Türkiye 55 yıldır NATO üyesi. Yani ortak düşmana karşı birlikte mücadele ediyor ya da etmesi gerekiyor. Kuruluş yıllarında ortak düşman Sovyetler Birliği ve komünizm idi. En azından o yıllar öyle gösteriliyordu. Hür dünyayı Sovyet yayılmacılığına karşı korumak için NATO kurulmuştu. Bunun için kurulduğu ileri sürülüyordu. İki kutuplu dünyada Sovyetlerin Varşova Paktı karşı ABDnin öncülüğünü yaptığı NATO askeri teşkilatları oluşmuştu. Varşova Paktının düşmanı sömürücü kapitalist dünya, NATOnun ise özgürlükleri yok etmeyi hedefleyen Sovyetler Birliğiydi.
Aslına bakılırsa gerek komünizm gerek kapitalizm aynı kültürün ve medeniyetin ürünüydü. Yani ikisi de Batı kültürünün ürünleriydi ve birbirlerine karşı mücadele ediyor görüntüsü altında dünyayı kendi aralarında paylaşmışlardı. İki kutuplu dünyada ülkeler ve milletler kendilerini bu iki güçten birinin kanatlarına sığınmaya mecbur hissediyorlardı. Böylece paylaşım daha da kolaylaşıyor, sömürü alanları kendiliğinden teslim oluyorlardı.
Bu durum Sovyetler Birliğinin dağılması ve komünizmin iflasına kadar sürdü. Sovyetler Birliğinin dağılması ile birlikte Varşova Paktı da dağıldı. Düşman ortadan kalktığına göre aslında NATOnun da dağılması gerekiyordu, böyle bekleniyordu ama aksi oldu. Siyonizm bunu istemedi. Bunun için de yeni bir düşmana ihtiyaç vardı. NATOülkeleri üst düzey yöneticileri yaptıkları bir toplantı da bu yeni düşmanı İslam ve İslam dünyası olarak belirlediler. Böylece artık NATOtatbikatlarında düşman kuvvetlerin rengi kırmızıdan yeşile dönüştürüldü.
Sanıyorum bu izahattan sonra ABD ve müttefiklerinin önce Afganistanı, ardından Irakı işgal etmeleri Afrikada müslüman ülkelerde başlattıkları iç çatışma ve müdahaleler, Filistinde İsraile verilen desteği anlamak çok daha kolay ve doğru olacaktır.
Diyebiliriz ki, artık NATOnun İslam dünyasına yönelik saldırı ve terör eylemlerinde önleyici bir görev üstlenmesini beklemek hayalcilik olur, gerçeği bilmemek ya da görememek anlamına gelir. Bu çerçevede Türkiyeden diğer NATO ülkelerine yönelik terör ve saldırılara karşı NATOüyesi olarak görev üstlenmesi beklenirken Türkiyeye yönelik terör eylemleri ve saldırılar karşısında NATOnun harekete geçmesini beklemek gerçeğe ters düşer. Çünkü, NATOnun belirlediği yeni düşman İslam ve İslam dünyasıdır. Öyle ise İslam dünyasının terörle boğuşması ve güç kaybetmesi NATOnun hedefine hizmet etmektedir. Aynı tesbit AB ve İsrail için de geçerlidir. Onlar Türkiyeden istifade etmek istemekte, bunu kendilerinde bir hak gibi görmektedirler ama Türkiyenin terörle mücadelesinde yardımcı olmamakta, hatta teröre destek vermektedirler.
Bu gerçekler ışığında Türkiye artık durumunu ve konumunu yeniden tesbit etmek durumundadır. Bunu yapmadan terörle mücadelede başarılı olması zorlaşır, kayıplarımız artar. Artık bilinmelidir ki, Türkiyenin PKKterörü ile mücadelesi aynı zamanda ABDile mücadelesidir, AB ile mücadelesidir, hatta dünya siyonizmine karşı verilen mücadeledir. İsrail, ABD ve AByi dost belleyerek terörle sürdürülecek mücadelede netice almak imkansız değildir ama zordur. Yıllardan beri terörün kökü kazınamamış ise bilinmelidir ki, bunda teröre NATO, ABD ve ABnin verdiği destek etkili olmuştur.
Seçim meydanlarında terör istismarı yaparak da bir yere varılamaz. ABDnin, ABnin ve İsrailin sırtını sıvazlayarak terörle mücadele nutukları atanların samimiyetinden söz edilemez. Terörle mücadelede samimi olanlar artık terörün arkasındaki güçlerin İsrail, NATO, ABD ve ABnin olduğunu görmeli ve bunlara karşı kesin tavırlarını belirleyip bunu ilan etmelidirler.
Erkeklik burada belli olur. Bu hususta biraz olsun Erbakan Hocaya kulak verirlerse gerçek erkekliğin nasıl sergileneceğini de görmüş olurlar. Bir yandan ülkemizin düşmanlarını dost belleyeceksiniz ondan sonra da terörle mücadelede başarılı olunacağını sanacaksınız, bu mümkün değildir.