NATO Nereye Koşuyor?

Abone Ol

ABD ’li düşünür Francis Fukuyama 1992 yılında yayınladığı “Tarihin Sonu” adlı tezinde, kapitalist, liberal batılı modelin dünyanın ulaşabileceği son merhale olduğunu iddia etmişti. İnsanlığın gidebileceği başka bir noktanın artık mümkün olmayacağını ileri sürmüştü. Bu tarihten bir yıl önce ise 1. Körfez Savaşı sırasında baba George Bush ilk defa “Yeni Dünya Düzeni”nden bahsetmişti. Bush’un bu ifadeden kastı SSCB sonrası dönemde yeni uluslararası sistemin ABD öncülüğünde kurulacağını deklare etmekti. Tabi bu deklarasyonun dayandığı askeri ayak NATO ’ydu. Muhtemeldir ki, o dönemin verdiği aşırı olumlu(!) hava Fukuyama’yı cesaretlendirmiş ve “Tarihin Sonu” gibi bencilliğin ve kibrin zirvesi olan bu tez ortaya çıkmıştı. NATO da dünyanın jandarması rolüne kendisini iyice kaptırmaya başlamıştı. Hatta bu süre zarfında bazen kendi üyelerini bile tehdit eder oldu. Aslında NATO demek ABD demekti. Bunu herkes böyle bildi ve buna göre hareket tarzını belirledi. Söz konusu ABD veya batılı herhangi bir devlet olduğunda ‘bir üyeye yapılan saldırının bütün üyelere yapılmış olarak değerlendirileceği’ hükmünü içeren 5. Madde hatırlandı. Ancak 1952’den bugüne NATO üyesi olan Türkiye ’nin karşı karşıya kaldığı tehditler, özellikle SSCB sonrası vuku bulduğunda ise kimse yüksek sesle 5. maddeden bahsetmedi. Öküz ölmüş ortaklık bozulmuştu.

Değil mi ki Sovyetler artık yoktu, o zaman Türkiye’ye eskisi kadar ihtiyaç da kalmamıştı.

Bir arkadaşım vardı. Kardeşi ile kavga ettiğinde dışarı kaçar, eve dönmeyeceğim diye ailesini tehdit ederdi. Onlar da resti çeker, gelmezsen gelme derdi. Uyanık arkadaşım dışarıda bir süre dolaştıktan sonra evin önüne gelir, kimsenin göremeyeceği şekilde evi taş yağmuruna tutardı. Kardeşinin bu durumdan korktuğunu çok iyi biliyordu. Daha sonra hiçbir şey yokmuş gibi sokakta kendisini göstermeye çalışırdı. Evin küçük oğlunun gönlünü yapmak ve onun çocukça korkusunu gidermek isteyen aile büyükleri de, zaten nerede kaldı diye merak ettikleri büyük oğullarını eve çağırırlardı. O da eve girer ve korkudan şaşırmış olan kardeşine olan baskısını devam ettirirdi. Teşbihte hata olmaz. NATO-ABD ile Türkiye ilişkileri bu zamana kadar bundan farklı olmadı. Önce bize karşı tehditleri organize ettiler, ardından oluşturdukları sanal korkularla bizi kendilerine mahkûm etmeye çalıştılar. Şimdi de S-400 savunma sistemleri üzerinden bunu yapmaya devam ediyorlar. Önce gafletimizden istifade ederek etrafımızı ateş çemberine çevirdiler. Şimdi de bize eliniz mahkûm diyorlar. Eğer bu sistemleri Rusya ’dan alırsanız sonuçlarına katlanırsınız diye de tehdit ediyorlar.

Peki, ben bütün bunlara şaşırıyor muyum, tabi ki hayır!

Çünkü zamanında doğru adımları atmayarak bu fırsatı onlara biz verdik. “Bozkırın Tezenesi” ‘kendim ettim, kendim buldum’ diye bağlamanın tellerine vururdu ya, öyle bir şey işte.

Bütün bu gerçekler ışığında bugün üzerimize düşen sorumluluk, 94. yılını idrak ettiğimiz Cumhuriyetin bir asra yaklaşan tecrübesini doğru okuyup ekonomiden, güvenliğe doğru bir gelecek planlaması yapmaktır.

Gelelim şimdi de NATO nereye koşuyor sorusunun cevabına. Bence NATO Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” fikrinden aldığı gazla, S. Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezini haklı çıkarmak için son hızla koşmaya devam ediyor.