 6 ana umdesi var:
Yeryüzünde savaş değil, barış kim istiyorsa, bu masanın
etrafında oturacak.
Gerginlik değil, diyalog.
Sömürü değil, işbirliği.
Çifte standart değil, adalet.
Kibir, tekebbür değil, eşitlik.
Bir arada, hakka riayet ederek yaşamak.
Yeni dünyanın prensipleri bunlar olacak. Ondan dolayıdır
ki, o sizin çok küçük gördüğünüz, o 800 milyon insan, evet, hakkı üstün tuttuğu
için, bütün insanlığa en büyük hayırlı adımı atacaktır (4)
Bugün, Müslüman coğrafya da, 1,5 milyar insan
yaşamaktadır. Emperyalizmin karşısına 1,5 milyar insanla çıkabilmek, bu
mücadelenin ana nirengi noktasını oluşturacaktır. İnanmış, ne yaptığını bilen,
birbiri ile dayanışma içerisinde olan, teşkilatlanmış 1,5 milyar Müslüman,
tarihin seyrini değiştirebilecek, tüm zülüm sistemlerini yerle bir edecek büyük
bir güçtür.
Ve o zaman;
Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp-devrileceklerini
pek yakında bileceklerdir. ( 26 Şuara 227)
Kaynaklar
1-Dursun D., İslam Dünyasında Dayanışma Hareketleri ve
İslam Konferansı Teşkilatı, Ağaç Yayıncılık, İstanbul,1991 S20-23
2-Dursun D., İslam Dünyasında Dayanışma Hareketleri ve
İslam Konferansı Teşkilatı, Ağaç Yayıncılık, İstanbul,1991 S:26-27
3-Dursun D., İslam Dünyasında Dayanışma Hareketleri ve
İslam Konferansı Teşkilatı, Ağaç Yayıncılık, İstanbul,1991 S: 46-70
4- Alan B. D-8 Yeni bir Dünya, Yörünge yayınları,
İstanbul, S:177, 194.