Derdim NATO’dan savunma füzeleri istenmesini polemik konusu
yapmak değil. Eğer NATO üyesi isek ve bu üyeliğimiz sebebiyle gerektiğinde
NATO’yu yanımızda göreceğimize inanıyorsak bugün NATO’dan Patriot füze sistemi
istememizin yadırganacak fazla bir yanı olamaz. Çünkü esas olan Türkiye’nin
NATO üyeliğini sürdürüp sürdürmemesidir. Tartışılması gereken budur. NATO
üyeliğimizin bize ne katkısı olduğunun tartışılmasıdır Kısacası artık NATO
üyeliğimizin sorgulanması gerekiyor.
Bir zamanlar bu ülkede NATO karşıtı geniş
bir kesim vardı. Şimdilerde o kesim de itirazlarını geri almış görünüyor. Herne
ise, ABD öncülüğündeki ülkeler topluluğu yıllar önce Sovyet yayılmacılığını
önlemek iddiası ile NATO askeri ittifakını oluşturmuşlardı. Buna karşılık
Sovyetler Birliği’nin de Varşova Paktı vardı. Zaman içinde Sovyetler Birliği
dağılınca Varşova Paktı’da kendiliğinden ortadan kalkmış oldu. Ne var ki,
Varşova Paktı’na ve Sovyet yayılmacılığına karşı oluşturulduğu ileri sürülen
NATO, varlığını tüm bu gelişmelere rağmen sürdürüyor.
Kuruluş sebebi olan tehlike ortadan kalkmış ama NATO
kalkmamıştır. Bu arada NATO varlığını koruyabilmek için kendisine yeni bir
düşman bulmuş, daha doğrusu icat etmiştir: Bu tehlike İslam’dır. Türkiye’de
halkı Müslüman bir ülke olduğuna göre kendi inanç sistemini düşman olarak gören
ve yorumlayan bir askeri ittifak içinde varlığını sürdürüyor olması dikkat
çekici değil midir Böyle bir Türkiye İslam ülkelerinin birliğini sağlayabilir
mi Sağlayacaksa bunu ne adına yapacaktır
Aslında sevgili Adnan Öksüz dünkü yazısında Patriotların
gelişi ile ilgili akla gelebilecek tüm soruları dün sıralamış, okuyucularımızın
dikkatini bu konu üzerine çekmeye çalışmıştı. Sıraladığı soruların cevaplarını
da büyük ölçüde bildiğini düşünüyorum. Benim maksadım ise olaya daha farklı
açıdan bakmak. Çünkü NATO’dan Patriot füzeleri istendiği haberleri medyaya ilk
yansıdığında bir takım yetkili ve sorumlular böyle bir isteklerinin olmadığını
açıklamışlardı. Son gelişmeler bu açıklamaları yalanlıyor. Bu işin bir boyutu…
İkinci boyutu ise Patriotların NATO’dan istendiği ve bu isteğe müspet cevap
verildiği kesinleşince bu defada “Patriotları istedik, ülkemizde
konuşlandırılacak ama tetik, yani kumanda bizim elimizde olacak” denilmeye
başlandı.
Bu noktada akla gelen soru şudur; Patriotlar bize ait
olmadığına ve NATO demek Türkiye anlamına gelmediğine göre kumandası nasıl
olacak da sadece bizde olacak Mademki kumanda bizde olacak çeşitli ülkelere
ait NATO askerleri niçin gelecek
Bir ittifak içindeyseniz ittifaka ait silahların kullanımına
tek başınıza, ittifak üyelerinden bağımsız karar verilmesi akla uygun gelmiyor.
Bunu söylerken yukarıda da belirttiğim gibi derdim savunmaya yönelik bu
füzelere karşı çıkmak değil. Sadece millete karşı net olunması gerektiğine
dikkat çekmeye çalışıyorum. Biz ne söylersek millet sorgusuz kabul eder
anlayışı doğru bir yaklaşım değildir.
Bu arada insansız hava araçları yoluyla toplanan istihbarat
bilgilerinin de sadece bize geldiği, hiçbir başka süzgeçten geçmediği söylendi
ama işin aslının öyle olmadığı biliniyor. Bu bakımdan gerek istihbarat için
gerek savunma için ihtiyaç duyduğumuz araç ve gereçleri kendimiz üretmediğimiz
sürece bu vasıtaların kontrolünün sadece bize ait olacağını sanmak ve söylemek
doğru olmaz.
Bu bakımdan topraklarımızı savunmak için ihtiyaç duyduğumuz
savunma amaçlı füzeleri en kısa zamanda kendimizin üretmesi gerekiyor. Başka
türlü ne tam bağımsız ne de bölgemizde belirleyici olabiliriz. İster ABD’den
doğrudan, ister NATO’dan temin edelim her türlü askeri araç ve gereçleri
istediğimiz gibi kullanma imkânımız olmaz. Çünkü verenler yarın canları
istediğinde geri çekebilirler. Başkalarının insafına sığınarak ülke savunması
gerçek anlamda sağlanamaz. Suriye’deki olaylar sonucu NATO’dan savunma amaçlı
füze talep etme zorunda kalışımız dileriz bu konuda yeniden düşünmemizi sağlar.